YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4469
KARAR NO : 2019/9113
KARAR TARİHİ : 16.10.2019
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın reddine dair kararın davacı mirasçısı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 19.02.2019 tarihli ve 2017/9963 Esas, 2019/1634 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Davalı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı … Pelletier vekili, evlilik içinde parası davacı tarafından ödenerek alınan 4 ada 10 parselin 2000/27350 payının tapusunun davalı üzerine yapıldığını, taşınmaz üzerine bir de villa inşa ettirildiğini, davacının davalıya göre oldukça yüksek geliri olduğunu, taşınmaz alımı ve villa inşaatında kullanılmak üzere Kanada’daki banka hesabından para transferi yanında bir yat ve iki taşınmazının da satılarak elde edilen bedellerin taşınmaz için harcandığını, tapuya tescil sırasında davalının, davacının henüz Türk vatandaşı olmaması sebebiyle vatandaşlığa geçer geçmez üzerine devredeceğini söyleyerek oluşturduğu güven ile davacıyı kandırdığını, tapuyu üzerine alınca da kaçarak Kanada’ya yerleştiğini, davacının katkısının ortada olduğunu açıklayarak, 4 ada 10 parselde davalı adına 2000/27350 paya ait tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini, mahkeme aksi kanaatte ise, taşınmaz alımı ve üzerine yapılan villa inşaası ile ilgili parasal katkıları dikkate alınarak müspet ve menfi zararları da içeren tazminattan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 50.000 TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir. Yargılama devam ederken davacının vefat etmesi üzerine davaya yasal mirasçısı Brigittte Pelletier tarafından devam edilmiştir.
Davalı … Pelletier vekili, 1996 yılında yapılan işlemle ilgili hile iddiası bakımından 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, Türkiye’de yabancıların taşınmaz edinemeyecekleri sözünün söylenmesi halinde dahi hile sayılamayacağını, davacının bilgili ve deneyimli olmasından bunun anlaşılabileceğini, davacının … işlerinden anladığını, katkı payı yönünden tarafların henüz evli olduklarını, böyle olmasa bile taşınmazın davacı tarafından davalıya bağışlandığını, davacının Kanada’daki taşınmazları ve parası üzerinde davalının da hakkı olduğundan davalının bu payına karşılık davacı tarafın dava konusu taşınmazı davalıya hibe ettiğini, kendilerince bir denkleştirme yapılmaya çalışıldığını, bağışlamanın diğer sebebinin de davalının mükemmel bir eş olmasından kaynaklandığını, davacının kanser hastalığının teşhisi ve tedavisinde davalının bir hemşire gibi davacı ile ilgilendiğini, davacının minnettarlığının karşılığı olarak bu bağışı yaptığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin, tapu iptal tescil talebinin reddine, katkı payı alacağı ve tazminat talebinin reddine dair ilk kararı, davacı mirasçısı vekilinin temyizi üzerine Dairenin 19.03.2013 tarihli ve 2012/12717 Esas, 2013/3889 Karar sayılı ilamı ile ilamda yazılı nedenlerle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu, davacının dava konusu 4 ada 10 parsel sayılı taşınmazın davalı adına 2000/27350 hisse oranında kayıtlı araziye yönelik katkı payı alacağı isteminin ispatlanamadığından reddine, davacının 4 ada 10 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki dava tarihindeki mevcut yapının inşası sırasında yapılan katkıya ilişkin alacak talebinin ise yapı, İmar Kanunu’na aykırılık nedeni ile yıkıldığından reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı mirasçısı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairenin 19.02.2019 tarihli ve 2017/9963 Esas, 2019/1634 Karar sayılı ilamı ile ilamda yazılı nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir. Davalı vekili dilekçesinde açıkladığı sebeplerle kararın düzeltilmesini istemiştir.
