Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/10446 E. 2019/6828 K. 02.07.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/10446
KARAR NO : 2019/6828
KARAR TARİHİ : 02.07.2019

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda … 9. Aile Mahkemesi hükmüne karşı, davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kez davacılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R
Dava dilekçesinde, davacı … (dava devam ederken 11/03/2015 vefat etmiş) davalıların babası … Yıldırım ile evli olan kızkardeşi Gülizar Yıldırım’ın hiç çocuğu olmamasına rağmen; … Yıldırım’ın gayriresmi eşi İbrahim ve Vahide kızı …’den olma Filiz ve Fidan’ı kızkardeşi Gülizar’dan doğmuş gibi nüfusa tescil edildiğini ileri sürerek davalılardan… anne adının düzeltilmesi istenmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesine açılan davada görevsizlik kararı verilmiş, Aile Mahkemesince de görevsizlik kararı verilmesi üzerine 17. Hukuk Dairesince … 9. Aile Mahkemesi yargı yeri olarak belirlenmesi sonrası mahkemece davacı …’ın ölümünden sonra davayı takip eden mirasçıların vekiline soybağının düzeltilmesi davası için özel yetki içeren vekaletname sunması için süre verilmiş, özel yetkili vekaletname sunulmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Davanın usulden reddine dair ilk derece mahkemesince verilen karar, davacılar vekili tarafından istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi üzerine davacılar vekilince istinaf isteminin esastan red kararı temyiz edilmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir. Yargı yeri belirlemesi kararı, 6100 sayılı HMK’nin 23.maddesi gereği davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlarsa da yargı yeri belirlemesi kararında esastan inceleme yapılmadığı için davanın nitelemesi mahkemeyi bağlamamaktadır.
Öncelikle çözümlenmesi gereken husus; davanın soybağının reddi veya nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası olup olmadığıdır. Bilindiği üzere, soybağı birbirinin soyundan gelen kişiler arasındaki ilişkiyi ifade ettiğinden bu kavram içerisinde kan bağının yanında hukuki münasebetin de bulunması, diğer bir ifadeyle kan bağının hukuk düzeninin aradığı koşullar içerisinde oluşması zorunludur. Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesi uyarınca, çocuk ile ana arasında soybağı doğumla, baba ile arasında soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur, ayrıca, kısaca af kanunları olarak nitelendirilen bir evlenme aktine dayanmayan birleşmelerden doğan çocukların neseplerinin düzeltilmesine ilişkin kanunlara göre de soybağı düzeltilebilir (HGK 30.01.2008 gün 2008/2-36-47 sayılı kararı).
Kayıt düzeltilmesi, aile kütüğüne işlenmiş kaydın bir kısmının düzeltilmesi veya değiştirilmesidir. Nüfus kütüklerindeki doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur. İşte bu noktada, nüfus kütüğünde yer alan doğru olmayan kayıtlar, ilgilileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılacak olan kayıt düzeltme davası ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak adlandırılmakta olup zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK, 11.02.1998, 2-87/77 sayılı kararı). Soybağının reddi davası ile kayıt düzeltme davası, sonuçları (hane dışına çıkarmak) bakımından benzerlik göstermekte ise de, içerik ve yargılama kuralları açısından kendi özel hükümlerine bağlıdır. Soybağının reddinde, kişisel duruma ilişkin nüfus kaydında yer alan bilgi doğru olarak meydana gelmiş ve kütüğe tescil edilmiştir. Ancak bu doğru daha sonra soybağının reddi davası ile teknik anlamda bir yanlışlığa dönüştürülmüştür. Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise, nüfus kaydının gerçek durumu yansıtmadığı, baştan yanlış olarak kütüğe geçirilmesi söz konusudur (HGK 30.01.2008 gün 2008/2-36-47 sayılı kararı).
Hemen belirtmek gerekir ki, anne yönünden soybağı doğumla kendiliğinden kurulduğundan, anne ile çocuk arasında soybağı davalarından söz edilemez. Dolayısıyla soybağı kurulması için hükme gerek bulunmamaktadır. Ancak, anne yönünden doğuran kadının kim olduğunun tespitine ilişkin dava gündeme gelebilir. Bu nedenle herhangi bir sebeple çocuğun kendisini doğuran kadının dışında bir başka kadının nüfus kütüğüne yazılmış olması, çocuk ile kadın arasında soybağı kurulduğu anlamına gelmeyecektir. Ancak, söz konusu yanlış kaydın düzeltilmesi, soybağı davaları ile değil açılacak kayıt düzeltme davası sonucunda gerçekleşecek (MK m. 39) ve bu dava her türlü delil ile ispat edilebilecektir.
Eldeki davada, ana ile soybağının kurulması, bir diğer deyişle doğuran kadının tespit edilmesi halinde, çocuk ve doğuran kadın arasında soybağı doğrudan kurulacağına göre, davalılar …’ı doğuran ananın öncelikle belirlenmesi gereklidir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre davalılar 10.10.1967 doğumlu Filiz ile 05.05.1969 doğumlu Fidan 12.10.1971 tarihinde … ile davacı …’ın kız kardeşi Gülizar Yıldırım’ın çocukları olarak nüfusa tescil edilmiştir. İddianın ileri sürülüş şekline göre davalılar …’ın, davacının kız kardeşi Gülizar Yıldırım’ın değil, İbrahim ve Vahide kızı …’in çocukları olduğu yönündedir.
Somut olayda dava, davalılar …’ın gerçek annelerinin tespiti ile başlangıçtan itibaren hatalı oluşturulan nüfus kaydının düzeltilmesi istemine ilişkindir.
Dava ile ulaşılmak istenen amaç, davacı …’ın kız kardeşi olan ve altsoyu bulunmadığı ileri sürülen …. olmamasına rağmen nüfusa kızları olarak tescil edilen …’ın, Gülizar’ın kızları olmadığının tespiti ile nüfus kayıtları düzeltilerek ikinci zümrede yer alan davacının mirasçılık hakları elde edilmesidir. Dolayısı ile mahkemenin nitelediği şekilde davacının doğrudan kendisi ile ilgili kişiye sıkı sıkıya bağlı soybağının düzeltilmesi davasından söz etmek mümkün olmadığı gibi, bu yönde niteleme yapılsa dahi davacı asıl …’ın…Aile Mahkemesince alınan 04.11.2014 tarihli imzalı beyanı ile dava dilekçesindeki iddia ve talebini tekrar etmiş olduğundan artık vekil ile açılan davaya muvafakatinin sağlanmış olduğunun kabulü gereklidir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda; davanın niteliği gereği vekil ile takip edilen davada özel yetki içeren vekaletnameye gerek olmadığından iddia ve talepler hakkında nüfus müdürlüğünün de davaya katılımı sağlanarak işin esasının incelenerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın usulden reddi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacılar vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile … Bölge Adliye Mahkemesi (2.) Hukuk Dairesinin 16.11.2017 tarihli ve 2017/1224 Esas, 2017/1346 Karar sayılı istinaf isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HMK’nin 373/1.maddesi gereği kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi (2.) Hukuk Dairesine, dosyanın ise ilk derece mahkemesi … 9. Aile Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 02.07.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.