Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/1417 E. 2021/3233 K. 25.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1417
KARAR NO : 2021/3233
KARAR TARİHİ : 25.11.2021

7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 16/06/2008 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24/06/2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … mirasçıları vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili, tarafların müştereken malik olduğu 945 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış yoluyla giderilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili, taşınmazdaki ortaklığın öncelikle aynen taksim, olmadığı taktirde satış yoluyla giderilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu taşınmazdaki ortaklığın, aynen taksim mümkün olmadığından, satış yoluyla giderilmesine karar verilmiş; kararın taraflara 17.02.2009 tarihinde tebliğ edildiği ve taraflarca temyiz edilmediği belirtilerek 28.12.2009 tarihinde kesinleştirildiği anlaşılmıştır.
Hükmü, davalı … mirasçıları vekili temyiz etmiştir.
Paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davaları, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda paydaşlar (ortaklar) arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan, iki taraflı, tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardır.
Paydaşlığın giderilmesi davasını paydaşlardan biri veya birkaçı diğer paydaşlara karşı açar. HMK’nın 27. maddesi uyarınca davada bütün paydaşların yer alması zorunludur. Paydaşlardan veya ortaklardan birinin ölümü halinde alınacak mirasçılık belgesine göre mirasçılarının davaya katılmaları sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekir.
Öte yandan, 7201 sayılı Tebligat Kanunun, kararın verildiği 24.06.2009 tarihi itibariyle yürürlükte bulunan (19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki) 10. maddesine göre “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması caizdir.”
Aynı Kanunun 35. maddesi gereğince; “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.” (m. 35/1)
“Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.” (m. 35/2)
Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için öncelikle aynı adrese usulüne uygun olarak en azından bir kere tebliğ yapılabilmiş olması gerekir.
Somut olaya gelince, hüküm tarihinden sonra dava konusu 945 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, Silivri Satış Memurluğunun 2010/5 sayılı dosyasında yapılan ihale sonucu 05.05.2011 tarihinde dava dışı Zeliha ve …’e satılarak tapuda anılan şahıslar adına kayıtlandığı; taşınmazın önceki kayıt maliklerinden davalı …’in ise karar ve satış tarihinden sonra 27.05.2019 tarihinde öldüğü, geriye mirasçıları olarak eşi Leyla ile müşterek çocukları …, … ve …’in kaldığı ve mirasçıların kendilerini bir vekille temsil ettirdikleri; davalı mirasçıları vekilinin ise temyizinde, kayıt maliki …’e gerek dava gerekse satış dosyasında usulüne uygun şekilde tebligat yapılmaksızın, yargılama ve satış işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilerek hükmün bozulmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, dava dilekçesi ekli duruşma gününü bildirir tebligat evrakı, önceki kayıt maliki davalı …’e “Hocakadın Cad. Güler Apt. C Blok No:140 D:2 Kocamustafapaşa/İstanbul” adresi itibariyle Tebligat Kanunun 10. maddesine göre tebliğe çıkarılmış ise de evrakın, muhatabın adreste bulunmadığı ve tanınmadığı belirtilerek bila tebliğ iade edilmesi üzerine, bu kez Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebligat yapılmak suretiyle davalının usulüne uygun şekilde davaya katılımı sağlanmaksızın yargılamaya devam edilmiş; gerekçeli karara ilişkin tebligatın da aynı adreste yine Tebligat Kanunun 35. maddesine göre yapıldığı anlaşılmıştır. Ancak, gerek dava dilekçesi ve eklerinin gerekse gerekçeli kararın tebliğ edildiği bu adreste, daha önce davalıya usulüne uygun şekilde yapılmış bir tebligat bulunmadığından, yapılan tebligatlar usulsüzdür.
Bu durumda mahkemece, davalı …’in tebligata yarar açık adresinin kolluk marifetiyle araştırılarak, gerekirse ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından sorulmak suretiyle tespit edildikten sonra 7201 sayılı Tebligat Kanunun, hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan (19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki) hükümleri uyarınca, dava dilekçesi ve eklerinin usulüne uygun şekilde tebliğinin sağlanması ve davalının savunma ve delilleri toplandıktan sonra işin esası hakkında sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, taraf teşkili sağlanmaksızın, 6100 sayılı HMK’nun 27. maddesi uyarınca davalının hukuki dinlenme hakkı da ihlal edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş; bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı … mirasçıları vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 25.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.