YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/31607
KARAR NO : 2021/1427
KARAR TARİHİ : 02.02.2021
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanık … hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, önce bilinen en son adres (Bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından, tebligata, Tebligat Kanunu’nun 23/1-8 ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerekirken; dosya kapsamına göre yokluğunda verilen kararın sanığa, kovuşturma aşamasında bildirdiği adresine tebligat çıkarılmadan, doğrudan MERNİS adresine tebligat çıkarıldığı ve işyerinde daimi çalışanına 20/11/2015 tarihinde tebliğ edildiği, ancak doğrudan MERNİS adresine yapılan tebliğ işleminin usulüne uygun olmadığının anlaşılması karşısında; sanığın 18/01/2016 tarihli temyiz isteminin öğrenme üzerine süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5237 sayılı TCK’nin 53/1. maddesine göre, anılan madde ve fıkrada belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmanın, kasten işlenmiş bir suçtan dolayı verilen hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olması karşısında, 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. Sanığın etrafı çevrili olmayan bahçe içinden motorsiklet çalma şeklindeki eylemi TCK’nın 142/1-e maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu halde TCK’nın 142/1-b maddesi ile uygulama yapılması sonuç ceza değişmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hâkimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle eleştiri dışında hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA,
2-Suça sürüklenen çocuklar hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
A-Suça sürüklenen çocuk … hakkında, talimat üzerine Mersin 3. Asliye Ceza Mahkemesinde 13/10/2014 tarihinde müdafisi huzurunda alınan savunmasında akıl sağlığının yerinde olmadığını ve raporunun aldırılmasını talep ettiği, müdafininde savunmaya katılarak aynı yönde talepte bulunduğu dikkate alınarak, TCK’nın 32. maddesi kapsamında suça sürüklenen çocuğun akıl hastalığının bulunup bulunmadığının, CMK’nın 74. maddesine göre yapılacak tetkik sonucu tespit edilerek sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi,
b-Suç tarihinde 15-18 yaş grubu içerisinde bulunan suça sürüklenen çocuğun işlediği fiillerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiillerle ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından dosya kapsamında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 35/1 maddesi uyarınca usulünce sosyal inceleme raporu alınmadan veya alınmaması durumunda gerekçesi kararda gösterilmeden hüküm kurulması,
c-Suça sürüklenen çocuk hakkında ceza tayini sırasında alt sınırdan saptama yapılmasına rağmen TCK’nın 51/3 maddesine ve orantılılık ilkesine aykırı olarak, denetime olanak verecek şekilde gerekçeleri gösterilmeden denetim süresinin 2 yıl olarak belirlenmesi,
B-Suça sürüklenen çocuk … hakkında; a-Suça sürüklenen çocuk hakkında psikolog tarafından düzenlenen 26/03/2014 tarihli sosyal inceleme raporunda; “Suça sürüklenen çocuğun yaşına uygun zihinsel yeterlilikte olmayabileceği” nin belirtilmesi karşısında, suça sürüklenen çocuğun işlediği hırsızlık fiilinin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemle derecede azalıp azalmadığı konusunda Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan ya da Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinden kurul raporu aldırılıp, suça sürüklenen çocuğun TCK’nın 31/2 maddesi kapsamında yaş küçüklüğünün ve TCK’nın 32/1 veya 32/2 maddeleri kapsamında akıl hastalığının bulunup bulunmadığının tespit edilerek sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği halde eksik kovuşturma ile mahkumiyet hükmü kurulması,
b-Suça sürüklenen çocuk hakkında ceza tayini sırasında alt sınırdan saptama yapılmasına rağmen TCK’nın 51/3 maddesine ve orantılılık ilkesine aykırı olarak, denetime olanak verecek şekilde gerekçeleri gösterilmeden denetim süresinin 2 yıl olarak belirlenmesi,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuklar müdafilerinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle isteme uygun olarak BOZULMASINA, 02.02.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.