Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2020/8216 E. 2021/2112 K. 02.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/8216
KARAR NO : 2021/2112
KARAR TARİHİ : 02.03.2021

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda; davanın reddine yönelik olarak verilen hüküm, davacı vekili tarafından. duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 02/03/2021 tarihinde davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. .. geldiler. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, davalının kardeşi olduğunu, davacının ödemesi gereken kredi kartı harcamalarını, doğalgaz, elektrik, su faturalarını, kooperatif üyelik ödemelerini, sigorta poliçelerini, motorlu taşıt vergilerini bizzat ödediğini, ödemelerin vekaletsiz iş görme hükümlerine tabi olduğunu, yapılan tüm ödemelerin kendisine ait banka hesabından yapıldığını, davalının bunları kendisine geri ödememesi nedeniyle davalı hakkında yaptığı icra takibinin davalının itirazı ile durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacı kardeşi ile şirket ortağı olduklarını, davacının şirket mal varlığı üzerinde usulsüz işlemler yaptığını, şirketten uzun yıllardır maaş veya kar payı almadığını buna karşılık şahsi ve ailevi harcamalarının şirketçe karşılandığını, kendisi adına davacı tarafından yapılmış olan ödemelerin aslında ödenmeyen şirket kazancının bir bölümü olduğunu ve davalı ile aralarında şirketin tasfiyesine yönelik dava bulunduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın reddini karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1-Mahkemenin, 30/09/2014 tarihli, 2012/615 Esas 2014/533 Karar sayılı , davacı ile davalının şirket ortağı oldukları, bu ilişki dikkate alındığında ödemelerin davalının bilgisi çerçevesinde gerçekleştiğinin kabulü gerektiği ve bu nedenle vekaletsiz iş görme hükümlerinin uygulanma olanağı bulunmadığı, uyuşmazlığın şirketin tasfiyesine ilişkin ticari davada çözülmesi gerektiği gerekçesi ile davanın reddine ilişkin kararının davacı tarafından temyizi üzerine 13. Hukuk Dairesinin 21.01.2016 tarih, 2015/29060 Esas, 2016/1269 Karar sayılı ilamı ile “ davacı bu davada şahsi olarak davalı adına yaptığını ileri sürdüğü harcamaların vekaletsiz iş görme hükümlerine dayanarak tahsilini talep etmektedir.

Mahkemece gerekçede sözü edilen …. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/367 esas dosyasının ise davacı ile davalının ortak oldukları şirketin tasfiyesine ilişkin olduğu anlaşıldığından, mahkemenin davacının şahsi hesabından davalı adına yaptığını ileri sürdüğü harcamaların tahsiline ilişkin isteminin şirketin tasfiyesine ilişkin davada çözülmesi gerektiğine ilişkin tespiti hatalıdır. O halde mahkemece işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. “gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.”
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını, ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yeralan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3.maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı …nun 297. (Mülga HUMK.nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Somut olayda; mahkemece karar gerekçesinde ” bozma ilamına uyularak ek rapora tevdi edilen dosya tekrar hesaplanmış ve yapılan bilirkişi incelemesi raporunda takip tarihi itibariyle 399.941,57TL’nin davacı yanca davalıya ödendiği banka ekstresinde poliçe bedeli ödemesi açıklaması ile sarf edilen toplam 2.825,20TL’nin ödemenin davalı hesabına yapılmış olduğunun ispatlanmaması sebebiyle rakama dahil edilmediğinin belirtildiği “denilmek suretiyle hüküm ile gerekçe arasında çelişki yaratılmıştır. Bu itibarla, karar gerekçesinin ve hüküm fıkrasının kendi içinde çelişkili olması tek başına bozma sebebi oluşturduğundan, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. Ayrıca, mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra bozma ilamı doğrultusunda hüküm kurulmaması da doğru olmamıştır.
2-Bozma nedenine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 3.050,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/03/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.