Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/229 E. 2019/9387 K. 22.10.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/229
KARAR NO : 2019/9387
KARAR TARİHİ : 22.10.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil ve Yıkım

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kısmen kabulüne dair kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 10.10.2018 tarihli ve 2018/2065 Esas, 2018/17047 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, vekil edeninin 189 ve 190 parsel sayılı taşınmazın maliklerinden olduğunu, dava konusu taşınmazlarda hissesi olan bir kısım maliklerin, ön alım hakkına sahip olan vekil edeninin haberi ve bilgisi olmadan dava konusu taşınmazdaki hisselerini davalıya sattıklarını,bahse konu satışların iptali ve vekil edeni tarafından önalım haklarının kullanılması amacıyla her iki taşınmaz için ayrı olmak üzere ön alım davaları açıldığını, davalının dava konusu taşınmazları otopark olarak kullanarak vekil edeninin mülkiyet hakkına engel olduğunu, davalı hakkında işgale son vermesi için ihtarname keşide edildiğini belirterek, vekil edeninin izni olmadan davalı tarafından otopark olarak kullanılan taşınmazlara yapılan haksız işgalin önlenmesine, şimdilik 1.000,00-TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davaya konu taşınmazların bir kısım hisselerinin mülkiyetinin halen vekil edeni şirkete ait olduğunu, vekil edeninin kendi mülkiyetinde bulunan arsa payını kullandığını, davacının davalının bu yerleri kullanmasına uzun süre ses çıkarmadığını, taşınmazın muvafakate dayalı olarak kullanıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 190 parsel yönünden 1.000,00-TL ecrimisil bedelinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa ödenmesine, 190 parsel nolu taşınmazda hükme esas alınan 13/10/2015 tarihli bilirkişi raporunda ve 14/08/2015 tarihli rapora ekli krokide bahsi geçen 198,18 metrekarelik alanda yapılan asfaltın, gölgelik brandanın, stabilize malzemenin kal’ine, kal masrafı olan 750,00-TL’nin davalı taraftan alınarak davacı tarafa ödenmesine, 189 nolu parsel yönünden açılan davanın ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine dair verilen kararı davacı vekili temyiz etmiş, hükmün Dairenin 10.10.2018 tarihli ve 2018/2065 Esas 2018/17047 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmesi üzerine, ilama karşı davacı vekili süresinde kararın düzeltilmesi isteminde bulunmuştur.
1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile tutanaklar münderecatına ve Yargıtay ilâmında açıklanan gerektirici sebeplere göre yerinde olmayan ve HUMK’nun 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair karar düzeltme istemleri yerinde görülmemiştir.
2.Dava, paydaşlar arasında ecrimisil istemine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 189 ve 190 parsel sayılı taşınmazlarda, dava dışı şahıslar ile davacı ve davalı şirketin paylı müşterek şeklinde malik oldukları, mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda , 189 parsel sayılı taşınmazın boş arazi olduğunun ve keşif tarihi itibariyle herhangi bir bölümün otopark olarak kullanılmadığının, 190 parsel sayılı taşınmazın ise, 198,18 m2 sinin zeminde asfalt dökülerek araç yolu şeklinde düzenlendiğinin, bu bölüm içinde 40 m2lik kısımda brandalı gölgelik alanı oluşturulduğunun, yine 519,38 m2 lik ve 634,18 m2 lik bölümlerinin de otopark şeklinde düzenlediğinin tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Öncelikle 6100 sayılı HMK’nin delillerin ibrazına ilişkin hükümlerini ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına ilişkin hükümlerini değerlendirmek gereklidir. HMK’nin 119/1(f) hükmü uyarınca, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin, dava dilekçesinde belirtilmesi gerekir. Delillerin bildirilmesi hakkındaki bu düzenleme, Kanunumuzda kabul edilen somutlaştırma yükünün de bir gereğidir. Dava dilekçesinin davalıya tebliğinde, davalının iki hafta içinde davaya cevap verebileceğinin ihtarının gerektiği HMK’nin 122. maddesinde düzenlendikten sonra, aynı süreye “cevap dilekçesini verme süresi” başlıklı 127. maddesinde tekrar yer verilerek “Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır…” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu aşamada vurgulamak gerekir ki; HMK’nin 122. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere cevap süresi, Kanun tarafından düzenlenmiş kesin bir süre hâline getirilmiştir.
Bu hakkını kullanmayan, yani süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılacaktır (HMK m.128).
Tarafların ikinci dilekçelerini verme usulleri de ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup, davacının, cevap dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesini; davalının da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesini verebileceği belirlenmiştir (HMK m. 136).
HMK’nin “Cevap dilekçesinin içeriği” başlığını taşıyan 129. maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin cevap dilekçesinde bulunması gerektiği belirtilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, hem dava dilekçesinde hem de cevap dilekçesinde gösterilen ve tarafın elinde bulunan belgelerin dilekçeye eklenerek mahkemeye sunulması, başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur (HMK m. 121, 129/2).
