YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/16720
KARAR NO : 2020/3151
KARAR TARİHİ : 09.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacılar vekili, davacılar ve davalının 175 ada 18 parsel sayılı taşınmaza malik olduklarını, Mazgirt Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/193 Esas sayılı dosyayla taşınmaz üzerindeki paydaşlığın satış yoluyla giderilmesi davası açıldığını, taşınmazın 26/05/1978 tarihinde davacıların muris … tarafından satın alındığını, taşınmaz üzerinde iki adet yapı inşa edildiğini, bunlardan 11 kapı numaralı bina ve eklentilerin muris … tarafından yapıldığını, binanın etrafındaki ağaçlarında yine davacılar ve murisleri … tarafından dikildiğini açıklayarak, parsel üzerindeki 11 kapı numaralı bina, eklentileri ve çevresindeki meyve ağaçlarının davacılar adına tespitini talep etmiştir.
Davalı vekili, muhdesatların davacıların murisi tarafından değil davalının eşi tarafından yaptırıldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu taşınmaz üzerinde, yıkık vaziyetteki ev ve bu evin etrafındaki muhtelif sayıda meyve ağacı olduğunu, toplanan deliller ve tapu kayıtları, yapılan yargılama ve taşınmaz başındaki keşifte dinlenen bilirkişiler ile tarafların beyanları özellikle davacıların murisi … ‘ın oğlu … beyanları dikkate alındığında, taşınmaz üzerindeki 11 nolu bina ve etrafındaki ağaçların davacıların murisi tarafından meydana getirilmediği kanaati oluştuğundan davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde esas yönünden davacılar vekili ve vekalet ücreti yönünden davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 684/1. maddesi hükmüne göre, bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Aynı Kanun’un 718. maddesine göre ise, arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Diğer yandan, aynı Kanun’un “Beyanlar” başlıklı 1012/2., 3. maddesine göre, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır. Tapu Sicili Tüzüğü’nün 60. maddesine göre de, kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar tarih ve yevmiye numarası belirtilerek yazılır. Mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtme kütüğün beyanlar sütununda gösterilemez.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19/11. maddesi, muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetine ve tapunun beyanlar sütununda gösterilmesine izin veren özel yasal düzenleme getirmiştir. Anılan kanun maddesinde, taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceği belirtilmiştir.
Kadastro Kanunu, kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanan özel nitelikli bir kanundur. 33. maddesinde, Kadastro Kanunu’nun uygulandığı alanların dışında da uygulanabilecek genel nitelikli maddelere yer verilmiş olup. 19. madde ise, genel nitelikli maddeler arasında sayılmamıştır. Buna göre ancak, aynı Kanun’un 12/3. maddesi gereğince, on yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalara 19. madde uygulanır ve iddianın kanıtlanması halinde muhdesatın mülkiyetinin arz malikinden başkasına aidiyeti ile tapunun beyanlar hanesine tesciline karar verilebilir.On yıllık süre kamu düzenine ilişkin olup, hak düşürücü niteliktedir ve olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin geçmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre tüm defi ve itirazlardan önce göz önünde bulundurulur. Yargılama bitinceye kadar hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillere göre; dava konusu taşınmaz 08.10.1992 tarihinde yapılan kadastro çalışmasında, muris … adına tespit edilmiş, tutanak 31.05.2002 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edilmiştir. Dava konusu parselin kadastro tutanak ve tapudaki niteliği betonerme iki adet ev ve bahçe niteliğindedir
Taşınmazların başında yapılan keşiften sonrada dava konusu edilen muhdesatların kadastro tespitinden önce meydana getirildiği anlaşılmaktadır. Az yukarıda da belirtildiği gibi, kadastro tutanağının kesinleştiği tarihten, davanın açıldığı 19.09.2014 tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi uyarınca 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiştir. Davacı, hak düşürücü süre geçtikten sonra, kadastro tespiti öncesi hakka dayanarak istekte bulunamaz. Hak düşürücü süre dava şartı olup, mahkemece resen göz önünde bulundurulması gerekir.
Bu durumda; az yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya içeriğine göre, 175 ada 18 parsel üzerindeki muhdesatın tespitine ilişkin davanın hak düşürücü süre geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi ve muhdesatın harcı olarak yatırılan değer ile karar tarihi itibariyle yürürlükte olan AAÜT dikkate alınarak davalılar lehine maktu 1.800,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret kararı verilmiş olması ve davalılar lehine nisbi 600,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HUMK’un 438/son maddesi uyarınca davanın reddine ilişkin kararın gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilerek ve vekalet ücretine hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının reddi ve davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz edilen ve sonucu itibariyle doğru bulunan hükmün yukarıda açıklanan sebeplerle HUMK’un 438/son maddesi gereğince gerekçesi değiştirilerek, HUMK’un 438/7 maddesi uyarınca da hükmün dört nolu bendinde geçen ” 600,00 TL vekalet ücretinin” ibaresi hüküm yerinde çıkarılarak yerine “1.800,00 TL vekalet ücretinin” ibaresi eklenmek suretiyle düzeltilerek ONANMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 29,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 25,00 TL’nin temyiz eden davacılardan alınmasına, peşin harcın da istek halinde temyiz eden davalı …’ye iadesine, 09.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.