Yargıtay Kararı 13. Ceza Dairesi 2011/4798 E. 2012/3697 K. 20.02.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/4798
KARAR NO : 2012/3697
KARAR TARİHİ : 20.02.2012

Hırsızlık suçundan sanık …’in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 493/1 (6 kez), 491/ilk (3 kez), 522/1 (9 kez), 523/1, 71, 72, 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un (9 kez), 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4. maddeleri gereğince 2 yıl 4 ay hapis ve 6.400.000 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair, Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/10/1996 tarihli ve 1996/996-1053 sayılı kararının infazı sırasında, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun lehe hükümlerin uygulanması talebi üzerine, anılan Kanun’un lehe olmadığından bahisle tatbikine yer olmadığına dair, aynı Mahkemenin 28/10/2005 tarihli ve 1996/996-1053 sayılı ek kararın Adalet Bakanlığının 14.04.2008 tarih ve 2007/21841 sayılı kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 02.05.2008 tarih ve 2008/95397 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi
MEZKUR İHBARNAMEDE;
1-Suçun işlendiği tarihte 18 yaşını ikmâl etmediği anlaşılan sanığın üzerine atılı hırsızlık eylemlerinin, hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan 5395 sayılı Kanun’un 24. maddesi uyarınca uzlaşma kapsamında bulunup bulunmadığının tespit edilerek, öncelikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinde,
2- Ek kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23/1. maddesinde yer alan “çocuğa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda belirlenen ceza, en çok üç yıla kadar (üç yıl dahil) hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, bu hususun nazara alınmamasında,
3- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. maddesi ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun .Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/12/2005 tarihli ve 2005/3-162-173 sayılı kararına nazaran, lehe yasanın saptanıp uygulanması, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, kanıt toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa yada cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılmasının zorunluluğu gözetilmeden, evrak üzerinde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK.nın 309.maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Anayasanın 40, 5271 sayılı CMK.nın 34/2 ve 232/6.maddelerine uygun olarak hüküm fıkrasında yasa yolu, başvurma süresi, mercii ve yönteminin duraksamaya yol açmayacak biçimde gösterilmesi gerektiği Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/10/2005 tarih ve 1996/1053 sayılı ek kararında bu hususlar gösterilmediği gibi ek kararın temyiz kabil olmasına rağmen yanıtlılarak itirazı kabil olarak gösterildiğ, bu itibarla ek kararın kesinleşmediği, kesinleşmeyen kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağından Kanun Yararına Bozma isteminin REDDİNE, temyiz incelemesinin yapılması için tebliğname düzenlenmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20/02/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.