Yargıtay Kararı 12. Hukuk Dairesi 2021/5023 E. 2021/10269 K. 16.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5023
KARAR NO : 2021/10269
KARAR TARİHİ : 16.11.2021

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Kesinleşen ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takipte alacaklının icra mahkemesine başvurarak, borçlu şirkete TMSF tarafından el konularak kayyım atandığını, daha sonra Tasarruf Sigorta Fonu tarafından şirket malvarlığı hakkında 21/07/2017 tarihinde Ticari ve İktisadi Bütünlük kararı verildiğini ve bu kararın 07/02/2019 tarihinde yenilendiğini, bu sebeple ipotekli taşınmazın satış işleminin yapılamadığını, ancak; ipotekli taşınmazın … Oil A.Ş.’ye kiraya verildiğinin öğrenildiğini, kira bedellerinin icra dosyasına borca istinaden yatırılması talebi üzerine kiracıya muhtıra gönderildiğini ve kiracı tarafından 2019 yılı Ekim ayının ödemesi olarak 76.700,00 TL.’nin icra dosyasına yatırıldığını, kira bedelinin alacaklının hesabına yatırılmasını talep ettiklerini ancak, borçlu şirket vekilinin borçlu şirkete TMSF tarafından el konulduğu, şirket hakkında ticari ve iktisadi bütünlük kararı olduğu, bu karar sebebiyle mal varlıkları üzerine haciz işlemi uygulanamayacağını, tüm hacizlerin kaldırılması ve kira bedelinin kendilerine ödenmesi ile kira geliri üzerindeki haczin kaldırılması talebinin İcra Müdürlüğü tarafından kabul edildiğini, takibin ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip olduğunu, takip kapsamında ipotekli taşınmaz üzerine haciz kaydı değil İİK’nın 150/C maddesi kapsamında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip açılmış olduğuna dair şerh işlendiğini, takibin mahiyeti gereği icra müdürlüğünün verdiği kararın yasaya aykırı olduğunu, kira bedelinin ipotek alacağına istinaden icra dairesinin hesabına yatırılması gerektiğini, borçlu şirket hakkında verilen ticari ve iktisadi bütünlük kararına aykırı bir durum olmadığını, kira alacağının ipotekli taşınmaza özgü bir alacak olduğunu, İİK’nın 150/B maddesi kapsamında da kira alacağı üzerinde ipotek alacaklısının rüçhanlı hakkının mevcut olduğunu, ipotek alacaklısı olmasına rağmen alacağını alamamış olan bankanın alacağını almasını engeller mahiyette olması nedeniyle İcra Müdürlüğü’nün 12/11/2019 tarihli kararının iptali ile kiracı … Oil A.Ş. tarafından dosyaya yatırılan kira bedelinin ödenmesine karar verilmesini talep ettiği, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, alacaklı tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince “Borçlu şirket hakkında TMSF tarafından 20/02/2017 tarihinde 678 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 33. maddesi ile değişik 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 134. maddesinin 5. fıkrası uyarınca iktisadi ve ticari bütünlük oluşturulmasına karar verildiği, 07/02/2019 tarihinde,
şirket hakkında yeniden iktisadi ve ticari bütünlük kararı alındığı, 678 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 33. maddesi ile değişik 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 134. maddesinin 5. fıkrası ile getirilen yasal düzenleme devam etmekte ve davalı vekili tarafından TMSF kararıyla 2 yıllık sürenin yeniden uzatıldığı belirtilerek buna ilişkin TMSF kararı sunulmuş ise de, söz konusu 678 sayılı KHK’de öngörülen 2 yıllık sürenin TMSF kararıyla uzatılabileceğine ilişkin bir düzenlemenin yer almadığı, alınan kararın idari bir karar olduğu, bu hali ile söz konusu paranın İİK’nun 150/B maddesi gereğince icra dosyasına ödenmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı ” gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetin kabulü ile 12/11/2019 tarihli icra müdürlüğü işleminin iptaline karar verildiği görülmüştür
678 Sayılı KHK’nın 37. Maddesi” (1) Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan veya dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine kefil olan ortak, yönetici veya bunlarla bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin malvarlığına müracaat edilir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, bu kapsamda şirket borçlarının ödenmesi ya da şirket sermaye ihtiyacının karşılanmasını teminen, kefillerin varlıklarının doğrudan veya ticari ve iktisadi bütünlük yoluyla satılması konusunda yetkilidir.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyum olarak atandığı şirketlerin, müşterek müteselsil borçluluğu kapsayan kefaletler dahil, kefil olduğu borçlarda ise kayyumluğun devamı süresince borcun öncelikle asıl alacaklıdan ya da diğer kefillerden tahsili yoluna gidilir. ” hükümlerini getirmiştir.
