YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/30213
KARAR NO : 2021/2417
KARAR TARİHİ : 15.02.2021
Karşılıksız yararlanma suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 163/3 ve 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/03/2013 tarihli ve 2010/627 esas, 2013/212 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 14/09/2020 gün ve 8942-2020 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/10/2020 gün ve 2020/81947 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Her ne kadar Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/03/2013 tarihli kararı ile kaçak elektrik kullanım bedelinin sanık tarafından ödenmediği ve kısmi ödeme nedeniyle etkin pişmanlık hükümlerinin ilgili kurumun muvafakatinin bulunmaması nedeniyle uygulanmayacağı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, sanık tarafından yapılan 30/06/2011 tarihli kısmi ödemenin vergili ve cezalı borç miktarının tamamının taksitlendirilerek ilgili kurum tarafından yeniden yapılandırılması kapsamında gerçekleştiği,
Benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 09/04/2018 tarihli ve 2018/616 esas, 2018/4761 karar sayılı ilamında “Kurum zararının soruşturma aşamasında ödenmesi hâlinde TCK’nın 168/5. fıkrası gereğince kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi gerekli olduğu, bu konuda soruşturma aşamasında yapılması gerekip yapılmayan usûl işlemlerin kovuşturma aşamasında tamamlanması sebebiyle bilirkişi tarafından normal tarifeye göre hesaplanan vergili ve cezasız kurum zararının, varsa daha önce yapılan ödemeler kurumdan sorulup mahsup edildikten sonra kalan miktar belirlenip, verilecek makul sürede ödenmesi hâlinde etkin pişmanlıktan faydalanabileceği, TCK’nın 168/5 ve CMK’nın 223/8. fıkraları uyarınca kovuşturma şartı gerçekleşmediği için suç tarihine göre düşme kararı verileceği, ödenmediği takdirde yargılamaya devamla dosyadaki delillere göre hüküm kurulacağı tebliğ ve ihtar edilip yüze karşı ise talep etmesi hâlinde, tebligat yapılıyor ise makul bir süre verilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği halde, eksik kovuşturma ile mahkûmiyet hükmü kurulması,..” şeklinde belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun’un 168/5. maddesi uyarınca sanığa etkin pişmanlıktan yararlanabileceği hususu hatırlatılıp, talep etmesi hâlinde zararı gidermesi için kendisine süre verilerek sonucuna göre sanığın hukukî durumunun değerlendirilmesi gerektiği cihetle, somut olayda, sanığın bilirkişi tarafından normal tarifeye göre hesaplanan vergili ve cezasız kurum zararının, varsa daha önce yapılan ödemeler kurumdan sorulup mahsup edildikten sonra kalan miktar belirlenip, verilecek makul sürede ödenmesi hâlinde etkin pişmanlıktan faydalanabileceği hususunun ihtar edilmesini müteakip sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya kapsamına göre, sanık …’in yokluğunda verilen 13.03.2013 tarihli karar doğrudan sanığın MERNİS adresine tebliğe çıkartılıp bu adreste birlikte oturduklarını beyan eden Ali Özen isimli şahsın imzasına 11.04.2013 tarihinde tebliğ edilerek sanık hakkında anılan kararda yer alan mahkûmiyet hükmünün kesinleştirildiği anlaşılmakta ise de; 11.04.2013 tarihli tebliğ mazbatasında 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 23/9. maddesine aykırı olarak tebliğ memurunun imzası bulunmadığı gibi 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. madde ve fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun’un 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bilâ tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği gözetilmeksizin, sanığın savunmasında bildirdiği ve bilinen son adresi olan Baraj Mah. 5807. Sk. No:30 Kepez/Antalya adresi yerine doğrudan sanığın MERNİS adresi olan Baraj Mah. 4445. Sk. No:186/7 Kepez/Antalya adresine gerekçeli karar tebliği yapıldığı anlaşılmakla ve anılan sebeplerle gerekçeli karar tebliği işlemi geçersiz olduğundan hükmün usulüne uygun kesinleşmediği belirlenmekle; kesinleşmemiş kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağından, 13.03.2013 tarihli kararın sanık …’e tebliğ edilip, usulüne uygun olarak kesinleştirildikten sonra yeniden kanun yararına bozma isteminde bulunulması mümkün olup, (ANTALYA) 5. Asliye Ceza Mahkemesinin henüz kesinleşmeyen 13.03.2013 tarihli ve 2010/627 E., 2013/212 K. sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 15/02/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.