Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2018/5340 E. 2020/5372 K. 22.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5340
KARAR NO : 2020/5372
KARAR TARİHİ : 22.10.2020

MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar davalı … tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
KARAR-
Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.Davacı, kayden maliki bulunduğu 934 ada 48 parsel sayılı taşınmazdaki 9 numaralı bağımsız bölümün bankaya olan borcundan dolayı satılmasını engellemek amacıyla davalı … ile vardıkları anlaşma doğrultusunda aralarında bila tarihli sözleşme düzenlediklerini, anılan sözleşme ile davalı …’nin kredi alıp taşınmaz üzerindeki haczi kaldıracağının ve sonrasında dava konusu taşınmazı iade edeceğinin kararlaştırıldığını, ne var ki, anlaşma hükümlerine aykırı şekilde davalı …’nin çekişmeli bağımsız bölümü davalı …’a satış suretiyle temlik ettiğini, davalı …’ın da söz konusu taşınmazı diğer davalı …’ye satış yoluyla devrettiğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemiştir.Davalılar, davaya cevap vermemişler ve duruşmalara da katılmamışlardır. Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın Dairece; “…Davacı, davalı … ile aralarındaki sözleşmeye bağlı olarak inançlı işlem hukuki nedenine dayandığına ve sözleşmeye davalı tarafından itiraz edilmediğine göre davacının iddiasını tanıkla ispatlaması mümkündür…Hâl böyle olunca, davacı tanığı … ‘ın yöntemince duruşmaya çağrılarak davacının iddiaları hakkında beyanının alınması, davacının inançlı işlemin belgesi olarak bildirildiği sözleşme aslının … Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/2044 sayılı soruşturma dosyasından getirilmesi, böylece tüm delillerin değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir…”gerekçesiyle bozulması üzerine mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davalılar … ve … yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, davalı … bakımından ise; iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle dava kabul edilmiştir.Bilindiği üzere, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle, “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir. Somut olaya gelince, davacı ile ilk el olan davalı … arasında düzenlenen tarihsiz belgeden, davacının davalı …’ye yaptığı taşınmaz temlikinin gerçek satış olmadığı ve geri alma koşulu ile gerçekleştirildiği hususunda kuşku yoktur. Bir başka deyişle, davacının ibraz ettiği sözleşme, inançlı işlemin yazılı kanıtı niteliğindedir. Ancak; davalı …’nin bağımsız bölümü devrettiği davalı … ikinci el konumunda ve davalı … de taşınmazı iktisap eden üçüncü el durumundadır. Bu itibarla, kayıt maliki … yönünden tapu iptali-tescile karar verilebilmesi, davalı …’nin taşınmazı ediniminde iyiniyetli olmadığının belirlenmesi koşuluna bağlıdır. Zira, kayıt maliki … ’nin iyiniyetli olması halinde TMK’nin 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacağı tartışmasızdır.Tüm bu açıklamalar dosya içeriğindeki deliller ve özellikle tanık beyanları ile birlikte değerlendirildiğinde; üçüncü el durumundaki davalı …’nin kötüniyetli olduğunun ispatlandığını söyleyebilme olanağı yoktur. Hal böyle olunca, davalı … yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Davalı …’nin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.