Dilekçelerin teatisi aşamaları bu şekilde net sürelere bağlı olarak düzenledikten sonra, Yasa Koyucu, “delil” bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. Anılan hüküm; “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklindedir.
Yukarıda belirtilen hükümlerden de anlaşılacağı üzere gerek davacı gerekse davalı bakımından delil gösterme ile delil sunma ayrı ayrı ele alınmış; dava ve cevap dilekçelerinde iddia edilen vakıaların hangi delillerle ispatlanacağının belirtilmesi zorunluluğundan söz edildikten sonra, eldeki belgelerin dilekçelere eklenmesi, elde bulunmayan belgeler için ise nereden getirtileceği konusunda bilgi verilmesi gerektiği açıkça öngörülmüştür.
Yasa Koyucu, tarafların, kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyecek olmalarını emredici bir düzenlemeyle (m.145) benimsedikten sonra, bunun istisnalarını da belirtmiştir. Buna göre, ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilecektir.
Bu aşamada bir diğer istisnai hükmün açıklanması gereklidir. O da “iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. madde hükmü olup, yasa hükmü; “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklindedir.
Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Şüphesiz bu imkan, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ön inceleme aşamasında, ancak karşı tarafın açık muvafakati (veya ön inceleme duruşmasına taraflardan birisinin mazeretsiz gelmemesi) durumunda iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir.
Somut olayda, Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre, davalı tarafından dosyaya sunulan, kira sözleşmesinin bitiş tarihi olan 01.07.2014 tarihinden dava tarihi olan 18.12.2014 tarihine kadar olan 5 ay 17 günlük ecrimisil bedeline ( davacının hissesi oranında ve taleple bağlı kalınarak) hükmedilmiş ise de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, davalı vekili, 04.02.2015 tarihli cevap dilekçesinde ve 14.04.2015 tarihli ikinci cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazların kiralanarak kullanıldığına dair bir savunma getirmemiş, ön inceleme duruşmasında tahkikat aşamasına geçildikten sonra, davalı dava konusu yeri kira sözleşmesine dayanarak kullandığını belirtmiştir. Davalı, her ne kadar, Mahkemece kurulan ara karar gereği, kira ilişkisine dayalı delillerini mahkemeye ibraz etmiş ise de, mevcut durumun davalıya yeni delil sunma hakkını vereceğinden bahsedilemez. Bu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, davalı süresi içinde, kira ilişkisine dayanmadığından, mahkemece yukarıda belirtilen delil gösterme süresinin istisnasını oluşturan HMK 141 ve 145. maddelerine de atıf yapılmaksızın davacı tarafından süresinden sonra sunulan delillere dayanılarak kira sözleşmesinin sona ermesinden itibaren ecrimisil hesaplanması doğru görülmemiştir.
Yine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre, “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir.” Somut olayda, dosya içeriğinden, davacının hangi dönemler için ecrimisil talep etmiş olduğu anlaşılamamaktadır. Buna rağmen, Mahkemece, davacının hangi dönemler için ecrimisil talep ettiği hususu açıklattırılmadan, yargılamaya devam edilerek karar vermeside doğru görülmemiştir. Mahkemece 6100 sayılı HMK’nun 31. maddesi uyarınca hâkimin davayı aydınlatma görevi kapsamında, davacı taraftan bu hususta açıklama yapmasının istenmesi ve oluşacak sonuca bir karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, hakim, tarafların talep sonucu ile bağlı olup, kararında taleplerin her biri hakkında verilen hükmü göstermesi gerekir (HMK mad. 26; 297/2). Davacı, dilekçesinde, dava konusu taşınmazlara el atmanın önlenmesini talep etmiş, mahkemece gerekçede, davalının dava konusu taşınmazlara el atmasına ilişkin açık bir değerlendirme yapılmadan, hüküm kısmında, davanın kısmen kabulü ile ecrimisil bedeline, yıkıma ve 189 parsel sayılı taşınmaz yönünden açılan davanın ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilerek, davacının el atmanın önlenmesi talebi hakkında açık bir hüküm kurulmaması da yanlış olmuştur.
Son olarak, davacının kal talebi olmadığı halde, dava konusu yerlerin kal’ine karar verilmesi de doğru değildir.
Açıklanan tüm bu durumlar karşısında, hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekir iken, bu hususların gözönüne alınmamış olması maddi hataya dayalı olduğundan, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairenin 10.10.2018 tarihli ve 2018/2065 Esas 2018/17047 Karar sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA, hükmün açıklanan gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Dosya muhtevasına, dava evrakı ile tutanaklar münderecatına ve Yargıtay ilâmında açıklanan gerektirici sebeplere göre yerinde olmayan ve HUMK’un 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan, davacı vekilinin sair karar düzeltme taleplerinin (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle REDDİNE, davacı vekilinin karar düzeltme talebinin, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle kabulü ile, Daire’nin 10.10.2018 tarihli ve 2018/2065 Esas 2018/17047 Karar sayılı Onama ilamının KALDIRILMASINA, hükmün 2. bentteki nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 22.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.