Dairenin 19.02.2019 tarihli ve 2017/9963 Esas, 2019/1634 Karar sayılı bozma ilamında, mal rejiminin sona erdiği tarih olan murisin ölüm tarihi itibariyle mevcut olduğu dosyadan anlaşılan arsa üzerindeki villanın mal rejiminin tasfiyesine dahil edilmesi gerekirken yazılı şekilde mal rejimi sona erdikten sonra 2015 yılında belediyenin İmar Kanunu’na aykırılık kararı gereği yıkılması gerekçe gösterilerek yapıya yönelik talebin reddinin usul ve yasaya aykırı olduğu, arsa üzerindeki villa yönünden murisin katkı payı alacağı bulnduğunun şüphesiz olup, ilamda yazılı şekilde inceleme ve araştırma yapılarak dava konusu arsa ve villa yönünden murisin katkı payı alacağının belirlenmesi gerektiği açıklanarak Yerel Mahkeme hükmünün villa yönünden de bozulmasına karar verilmişse de; anılan villanın kaçak olarak inşa edildiği, mal rejiminin sona erdiği tarihte kaçak niteliğinin devam ettiği, dava sürecinde yasal hale getirilmediği, sonrasında da belediye encümen kararına istinaden yıkıldığı, bu durumda ortada davalının faydalanabileceği bir yapı mevcut olmadığı, villa başlangıçtan itibaren kaçak olarak yapılıp sonucunda yıkıldığına göre villa nedeniyle katkı payı alacağı isteme imkanı kalmadığı bu defa yapılan incelemede anlaşılmakla; Dairenin 19.02.2019 tarihli ve 2017/9963 Esas, 2019/1634 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
Taraflar 31.03.1995 tarihinde evlenmiş olup, mal rejimi Henri’nin vefat ettiği 24.05.2008 itibariyle sona ermiştir. Tasfiyeye konu edilen taşınmaz eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 02.12.1996 tarihinde davalı adına tapuda tescil edilmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın arsası yönünden katkı ispat edilmediği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmişse de; gerekçe dosya kapsamı ile örtüşmemektedir.
Somut uyuşmazlıkta, arsanın tüm bedelinin muris Henri tarafından ödendiği iddia edilmiş, davalı taraf ise savunmasında bu durumun bağış olduğunu savunmuştur. Evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşünceyle, ortak yaşamı ve geleceği güvence altına almak amacıyla, beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmaları bağış olarak değerlendirilemez. Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Gelecekte aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte malvarlığı edinme çabaları, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır. Bu açıklamalar nedeniyle, devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir. Dosya kapsamındaki iddia, savunma, dinlenen taraf tanıkları beyanları ve tüm bilgi, belge birlikte değerlendirildiğinde bağış iradesinin kanıtlanamadığı sabittir. Dava konusu arsa alımı sırasında murisin çalışarak gelir elde ettiği davalının ise emekli maaşı aldığı anlaşılmaktadır. Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir. Dava konusu arsa yönünden murisin katkı payı alacağı olduğu şüphesizdir.
Mahkemece, evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmeli, çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı bulunmalıdır. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu arsanın dava tarihi itibariyle değeriyle çarpılmak suretiyle murisin katkı payı alacağı belirlenmeli, oluşacak sonuç dairesinde talep miktarı ve davanın mirasçılar arasında görüldüğü dikkate alınarak bir karar verilmelidir.
Yerel Mahkeme hükmünün bu gerekçelerle bozulmasına karar verilmesi verilmesi gerekirken ilamda yazılı nedenlerle bozulduğu anlaşıldığından davalı vekilinin buna ilişkin karar düzeltme isteğinin kabulü ile hükmün açıklanan değişik gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 Sayılı HUMK’un 442. maddesi gereğince, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin yukarıda yazılı nedenlerle kabulü ile Dairenin 19.02.2019 tarihli ve 2017/9963 Esas, 2019/1634 Karar sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA, Yerel Mahkemenin 22.12.2015 tarihli ve 2013/337 Esas, 2015/1016 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca yukarıda yazılı değişik gerekçe ile BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 16.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.