Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/1880 E. 2022/35 K. 03.01.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1880
KARAR NO : 2022/35
KARAR TARİHİ : 03.01.2022

7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 16/11/2016 tarihinde verilen dilekçeyle inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda davanın reddine dair verilen 10/01/2019 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından talep edilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf talebinin esastan reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.

KARAR

Dava, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili, tarafların birlikte …,… parsel sayılı taşınmazı 1/2’şer paylı olarak satın aldıklarını, taşınmazın davalı adına tescil edildiğini, müvekkilinin ve davalının 1978 yılında 3’er katlı bina inşa ettiklerini, davacının yaklaşık 5 yıl kadar önce davalıdan 20.000,00 TL borç aldığını, karşılığında senet verdiğini, davacı borcunu ödemek istemiş ise de davalının sürekli olarak alacağına faiz ekleyerek 60.000,00 TL istediğini, taraflarca dava konusu taşınmaz üzerindeki bağımsız bölümlerin kirasının borç ödeninceye kadar davalı tarafından tahsil edilmesi husunda anlaşmaya varıldığını, davalının halen kira bedellerini tahsil ettiğini, davacıya ait daireleri teslim etmediğini iddia ederek 1097 ada 6 parsel sayılı taşınmazda bulunan 3 katın mülkiyetinin davacı adına tespit ve tescilini istemiş, 08.01.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile dava konusu taşınmazdaki 3 katın mülkiyetinin davacı adına tespiti ile tapu kaydının iptali ve tescilini talep etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde; zamanaşımı def’inde bulunmuş, davacının binayı tamamlamadan bıraktığını, binayı kendisinin tamamladığını, davacının borçlarını ödediğini belirterek davanın reddini istemiş, 16.03.2018 tarihli keşifte zapta geçen beyanında ise dava konusu taşınmazı davacı ile birlikte ortak para vererek aldıklarını, davacı haciz tehdidi altında bulunduğundan kendi adına tescil edildiğini, yol kenarındaki 3 katlı binayı kendisinin yaptırdığını, arkadaki binanın kaba inşaatının ise davacı tarafından yaptırıldığını, davacıya 70.000,00 TL verdiğini, davacının tapusunu almış olduğunu, dava konusu taşınmazın tamamına bu şekilde malik olunca binanın ince işlerini tamamladığını, daha sonra davacı tapuyu isteyince 70.000,00 TL ödeme yapması halinde tapuyu vereceğini beyan ettiğini, ancak davacının halen ödeme yapmadığını, dava konusu taşınmazın taraflarca 2.000,00’er TL verilerek dava dışı … ‘dan satın alınmış olduğunu beyan etmiştir.
İlk derece mahkemesince, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde hakimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2015 tarihli, 2014/14-516 Esas, 2015/2838 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.)
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; davacı dava konusu taşınmazda taraflar arasındaki inançlı işleme dayanarak üzerindeki yapının da adına tescilini talep etmektedir. 1097 ada 6 parsel sayılı taşınmaz tapuda arsa vasfında kayıtlı olmasına rağmen yapılan incelemede üzerinde bitişik nizam 3’er katlı 2 bina bulunduğu tespit edilmiştir. Kat mülkiyeti veya kat irtifakı tesis edilmemiş taşınmazda bağımsız bölümlerin arzdan ayrı olarak tapuya tescili mümkün bulunmamaktadır. Ancak davacı arsayı tarafların birlikte satın aldıklarını iddia etmiş, davalı da 16.08.2018 tarihinde yapılan keşifte dava konusu yeri birlikte ortak para ödeyerek satın aldıklarını kabul etmiştir. Davalının kabul beyanı dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş; bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ve HMK’nın 373/1. maddesi gereğince davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA; yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, karardan bir örneğin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine, dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 03.01.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.