YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/11438
KARAR NO : 2021/1708
KARAR TARİHİ : 18.02.2021
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; elektrik abonesi olduğu davalı şirketin 2005-2006 yıllarına ait borç nedeniyle aleyhinde takibe giriştiğini, söz konusu borcu 2011 yılında yapılandırarak davalı şirket ile yeniden abonelik sözleşmesi imzadığını, bu süre zarfında kullanılmadığından eskiyen sulama sistemini yenilediğini ve 15.07.2011 tarihinden itibaren elektrik kullanmaya başladığını, ancak davalı şirkete bağlı görevlilerin 14.07.2012 tarihinde gerçeğe aykırı olarak kaçak elektrik kullanıldığı yönünde tutanak düzenlediklerini, sonrasında davalı şirketin normal tüketim bedeli olan 4.247,30 TL, kaçak elektrik tüketim bedeli olan 206.828,30 TL ve yapılandırmaya konu 4.439,46 TL ve 2.032,30 TL borcu mükerrer olarak takibe konu ettiğini ileri sürerek; başlatılan takip nedeniyle borçlu olmadığının tesbiti ile davalının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
Davalı; yapılandırmaya rağmen davacının 2012 ve 2013 yıllarına ait taksitleri ödemediğini, 14.07.2012 tarihinde yapılan kontrolde akım trafosu ve gerilim uçları boşa çıkartılmak sureti ile sayacın çalışmasının engellendiğinin tespit edildiğini, ilgili mevzuat uyarınca elektriğin verildiği 15.07.2011 tarihi esas alınarak kaçak elektrik faturası tanzim edildiğini, ödenmeyen taksitler ile kaçak faturasının tahsili için davacı aleyhine takip başlatıldığını savunarak; davanın reddi ile davacının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile davacının 45.009,62 TL borçlu olduğunun tespitine, tarafların tazminat taleplerinin reddine dair verilen hüküm; tarafların temyizi üzerine, Dairece verilen 19.06.2018 tarihli ve 2016/17424 Esas 2018/6722 Karar sayılı ilamla; hükme esas alınan kök ve ek raporların birbiriyle çelişkili olması nedeniyle elektrik ve elektronik mühendislerinden oluşturulacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulundan Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği ile bu yönetmelik uyarınca alınan 622 sayılı karar hükümlerini değerlendiren rapor aldırılması ve ulaşılacak sonuca göre uyuşmazlığın esası
hakkında karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama sonunda; alınan bilirkişi raporu ile davacının borçlu bulunduğu tutarın 4.647,57 TL olarak belirlendiği, rapora itiraz eden davalının ek rapor talebi ile ilgili olarak delil avansını süresinde yatırmadığı gerekçe gösterilerek; davanın kısmen kabulü ile davacının 227.793,79 TL davalıya borçlu olmadığının tespitine, koşulları oluşmadığından davacı ve davalının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, tarafların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalı şirket tarafından davacı köy tüzel kişiliği aleyhine 206.828,30 TL kaçak elektrik tüketim bedeli, 4.247,30 TL normal tüketim bedeli ve 2005-2006 yıllarına ait borca ilişkin olarak 2011 yılında yapılan yapılandırma sonucu ödenmeyen 4.439,46 TL ve 2.032,30 TL olmak üzere toplam 217.547,28 TL asıl alacak ile 1.057,97 TL işlemiş faiz, 12.700,42 TL gecikme zammı, 2.286,07 TL gecikme zammı KDV’si dahil toplam 233.591,71 TL üzerinden icra takibi başlatıldığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda; davalı şirketin, davacı köy tüzel kişiliğinden icra yoluyla talep ettiği asıl alacak; elektrik tüketim bedeli, yapılandırma borcu ve normal elektrik tüketim bedeli olmak üzere üç ayrı kalemden oluştuğu halde, mahkemece yapılandırma borcu hakkındaki talebi değerlendirilmeksizin sadece kaçak elektrik tüketim bedeli ile 2011 ve 2012 yıllarına ait elektrik tüketimi talepleri hakkında yazılı şekilde karar verilmiş olması, HMK’nın 297/2 maddesine aykırıdır.
3- Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
HMK’nın “Delil ikamesi için avans” başlıklı 324. maddesinde; taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorunda oldukları, tarafların birlikte aynı delilin ikamesini talep etmiş olmaları halinde ise gereken gideri yarı yarıya avans olarak ödeyecekleri, taraflardan birisinin avans yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde diğer tarafın bu avansı yatırabileceği, aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümlerin ise saklı olduğu belirtilmiştir.
Aynı Kanun’un “Kesin süre” başlıklı 94. maddesi uyarınca; kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, miktarının net olarak belirlenmesi gerekir. Ayrıca verilen sürenin amacına uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.
Açıklanan madde hükümleri uyarınca; delil ikamesi avansının verilen kesin süre içinde yatırılmamasının, davanın dava şartı yokluğu ile reddine neden teşkil etmeyeceği, tarafın belirtilen sürede delil avansı giderini yatırmazsa dayandığı o delilden vazgeçmiş sayılacağı gözetilerek, mahkemece delil avansına yönelik ara kararında, hangi delil için ne miktarda avans yatırılacağı açıkça belirtilmeli, delil avansının verilen kesin süre içinde yatırılmaması halinde bu delilin ikamesinden vazgeçildiğinin kabulü ile dosya kapsamındaki delillere göre karar verileceğinin ihtar edilmesi gerekir.
Somut olayda ise; davalı şirketin bilirkişi raporuna itirazı üzerine ek rapor tanzimi hususunda mahkemece verilen 15/10/2019 tarihli ara kararında; bilirkişi ücretinin öncelikle davalı şirket tarafından yatırılan gider avansından, eksik olması halinde iki haftalık kesin süre içinde davalı şirket tarafından karşılanmasına karar verilmiş olup, davalı şirketin yatırması gereken avans miktarın ne olduğu açıkça belirtilmemiştir. Diğer bir anlatımla, delil avansının yatırılması için verilen kesin süre, usule uygun değildir. Yukarıda da açıklandığı üzere, kesin sürenin sonuç doğurabilmesi için usulünce ve eksiksiz olması gerekmektedir.
Bundan ayrı, davalı şirket tarafından davacı köy tüzel kişiliği aleyhine 206.828,30 TL kaçak tüketim bedeli tahakkuk edildiği, bozmadan önce alınan bilirkişi raporunda kaçak elektrik tüketimine ilişkin olarak davacı köy tüzel kişiliğinin 45.009,62 TL’den borçlu olmadığının tespit edildiği, hükme esas alınan 26.07.2019 tarihli bilirkişi raporunda ise, kaçak tüketim bedelinin 2.622,72 TL hesaplandığı görülmüştür. Davalı şirket,icra dosyasındaki talebi ile hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplanan miktar arasında fahiş oranda fark bulunduğu ve bilirkişi raporuna ilişkin teknik açıklamalarda bulunarak itiraz ettiği halde, mahkemece eksiklik veya belirsizlik arz eden noktaların açıklığa kavuşturulması için ek rapor alınmasına ve sonucu dairesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması da doğru görülmemiştir
Buna göre, mahkemece yapılacak iş; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, HMK’nın 324. maddesi kapsamında bilirkişi raporu alınması için gerekli delil avansını yatırması için davalı şirkete usulüne uygun süre vermek, verilen kesin süre içerisinde delil avansının yatırılmaması halinde davalı şirketi talep ettiği delilin ikamesinden vazgeçmiş sayarak dosyadaki diğer delilleri değerlendirmek, aksi halde ise davalı şirketin davacıdan talep ettiği alacak kalemleri hakkında yeniden konunun uzmanlarından oluşturulacak bilirkişi kurulundan, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor almak ve hasıl olacak sonuca göre davacı tarafın her bir talebi hakkında karar vermek olmalıdır.
Kabule göre de; 6360 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle davacı köyün tüzel kişiliği kaldırıldığından, aynı Kanun’un geçici 1. maddesinin 13. fıkrası gereğince davaya konu köyün mahalle olarak katıldığı belediye tespit edilerek, ihbarda bulunulması ile davacı vekiline 6100 sayılı HMK’nın 77/1. maddesi uyarınca 6360 sayılı kanun gereğince değişen davacılık sıfatı bakımından vekaletname sunması için ihtaratlı kesin süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususların nazara alınmaması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince ikinci bendde açıklanan nedenle davacı yararına, üçüncü bendde açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.