YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/11442
KARAR NO : 2021/10999
KARAR TARİHİ : 04.11.2021
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, … İlçesi … Köyü çalışma alanında bulunan dava ve temyize konu 101 ada 231, 121 ada 29, 138 ada 223, 142 ada 19, 143 ada 20, 21, 22, 145 ada 216, 302 ve 148 ada 26 parsel sayılı 724.60, 1.788.10, 766.24, 598.88, 923.69, 857.90, 515.09, 377.08, 722.90 ve 6971,57 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduklarından söz edilerek malik haneleri açık bırakılarak tespit edilmiştir.
Davacı … tarafından, davalılar … ve diğerleri aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan elatmanın önlenmesi davası, davaya konu olan taşınmazlar hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.
Kadastro Mahkemesinde çekişmeli parsel tutanakları ile dava dosyası birleştirilerek yapılan yargılama sonunda feragat nedeniyle davanın reddine, taşınmazların ayrı ayrı tespit gibi tesciline karar verilmiş, iş bu karar temyiz edilmeksizin kesinleştirilerek infaz edilmek üzere Tapu Müdürlüğüne gönderilmiştir. Tapu Müdürlüğü ise, çekişmeli 101 ada 231, 121 ada 29, 138 ada 223, 142 ada 19, 143 ada 20, 21, 22, 145 ada 216, 302 ve 148 ada 26 parsel sayılı taşınmazların malik hanelerinin açık olması sebebiyle Mahkemenin verdiği tespit gibi tescil kararının infaz edilemediği ve infazda tereddüt oluştuğu açıklanarak, dosya kül halinde Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir. Diğer yandan, Mahkemenin davaya konu 102 ada 395, 118 ada 18, 135 ada 3(B) ve 137 ada 17 parsel sayılı taşınmazlar hakkında verdiği karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; ” taşınmazların tutanaklarının genel mahkemede dava konusu olduklarından söz edilerek malik haneleri açık bırakılmak suretiyle düzenlendiği, kadastro hakiminin malik hanesi açık taşınmazlarla ilgili olarak 3402 sayılı Kanun’un 30. maddesi uyarınca re’sen malik hanesini doldurarak açık, anlaşılır ve infaz sırasında tereddüt oluşturmayacak şekilde tescil hükmü kurmakla yükümlü olduğu açıklanarak, malik haneleri boş olan taşınmazlarla ilgili olarak tutanağın edinme sebebindeki açıklamalar esas alınarak “tespit gibi” tescile denmek suretiyle infazda sorun yaratacak şekilde hüküm kurulmasının isabetsizliğine” değinilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak ve Tapu Müdürlüğünden gelen dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, çekişmeli 135 ada 3 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişisi … tarafından düzenlenen, 24.08.2016 tanzim tarihli rapor ve ekli krokisinde (B) harfi ile gösterilen “1491,47 metrekare yüzölçümündeki” kısmının aynı ada ve parsel numarası ile, 101 ada 231 ve 118 ada 18 parsel sayılı taşınmazların … mirasçıları adlarına payları oranında, 121 ada 29 parsel sayılı taşınmazın …, 138 ada 223 parsel sayılı taşınmazın …, 142 ada 19 ve 143 ada 20 parsel sayılı taşınmazın …, 143 ada 21 parsel sayılı taşınmazın … mirasçıları adına payları oranında, 102 ada 395 ve 143 ada 22 parsel sayılı taşınmazın …, 145 ada 216 parsel sayılı taşınmazın …, 145 ada 302 parsel sayılı taşınmazın …, 148 ada 26 parsel sayılı taşınmazın …, 137 ada 17 parsel sayılı taşınmazın … mirasçıları adına payları oranında tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazların davalıların zilyetliklerinde olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm için yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki; dava, aktarılan dava niteliğinde olduğuna göre 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 30/2. maddesi uyarınca resen araştırma ilkesine tabidir. Ne var ki Mahkemece, bu ilke göz önünde bulundurulmamış, taşınmazların niteliğinin belirlenmesi amacıyla 3 kişilik ziraat bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmamış, çekişmeli 142 ada 19 parsel sayılı taşınmazın doğu sınırında dere ve 147 ada 1 sayılı orman parseli bulunduğu halde, keşfe jeolog ve orman bilirkişisi götürülmemiş ve taşınmazların niteliğinin ve kullanım süresinin belirlenmesinde en önemli unsur olan hava fotoğraflarından da yararlanılmamıştır. Bu şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulamaz.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşabilmesi için Mahkemece öncelikle, çekişmeli taşınmazlara ait eski ve yeni tarihli ortofoto ve uydu fotoğrafları ile Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin hava fotoğrafı sorgulama sayfasına girilerek taşınmazların bulunduğu köyü/ mahalleyi/mevkiyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafları bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya içerisine konulmak suretiyle buradan elde edilen verilere göre dava konusu taşınmaz bölümlerinin aktarılan dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait (bulunmadığı taktirde bu tarihlere en yakın tarihlere ait) stereoskopik hava fotoğraflarının en az üç tanesi tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya ikmal edilmeli ve bundan sonra mahallinde, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu, jeolog bilirkişisi, orman bilirkişisi, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi ve fen bilirkişinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte, taşınmazların geçmişte ne durumda bulunduğu, ilk olarak ne zaman ve nasıl kullanılmaya başlandığı, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, taşınmazların imar-ihyaya konu edilecek taşınmazlardan olması halinde imar-ihyaya konu edilip edilmedikleri, imar-ihyaya konu edilmiş iseler ihyanın ne zaman başlayıp bitirildiği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişki giderilmeye çalışılmalı; ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan dava konusu taşınmazların toprak yapısı ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini, taşınmazlar üzerindeki bitki örtüsünün cinsini, taşınmazların imar-ihya edilmiş olup olmadığını komşu parsellerle karşılaştırmalı biçimde değerlendiren ve taşınmazların değişik yönlerden çekilmiş fotoğraflarını da içeren, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisine, hava fotoğrafları üzerinde stereoskopik olarak ve temin edilebilecek en eski tarihli uydu fotoğrafları üzerinde de inceleme yaptırılarak, çekişme konusu taşınmazların önceki ve şimdiki niteliği, arazinin ekonomik amaca uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadığı ve kullanımın hangi tarihten itibaren olduğu, imar-ihyanın tamamlanıp tamamlanmadığı hususlarında rapor düzenlettirilmeli; çekişmeli 142 ada 19 parsel sayılı taşınmaz yönünden jeolog bilirkişiden taşınmazın niteliği, sınırında bulunan derenin etkisi altında olup olmadığı ve aktif dere yatağında bulunup bulunmadığı hususlarında değerlendirmeyi içerir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; aynı parsel hakkında orman bilirkişisinden, taşınmazın orman niteliğinde olup olmadığı, ormandan açılıp açılmadığı ve orman yasaları karşısındaki durumu konusunda ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisine ise keşfi takibe elverişli krokili rapor düzenlettirilmeli; keşifte dinlenen tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmeli ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu yönler göz ardı edilerek eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 04.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.