YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/14425
KARAR NO : 2019/9498
KARAR TARİHİ : 23.10.2019
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı-birleşen dosya davacısı alacaklı vekili ve davalı birleşen dosya davalısı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı alacaklı vekili asıl ve birleşen davada davalı üçüncü kişinin haksız ve kötü niyetli olarak hiçbir somut delile dayanmaksızın istihkak iddiasında bulunduğunu belirterek, üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddini talep etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, mahcuz küçükbaş hayvanların kendisine ait olduğunu, İlçe Tarım Müdürlüğünden gelen yazı cevabının savunmalarını doğruladığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Davalı borçlular, mahcuzların kendilerine ait olmadığını belirterek, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, İlçe Tarım Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda borçlunun üzerine kayıtlı küçükbaş hayvanların bulunmadığının bildirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı alacaklı vekili ile davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edildi.
Dava ve birleşen dava, alacaklı tarafından İİK’nin 99. maddesi uyarınca açılan istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. 6100 sayılı HMK’nin 294 ve devamı (Mülga HUMK’un 382 ve devamı) maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün, açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi yazılacak gerekçenin, verilen hükme uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır.
Bu anlamda, yazılacak kararın gerekçesiyle hüküm kısmı arasında bütünsellik esastır. Başka bir anlatımla, gerekçe ile hüküm birbirine bağlı olup, çelişki bulunmaması gerekir. Nitekim, HMK’nin 298/2. maddesinde de gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır.
Somut olayda, Mahkeme, Avanos İcra Müdürlüğünün 2015/78 Esas sayılı takip dosyasında 25.2.2015 tarihli haczin borçlunun yedinde yapıldığı, haciz esnasında haczedilen küçükbaşların kulak küpe numaralarının yazılmamış olması sebebi ile davalı üçüncü kişiye ait olup olmadığının araştırılma ve karşılaştırma imkanı olmasa da İlçe Tarım Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda borçlunun adına kayıtlı küçükbaş hayvanların bulunmadığı gerekçesi ile alacaklı tarafından açılan istihkak iddiasının reddi davasının reddine karar verildiği belirtilmiş, kararın 1 nolu hüküm fıkrasında, asıl dava olan 2014/16 Esas sayılı dosyada 09.10.2014 tarihli hacze ilişkin alacaklının istihkak iddiasının reddi talebinin kabulüne, 2 nolu hüküm fıkrasında birleşen 2015/7 Esas sayılı dosya da 25.2.2015 tarihli hacze ilişkin alacaklının istihkak iddiasının reddi talebinin reddine karar verilmiştir. Bu halde asıl dava yönünden gerekçe istihkak iddiasının reddi talebinin reddine yönelik olduğu halde, kabule yönelik hüküm kurularak hüküm ve gerekçe arasında çelişki oluşmuştur. Bu durum karşısında, hüküm ile gerekçenin çelişik olması doğru görülmemiş, kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nin 366. ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 23.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.