YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4544
KARAR NO : 2019/9228
KARAR TARİHİ : 17.10.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılardan Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, vekil edeni vakfın, dava konusu 4 parsel sayılı taşınmazın, …’ın Türkiye’ye ilhakından bu yana maliki olduğunu, taşınmazın içerisinde tarihi kilise binası ile vakıf cemaatinin fukaralarının iskan edildiği bir kısım gecekonduların bulunduğunu, tapu kayıtlarında vekil edeni vakfın adının “Rum Ortodoks Taifesi” şeklinde yanlış olarak yazıldığını, tapu kaydında düzeltim için… 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/355 Esas sayılı dosyası ile açmış oldukları davanın kabul edildiğini ancak, Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 2010/7782 Esas sayılı ilamı ile tapuda isim düzeltilmesinin mülkiyet nakline neden olacağı gerekçesi ile hükmün bozulduğunu, bu nedenle huzurdaki davanın açıldığını, vekil edeni vakfın iyiniyetli zilyet ve malik olup, Osmanlı İmparatorluğu ve Fransız işgali zamanı da dahil olmak üzere, …’ın Türkiye’ye ilhakından beri taşınmazı kullandığını, tapu kaydında görünen Rum Ortodoks Taifesinin gerçekte olmadığını, bu nedenle bulunamayacağını açıklayarak, taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edeni Rum Ortodoks Kilisesi Fukara Vakfı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan Hazine vekili, dava konusu yerin Hazine’ye ait olmadığını bu nedenle Hazine’ye husumet yöneltilemeyeceğini, davacı tarafın, davalı … Ortodoks Taifesi ile aynı kişi olduğunu beyan ettiğini, davalı ile davacının aynı kişi olması durumunda böyle bir dava açılamayacağını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesi ile davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın, “Mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve değerlendirmede isabet bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde belirtilen maddi olaylara göre hukuki nitelendirmeyi yapmak hakimin görevidir. Dava dilekçesinde davacı vakıf çok eskiden beri dava tarihine kadarki zilyetliğe dayanmıştır. Dava konusu taşınmaz Rum Ortodoks Taifesi adına tescil edilmiş ise de malikin kim olduğu belli değildir. Her ne kadar tespitten önceki zilyetliğe dayalı iddia hak düşürücü süreye uğramış ise de davacı vakıf tarafından kadastro tespitinden sonraki kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine de dayanılmış olmakla Mahkemece davanın kadastro sonrası nedene dayalı tapu iptal ve tescil davası olarak nitelendirilerek Vakıflar Kanunu’nun 12. maddesi de nazara alınarak M.K’nin 713/2 maddesindeki şartların davacı vakıf yararına gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmamış ve değerlendirme dışı bırakılmıştır. Hal böyle olunca davacı vakfın M.K’nin 713/2 maddesi çerçevesinde delilleri toplanarak ve toplanan deliller değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken sadece tespit öncesi dönem dikkate alınmak suretiyle davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur” gerekçesi ile Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin 29.09.2015 tarihli ve 2015/12413 Esas, 2015/10842 Karar sayılı ilamı ile bozulması üzerine, Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karar, davalılardan Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, TMK’nin 713/1. fıkrasındaki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve 2. fıkrasında yer alan, “…maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” hukuki sebeplerine dayalı olarak açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Kanun’un açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK‘nin 10.4.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren ve araştırmayı yapan herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden malikin kim olduğunun anlaşılamamasından; o kişinin tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs kastedilmemektedir.
Dosyanın incelenmesinden; dosya ekindeki… 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/496 Esas sayılı dosyası arasında bulunan, dava konusu 4 parsel sayılı taşınmazın Tahdit ve Tahrir Sınırlandırma Beyanına göre, taşınmazın elli seneden beri… Taifesi’nin tasarrufu altında bulunduğunun tespit edildiği, bu tespite istinaden.. Taifesi adına 15.10.1930 tarihinde tesis kadastrosu ile tapu kaydının oluşturulduğu; Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından dosyaya ibraz edilen 06.02.2012 tarihli yazıda, davacı vakfın, Vakıflar Kanunu’nun 4.maddesine göre özel hukuk tüzel kişiliğine sahip vakıflardan olduğunun ve mal edinebileceğinin bildirildiği; Vakıflar Genel Müdürlüğü ile davacı vakıf arasında daha önce Danıştay 12.Dairesinin 1976/241 Esas,1977/322 Karar sayılı dosyası ile görülen uyuşmazlık sonucu verilen kararda, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından,…’da Rum Ortodoks Taifesi Fukara Vakfı ve Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı olmak üzere iki ayrı vakfın olduğunun ileri sürüldüğünün ancak… Kaymakamlığının 12.02.1972 tarihli ve 1095 sayılı yazısı içeriğinden de anlaşılacağı üzere,…’da şimdiye kadar Rum Ortotoks Kilisesi Vakfı dışında bir rum vakfının kuruluşunun sözkonusu olmadığının bildirildiği; eldeki dava dosyasının yargılaması sırasında dinlenilen tanık ve mahalli bilirkişilerin, dava konusu taşınmazın, kanunun aradığı 20 yıllık sürenin çok öncesinden beri davacı vakıf tarafından kullanıldığını beyan ettikleri; tüm dosya kapsamına göre davacı vakıf lehine TMK’nin 713/2 maddesinde aranan koşulların gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, davalılardan Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilamında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre, davalılardan Hazine vekilinin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul, Kanun ve bozma gereklerine uygun bulunan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 2588 sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 13/j maddesi uyarınca Hazine’den harç alınmasına mahal olmadığına, 17.10.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.