YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/17272
KARAR NO : 2020/2848
KARAR TARİHİ : 02.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, ortaklığın giderilmesi davasına konu olan 280 ada 14 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki evde bulunan mutfak,banyo,avlu ve 2 adet tek katlı evin, 280 ada 15 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 27,69 m2 deponun, 280 ada 12 parsel sayılı taşınmaza vekil edeninin yaptırdığı mutfak ve banyodan oluşan taşkın yapının vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Bir kısım davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, söz konusu yapıların davacı tarafından yapıldığına dair dosyaya herhangi bir delil ibraz edilmediği, söz konusu taşınmazlar üzerinde kurulu binalar ile ilgili herhangi bir imar dosyasının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar vermiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Davacı vekilinin 280 ada 15 ve 280 ada 12 parsel sayılı taşınmazlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, davacı …’in dava konusu 280 ada 15 ve 280 ada 12 parsel sayılı taşınmazlarda malik olmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin 280 ada 14 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 280 ada 14 parsel sayılı taşınmazın kargir ev niteliğinde 186,10 m2 yüzölçümü ile davalılar murisi ile davacı adına ½ payla tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad.718 ). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 maddeleri), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak mülkiyetin arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115).
Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olayda, Mahkemece, söz konusu yapıların davacı tarafından yapıldığına dair dosyaya herhangi bir delil ibraz edilmediği, söz konusu taşınmazlar üzerinde kurulu binalar ile ilgili herhangi bir imar dosyasının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, davacı vekilinin dava dilekçesinde tanık deliline de dayandığı gözetildiğinde, Mahkemece davacının talebi hakkında araştırma ve inceleme yapılmadan, delilleri toplanmadan, tanıkları dinlenmeden imar dosyasının olmaması nedeni ile ret kararı verilmesi doğru olmamıştır. O halde, Mahkemece yapılacak iş, toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde, dava konusu muhdesatların kim tarafından, ne zaman, kimin maddi katkısıyla, kimin nam ve hesabına yapıldığının ayrıntısıyla belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi olmalıdır.
Tüm bu hususlar düşünülmeden eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın (2) sayılı bentte açıklanan nedenle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harın istek halinde temyiz edene iadesine, 02.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.