YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5406
KARAR NO : 2021/1509
KARAR TARİHİ : 16.02.2021
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar, vefat eden murisleri …’in, göğsünde hissettiği rahatsızlık üzerine 05/05/2009 tarihinde … Hastanesinde EKG çektirdiğini ve sonuçta kalbinde ritim bozukluğu olduğunun tespit edildiğini, bunun üzerine aynı gün tam teşekküllü olduğu bilinen davalı şirketin sahibi olduğu … Hastanesine gelerek uzman doktor önerisiyle anjiyo yapıldığını, davalı … tarafından yapılan anjiyo esnasında hasta …’in kalp damarlarından birinin patlaması sonucunda, hastanın yoğun bakım ünitesine alındığını, hastanın durumunn kötüleşmesi nedeniyle anestezi ve Yoğun Bakım Uzmanı davalı …’in çağrıldığını, Anjiyo sonrasında ameliyathaneyi terk eden …’ün yoğun bakıma gelmesi ile …’in …’e “Allah cezanı versin bu kaçıncı hatan” diyerek tartıştıklarını, yoğun bakım ünitesine gelen davalı …’in hastanın ameliyata alınıp alınmaması hususunda kararsız kaldığını, ancak hastanın ağır durumda olmasına rağmen anjiyo sırasında patlayan damarların onarılması için By-Pass’a alındığını, ameliyat sonrasında …’in 12 gün boyunca yoğun bakım ünitesinde kaldığını ve 17/05/2009 tarihinde yoğun bakım ünitesinden çıkartılarak servise indirildiğini, hastanın serviste kaldığı iki günün ardından tekrar rahatsızlanarak yoğun bakım ünitesine alındığını, hastanın kan değerlerinin sürekli yüksek çıkması sonucunda yapılan tetkikler neticesinde, hastanın “Hastane Mikrobu” kapmış olduğunun belirlendiğini, hastane mikrobu kapmış olmasına rağmen hastanın tedavisi için uzman doktor yardımı alınmadığını ve davalı Op.Dr…. ve davalı …’in kendi uzmanlık alanları olmamasına karşın, hastayı tedavi etmeye çalıştıklarını ve bunun sonucunda da hastanın durumunun gün geçtikçe ağırlaştığını, bunun üzerine Profesör düzeyinde uzman tarafından kontrol edilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacılardan doktor getirtilmesinin istendiğini ve bu istek üzerine dava dışı Profesörün geldiğini ve hastanın tıp fakültelerinden birine hastanın nakil edilmesi gerektiğini söylediğini, uygulanan ilaç tedavisinde de bazı değişiklikler yaptığını, hasta …’in 28/05/2009 tarihinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Bilim Dalı yoğun bakım ünitesine sevk edildiğini fakat yapılan tüm müdahalelere rağmen …’in 12/06/2009 tarihinde vefat ettiğini, vefatın gerçekleştiği Cerrahpaşa Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Ölüm Belgesi” nde ise ölüm nedeninin, hastanede kapmış olduğu mikropların oluşturduğu enfeksiyonlar olduğunun açıkça görüldüğünü, …’in ölümü ile davacıların maddi ve manevi çöküntüye uğradıklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, baba … için 150.000-TL, anne … için 150.000-TL, kardeş … için 70.000-TL ve kardeş … için 70.000-TL olmak üzere toplam 440.000-TL manevi, destekten yoksun kalma tazminatı olarak 15.000-TL ve ayrıca yapılan harcamalar karşılığı olarak şimdilik 30.000-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiz ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK 386-390)
Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafifte olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolu seçmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa, mahkemece, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden akademik kariyere sahip 5 kişilik uzman bilirkişi heyetinden alınan bilirkişi raporunun sonuç kısmında ” …Dosyanın yanı sıra davalıların ve hastane mesul müdürünün savunması ve tanık ifadeleri göz önünde bulundurulduğunda, yoğun bakıma ya da servise alınan bir hastadan hangi uzmanın sorumlu olduğu, sunulan mikrobiyoloji hizmetlerinin kalite ve güvencesinden hangi uzmanın sorumlu olduğu, Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği hükümlerinin uygulanmasından kimin sorumlu olduğu belirsizdir. Kadrolu olmayan infeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanının çalışma koşulları tanımlanmamıştır. Sonuç olarak, ameliyat sonrası bakım aşamasında ortaya çıkan tıbbi sorunların aşılamamasından, hastanenin iyi tanımlanmamış çalışma düzeninin, dolayısıyla hastane idaresinin sorumlu olduğu, davacıların murisin talihsiz akıbetinden dolayı tek tek davalı doktorlara kusur izafe edilemeyeceği kanaati” bildirilmiştir. Mahkemenin itiraz üzerine aldığı Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporları ise itirazları karşılamaktan uzak olmasının yanında, sonuç olarak davalıların her birinin kusur durumunu da ayrı ayrı değerlendirmemiştir. O halde mahkemece, yukarıda anılan 19.04.2012 havale tarihli bilirkişi heyet raporunda tespit edildiği gibi davalı doktorlara atfı kabili kusur bulunmadığı gözetilerek davalı özel hastanenin sorumlu olduğu dikkate alınarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine dair hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.