YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10701
KARAR NO : 2013/14168
KARAR TARİHİ : 11.11.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.09.2009 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne kısmen reddine dair verilen 19.03.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava konusu 897 parsel sayılı taşınmazın davalı ile birlikte eşit paylı olarak 01.06.2007 tarihinde satın alındığını, ancak paylı olarak tapuda devrinin mümkün olmaması nedeniyle davacı adına tapusunun oluşturulduğunu, davalı ile yaptıkları 02.06.2007 tarihli sözleşmede dava konusu taşınmazın davacı ve davalı tarafından eşit paylı olarak 60.000 YTL’ye satın alındığının belirtildiğini, davacının taşınmazın yarısını devretmeye veya bedelini ödemeye yanaşmadığını öne sürerek dava konusu taşınmazın 1/2 payının iptali ile adına tescili, olmazsa şimdilik 50.000 TL bedelinin tahsili istemiyle dava açmış, daha sonraki ıslah dilekçesiyle tazminat bedelini 62.490 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Fen, ziraat ve mülk bilirkişi heyeti raporunda, dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle 124.980 TL değerinde olduğu, davacının payına 62.490 TL isabet ettiği, aynen ifrazının mümkün olmadığını bildirmiştir.
Mahkemece, inanç sözleşmesinin en geç sözleşmeye konu işlem tarihinde düzenlenmesi gerektiği, geçersiz sözleşmeye dayanılarak ancak ödenen bedelin istenebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, davacının davalıya ödediği bedelin güncel değerinin tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı ve davalı vekilleri temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin hükümle ilgili temyiz itirazlarına gelince;
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa rayiç bedelinin tazmini istemine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Diğer taraftan 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8. maddesi 5578 sayılı Kanunla değiştirilerek; tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre, nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmıştır. Taşınmazların belirlenen parsel büyüklüğünün; mutlak tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektar ve marjinal tarım arazilerinde 2 hektardan küçük olamayacağı, tarım arazilerinin bu büyüklüklerin altında ifraz edilemeyeceği, bölünemeyeceği veya küçük parsellere ayrılamayacağı düzenlenmiştir. Tarım arazisinin hangi sınıfa girdiği, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarım İl veya İlçe Müdürlüklerine sorulmak suretiyle veya ilgilisi tarafından alınacak yazı ile belgelendirilmesi gerekir.
Bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinde oluşmuş hisselerin üçüncü şahıslara satılması devredilmesi yasaklanmakta olup bölünemez büyüklükte ve birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin, paydaşlarının veya iştirakçilerinin tamamının birlikte katılımı ile üçüncü kişiye satışı yapılabilir, devredilebilir.
Somut olayda, davacı 02.06.2007 günlü sözleşmeye dayanmıştır. Bu sözleşmede dava konusu taşınmazın davacı ve davalı tarafından birlikte 60.000 YTL bedelle eşit paylı olarak satın alındığı, ancak tapuda paylı satış mümkün olmadığından davalı adına tapuda yazıldığı belirtilmiştir. Davacı tarafından dayanılan sözleşmenin düzenlenmesinden bir gün önce 01.06.2007 tarihinde dava konusu taşınmazı davalı satın alma yoluyla iktisap etmiştir. Davacının dayandığı belgenin dava konusu taşınmazın tapuda davalı adına tescil edildiği tarihten önce veya sonra düzenlenmesinin bir önemi yoktur. Çünkü, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında böyle bir sınırlama bulunmamaktadır. Bu husus, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.07.2010 günlü ve 2010/14-394 Esas 2010/395 Karar sayılı ilamında da belirtilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının yorum yolu ile genişletilerek bir taraf aleyhine durum yaratılması İçtihadı Birleştirme Kararı ile amaçlanan sonuca uygun değildir.
Diğer taraftan, Tapu Sicil Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8. maddesi uyarınca tarla niteliğindeki dava konusu taşınmazda hisse satışının mümkün olmadığı bildirilmiştir.
Dosya içerisindeki belge ve delillere göre davacı ile davalı arasında bir inanç sözleşmesinin mevcut olduğu anlaşılmakta ise de 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazda hisse devrinin mümkün olmadığı, dolayısıyla sözleşmenin ifa kabiliyetinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ancak davacı tapu iptali ve tescil, olmazsa ikinci kademede tazminat talebinde bulunmuştur. Borçlar Kanununun 96. maddesi gereğince ödenmesi gereken tazminat ise alacaklının müspet zararıdır. Bu durumda mahkemece, dava konusu payın dava tarihindeki rayiç değerinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1). bentte yazılan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine (2). bentte yazılan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, davacının peşin ödediği harcın istek halinde yatırana iadesine, 11.11.2013 oybirliği ile karar verildi.