694 sayılı KHK’nin 196. maddesi ile eklenen “Kayyım atanan şirketlerde kefalet” başlıklı geçici 1. maddesinde “(1) Bu Kanun Hükmünde Kararname ile 37 nci maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklik hükümleri, bu maddenin yayımlandığı tarih itibarıyla başlatılmış olan takip ve tahsil işlemleri hakkında da uygulanır.” hükmününü içermektedir.
678 sayılı KHK’nın 37. maddesi açıkça TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketler aleyhine takip yasağı düzenlemesi getirmemiş, borçların tahsilinde izlenecek yolu belirlemiştir. OHAL döneminde yapılan düzenlemeler ile bu şirketlerin ülke ekonomisine yeniden kazandırılmaya çalışıldığı, şirketlerin iktisadi faaliyetlerini sürdürmesi, üretim ve istihdama katkı sağlamasının hedeflendiği, terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan şirkete kayyım olarak atanmış TMSF temsilcilerinin içi boşaltılmış ve ağır borç yükü altında olan şirketleri idare etmesi ve ekonomiye yeniden kazandırılmasının önem arz ettiği görülmüştür.
674 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 20/1 maddesine göre “19/12/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi TMSF tarafından devralınan şirketler ve bunların varlıkları ile ilgili olarak verilen yetkiler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile TMSF ‘ye verilen kayyımlık görevi ile satış veya tasfiye işlemlerinde bu şirketlerin yahut bunların sahiplerinin fona borçlu olup olmadığına ve varlıkları üzerinde fon haczi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kıyasen uygulanır” hükmü getirilmiş olup, 678 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin 33.maddesi ile değiştirilen 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 134.maddesinin 5.fıkrasının son cümlesi uyarınca da, “Ticari ve İktisadi bütünlük oluşturulmasına karar verilmesinden itibaren 2 yıl içerisinde ticari ve iktisadi bütünlük oluşturan varlıklar ile ilgili işletmelere ait menkul, gayrimenkul mal ve her türlü hak ve alacaklar ile 3.kişiler nezdindekiler de dahil nakit varlıkların imtiyazlı alacaklar dahil 3.kişiler tarafından haczi, muhafaza altına alınması ve satışı talep edilemez” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Somut olayda borçlu şirketin yönetimi 01.09.2016 tarihli 674 Sayılı Kanun Hükmünde kararname gereği TMSF’ye devredilmiş ve şirket hakkında Fon Başkanlık makamının 16/02/2017 tarih ve E.115 sayılı oluru ile 2 yıllık süreyle ticari ve iktisadi bütünlük kapsamına alındığı, TMSF II. Tahsilat Daire Başkanlığı tarafından verilen 07/02/2019 tarih E.3044 sayılı karara göre borçlu şirket hakkında ” Fon Kurulunun 07/02/2019 tarih ve 2019/70 sayılı kararı ile 5411 sayılı Kanunun 134 .maddesinde düzenlenen 2 yıllık ticari ve iktisadi bütünlük süresinin sonra ermiş olması göz
önünde bulundurularak … yeniden “Ada Doğukaradeniz ticari ve İktisadi Bütünlüğü”nün oluşturulmasına” karar verildiği ve müdürlükçe de buna göre işlem tesis edildiği görülmektedir. TMSF tarafından yeniden verilen ticari ve iktisadi bütünlük kararının iptaline yönelik bir idari başvuru ya da yargı yoluna gidilmediği görülmekle, anılan kararın yasaya aykırı olduğundan bahisle uygulanamayacağı yönündeki iddianın dar yetkili icra müdürlüğü ve icra mahkemesinde dinlenebilmesine hukuken imkan olmadığı, yeniden iktisadi bütünlük kararı verilmesinin hukuka uygun olup olmadığının icra mahkemesince tartışılamayacağı, iktisadi bütünlük kararının idari başvuru ya da yargı yolu neticesinde iptal edilmediği sürece geçerli olduğu ve 678 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin 33.maddesi ile değiştirilen 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 134.maddesinin 5.fıkrasının son cümlesindeki “….3.kişiler tarafından haczi, muhafaza altına alınması ve satışı talep edilemez” düzenlemesi göz önüne alındığında; icra müdürlüğünün 12/11/2019 tarihli kararının 07/02/2019 tarihli ticari ve iktisadi bütünlük kararı kapsamında olduğu, şikayet konusu kira alacağı 3.kişiler nezdindeki nakit varlıklardan olup, ticari ve iktisadi bütünlük kararı ile şirketlerin ülke ekonomisine yeniden kazandırılmaya çalışılması, şirketlerin iktisadi faaliyetlerini sürdürmesi, üretim ve istihdama katkı sağlaması hedeflendiğinden, İİK’nun 150/b maddesi kapsamındaki kira alacağının kiracı tarafından icra dosyasına ya da alacaklıya ödenmesinin ticari ve iktisadi bütünlük kararının amacına aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
O halde, İlk Derece Mahkemesince verilen şikayetin reddine dair karar yerinde olmakla alacaklının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca, … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi’nin 26.02.2021 tarih ve 2020/1260 E – 2021/314 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.