Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/5807 E. 2013/20795 K. 18.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5807
KARAR NO : 2013/20795
KARAR TARİHİ : 18.11.2013

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Gerede Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 04.10.2012 tarih ve 2008/129-2012/435 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının Gerede İcra Müdürlüğü’nün 2006/330 Esas sayılı dosyası ile aleyhine takip yaptığını, takip talebi incelendiğinde borcun konusunun “vergi dairesine yapılan ödemenin şirket tüzel kişiliğinden tahsili” olduğunun görüldüğünü, alacaklı tarafça da kişisel sorumluluğunun istenmediğini, şirketin borcundan şahsi sorumluluğunun bulunmadığını, şirkete yapılan bir takibin semeresiz kalması ya da şirketin iflas etmiş olması halinde ortakların payları ile sorumlu olacağını ileri sürerek icra dosyasındaki borçlu sıfatının kaldırılmasını, borçlu olduğu kanaatine varılırsa diğer şirket ortakları ile sorumlu olduğu payının belirlenmesini, %40’tan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
İhbar olunan … ve …, davacının şirkette yönetim kurulu başkanı olduğunu, konumu itibarı ile şirketin borçları, gelir ve giderlerinden sorumlu bulunduğunu, kendilerinin şirkette yönetim kurulu üyeleri olarak şirketin borçlandırılmasında sorumlulukları olmadığını, ayrıca şirket yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiklerini, kendilerine davanın ihbar edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemişlerdir.
İhbar olunan …, dava ile ilgisinin bulunmadığını, davanın alacaklıya açılması gerektiğini, davanın ihbarının doğru olmadığını ileri sürmüştür.
Davalı, savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece iddia ve tüm dosya kapsamına göre, şirket borcu nedeni ile şirket yöneticisi aleyhinde takip yapıldığı, ancak şirket borcundan dolayı davacı aleyhine takip yapmanın mümkün olmadığı, davacının kötüniyet tazminatına ilişkin talebi ile ilgili olarak davalının açık bir kötü niyetinin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı temyiz etmiştir.
1- Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK’nın 186.maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp incelendikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı Yasa’nın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada Yasa’nın 294/4 fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, HMK’nın 297’nci maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Somut olayda; davacı taraf, dava dilekçesinde davalının yaptığı icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitinin yanısıra kötüniyet tazminatının da tahsilini talep etmiş olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda kısa kararda “davanın kabulüne” karar verilmek suretiyle kötüniyet tazminatının da kabulünü kapsayacak şekilde hüküm kurulmuştur. Ancak gerekçeli kararın 4 nolu bendinde talep edilen kötü niyet tazminatının reddine karar verilmiştir. Bu durum karşısında, kısa ve gerekçeli kararlar arasında çelişki oluştuğundan, mahkemece 10.04.1992 gün ve 1992/7 esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde, bu kısa kararla bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle, davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.