YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/8832
KARAR NO : 2013/3127
KARAR TARİHİ : 21.03.2013
Akıl hastası reşit mağdureyi alıkoyma suçundan sanık …’ın yapılan yargılaması sonunda; beraatine dair Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 25.11.2008 gün ve 2005/22 Esas, 2008/308 Karar sayılı hükmün süresi içinde içinde Yargıtayca incelenmesi mağdur vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Dosyada mevcut Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince mağdure … hakında kronik şizofren teşhisi konulduğuna ilişkin rapor örneği göz önünde bulundurularak, mağdureye 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 405. maddesi uyarınca vasi tayin ettirilip aynı Kanunun 462/8. maddesine göre husumet izni kararı aldırılmasından sonra, vasi ve mağdure vekilinin şikâyet ve katılma hususunda beyanları tespit edilip, bu konuda olumlu yada olumsuz bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, mağdure vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilmek suretiyle CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 12.07.2011 gün ve 233 sayılı Kararı ile Beyoğlu ilçesi adli teşkilatı kapatıldığından, dosyanın İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.03.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Karşı Oy
Türk Medeni Kanunu’nun 405. maddesi uyarınca akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu … gerekli değildir.(MK madde 16)
Yine MK 405. maddesinin 2. fıkrasında “Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.”
CMK.nın “Mağdur İle Şikâyetçinin Hakları” başlıklı 234. maddesinin 2. fıkrasında “Mağdur, onsekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malül olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilir.” hükmüne yer verilmiş, aynı maddenin 1-b/5. maddesinde “vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme” hakkının da bulunduğu düzenlemesine yer verilmiştir.
10.5.2006 tarihli hekim raporunda mağdurenin hafif derecede zeka geriliğinin bulunduğu belirtilmiş, kendini ifade etme yeteneğinin bulunmadığı belirtilmiştir.
Ceza yargılamasında, bu durumdaki mağdurların haklarının korunabilmesi için izlenecek yol CMK.nın yukarıda belirttiğimiz 234. maddesinde öngörülmüş, istem halinde ya da zorunlu olarak bir vekil görevlendirileceği emredici bir norm haline getirilmiştir. Vasi tayini, ceza yargılaması için bir zorunluluk olarak öngörülmemiş, mağdurun haklarının korunması, onsekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malül olması halinde mahkemece bir zorunlu vekilin bulundurulmasına bağlanmıştır.
Yine Medeni Kanunun 462/8. maddesinde acele hallerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması için vesayet makamının izni gereklidir.
Ceza yargılamasında mağdurun haklarının korunması için 234. maddenin işletilerek bir vekil atanması zorunluluğunun yerine getirilmesi gerekirken, akıl hastalığı bulunan mağdurenin durumunun bir vasi atanmasına ilişkin vesayet makamları tarafından takdiri için, Medeni Kanunun 405. maddesinin 2. fıkrasında “Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.” Hükmü uyarınca vesayet makamına bildirimde bulunulmasının mahkemeye hatırlatılması yerine, vasi atanmasını zorunlu görmek vesayete ilişkin hükmün temyize tâbi bir karar olduğu da düşünüldüğünde, sanıklar için bile uygulanmayan ve ceza davalarının makul süreyi aşacak şekilde sonuçlanmasına, vasi atanması bekletici sorun yapılamadığından ve zamanaşımı süresinin işlemesine engel oluşturmadığından kamu davalarının zamanaşımına uğramasına, dolayısıyla AİHS’nin 6. maddesinde öngörülen sanıkların uzun yargılanmaları, masumiyetlerinin saptanamaması ve dolayısıyla adil yargılanma ilkesinin ihlaline yol açabilecektir.
Her ne kadar vesayet makamı tarafından görevlendirilecek vasinin mağdurun haklarını korumak için takdirini kullanarak başka birini vekil olarak seçebileceği, bunun mağdurun daha lehine olduğu düşünülebilir ise de, ceza yargılamasında Kanun koyucu tarafından böyle bir zorunluluğun tercih edilmemesi, vesayet makamının durumdan haberdar edilmesinin mağdurun haklarının korunması için alınmış yerinde bir tedbir olacağı, nitekim Medeni Kanunun 462/8. maddesinde “acele hallerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması için vesayet makamının izninin “alınmasının, ceza yargılaması ve kovuşturma süreci için öngörülemeyeceği, nitekim yargılama faaliyeti sırasındaki her işlemin vekil tarafından da yapılabileceği, 1412 sayılı CMUK mağdur için bir zorunlu vekillik kurumu öngörmediğinden, 1412 sayılı Kanunun yürürlük döneminde vasi görevlendirilmesinin, mağdurun haklarının korunması için gerekli olduğu düşünülebilir ise de, 5271 sayılı CMK.nın 234. maddesi hükmü karşısında vasi atanmasının zorunlu olmadığı, temyizin vasi atanması gibi ceza yargılamasında yeri olmayan bir kuruma bağlanmasının ve mağdurun haklarının korunması için izlenecek yol CMK’da belirlenmişken, bu kuralın dışına çıkılmasının, CMK tarafından mağdura veya sanığa verilen haklardan fazla bir hakkın bu kişilere verilmeye çalışılmasının hukuken yerinde olmadığı düşüncesindeyim. Bu nedenle baroca görevlendirilen zorunlu vekilin yargılama aşamasında sanığın cezalandırılması istemini içeren iddiaları tekrar ederek katılma istemini belirtmiş olduğu, mağdur aleyhine çıkan beraat kararını da temyiz etmiş olması karşısında katılma talebini temyiz aşamasında da tekrar etmiş olduğunun anlaşılması karşısında, mağdurun zorunlu vekilinin yargıtay aşamasında katılmasına karar verilip, temyiz incelemesinin kabulüne karar verilmesi gerektiğinden sayın çoğunluğun bozma düşüncesine katılmıyorum.