Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/11496 E. 2021/12847 K. 23.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/11496
KARAR NO : 2021/12847
KARAR TARİHİ : 23.12.2021

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davacı … , …, … ve …’ın davasının kabulüne, davacı … , …, …, … ve …’nın davasının reddine karar verilmiş olup, hükmün davalı-davacı … , … , … vekili ve davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, … İli Merkez/… Köyü çalışma alanında bulunan 238 ada 18 parsel sayılı 27.792,32 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek, malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir.
Davacı … ve arkadaşları tarafından, davalı … ve arkadaşları aleyhine, tapu kaydına dayanılarak açılan meni müdahale davası; davacı … tarafından, davalı … aleyhine, aynı tapu kaydına dayanılarak açılan meni müdahale davası ve davacılar … , … ve … tarafından, davalılar Memet ve … aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davası birleştirilerek yapılan yargılama sonunda Asliye Hukuk Mahkemesince verilen önceki tarihli karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 27.12.2011 tarihli ilamı ile “Tarafların dayanağı tapu kaydının yöntemince dava konusu taşınmaza uygulanması ve tapu kaydının hukuki değerini yitirip yitirmediği üzerinde durulması” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Bozma sonrası yapılan yargılama sırasında, dava konusu taşınmaz hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle dava dosyası Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesinde, kadastro tutanakları ile aktarılan dava dosyası birleştirilerek yapılan yargılama sonunda, davacı … , …, … ve …’ın davasının kabulüne; davacı … , …, …, … ve …’nın davasının reddine, çekişmeli 238 ada 18 parsel sayılı taşınmazın … ve müşterekleri adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı-davacı … , … , … vekili ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro sırasında dava konusu 238 ada 18 parsel sayılı taşınmaz, birbirinin tedavülü olan tapu kayıtlarının kapsamında kaldığı belirtilerek, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malik hanesi boş bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Kadastro tespitinden önce Asliye Hukuk Mahkemesinde, davacı … ve arkadaşları, davalı … ve arkadaşlarına karşı tespite esas alınan tapu kaydına dayanarak, ayrıca davacı … , …’a karşı aynı nedene dayanarak meni müdahale davası açmış; davalı … ve arkadaşları ile davalı …, davacıların dayandığı tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olmadığını, aksi düşünülse dahi taşınmazın kendilerinin zilyetliğinde olduğunu ve tapu kaydının hukuki değerini yitirdiğini belirterek davanın reddini savunmuş; bilahare davalılardan …, … ve … , davacıların dayandığı tapu kaydı maliklerinden …, … ve … ’un hisseleri yönünden tapu kaydının hukuki değerini yitirdiğini belirterek tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmışlardır. Asliye Hukuk Mahkemesinde tüm davalar birleştirilerek yapılan yargılama sırasında dava konusu taşınmaz hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle dava, Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.
Mahkemece, davacı … ve arkadaşlarının dayandığı tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaza uyduğu, tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirmediği, bu nedenle taşınmazların tapu malikleri adına tescili gerektiği gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya elverişli bulunmamaktadır.
Dava konusu taşınmaz hakkında tutanak düzenlenmeden evvel Asliye Mahkemesinde esas itibariyle verilen karar, davacı … ve arkadaşlarının dayandığı tapu kaydının dava konusu taşınmaza yöntemince uygulanmamış olması ve davacı … ve arkadaşlarının dayanak tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği savunması üzerinde durulmaması nedeniyle bozulmuştur. Dava, Kadastro Mahkemesine aktarıldıktan sonra yeniden keşif yapılmış, mahalli bilirkişiden tapu kaydının hudutları sorulmuş, mahalli bilirkişi güneyde “…” hududuna ilişkin somut beyanda bulunmamıştır. Keşfe katılan fen bilirkişilerin, tapu uygulamasına ilişkin ana raporları ile ek raporlarındaki batıda “hark” güneyde “… ve …” hududuna ilişkin gösterimleri birbirini tutmamakta ve çelişki yaratmaktadır. Bu haliyle tapu uygulamasının yöntemince yapıldığından söz edilemez.
Ayrıca bir an için mahkemenin kabulündeki gibi tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olduğu kabul edilecek olsa dahi davalı-davacı … ve arkadaşlarının iddialarına göre tapu kaydının hukuki değerini koruyup korumadığının değerlendirilmesi gerekir. Mahkemece, tapu kaydının hukuki değerini yitirmediği kabul edilmiş ise de bunun gerekçesi kararda tartışılmamış, neye istinaden tapu kaydının hukuki değerini koruduğunun kabul edildiği açıklanmamıştır. Nitekim, dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; dayanak kayıtlardan Haziran 330 tarih ve 285 numaralı tapu kaydı maliklerinden …’in 1957 yılında öldüğü ve payının 07.07.1982 tarih ve 4 numaralı tapu kaydı ile intikal gördüğü, 2. Teşrin 1943 tarih ve 19 numaralı tapu kaydı maliklerinden …’in 1949 yılında öldüğü ve payının yine 07.07.1982 tarih ve 4 numaralı tapu kaydı ile intikal gördüğü, yine 2. Teşrin 1943 tarihli ve 19 numaralı tapu kaydı maliklerinden … ’un 1950 yılında öldüğü ve payının 20.08.2001 tarih ve 1 numaralı tapu kaydı ile intikal gördüğü anlaşılmaktadır. Bu tapu maliklerinin ölüm tarihleri ile tapudaki paylarının intikal tarihleri arasında 20 yıllık süre geçtiğine göre, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13/B-c maddesinin dava tarihi itibariyle yürürlükte olan şekline göre tapudaki paylarının hukuki değerini koruyup korumadığının belirlenebilmesi için taşınmazın bu tarihler arasında kimin zilyetliğinde olduğunun bilinmesi gerekir. Ne var ki, Mahkemece bu yönde yapılan araştırma da uyuşmazlığı aydınlatmaya elverişli değildir. Mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarından, taşınmazların evveliyatından beri, kim tarafından, ne şekilde kullanıldığı, kimden kime ne şekilde intikal ettiği net şekilde anlaşılamadığı gibi, fen bilirkişi raporundan da beyanlara göre taşınmazın hangi kısmında kimin zilyet olduğu tam olarak takip edilememektedir.
Hal böyle olunca, doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, çekişmeli taşınmazı iyi bilen, davada yararı bulunmayan, elverdiğince yaşlı yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile fen bilirkişinin katılımıyla mahallinde yeniden keşif yapılarak, davacı tarafın dayandığı tapu kaydı hudutları tek tek okunarak yerel bilirkişiler yardımıyla zemine uygulanmalı, yerel bilirkişilerce bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, özellikle önceki keşifte tereddüt uyandıran batıdaki “Hark” hududu ile güneydeki “… ve …” hudutlarının neresi olduğu hususunda somut ve detaylı beyanları alınmalı, ayrıca taşınmazın ne zamandan beri, kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı, kimden kime ve ne şekilde intikal ettiği hususlarında maddi olaylara dayalı beyanları alınmalı, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişkinin giderilmesine çalışılmalı, çelişkinin giderilmemesi halinde hangi beyana üstünlük tanındığının gerekçesi karar yerinde gösterilmeli; fen bilirkişiye, tapu kayıtlarında tarif edilen sınır yerleri, denetime elverir şekilde düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, tapu kaydının batısındaki “hark” hududunun tespiti açısından gerekirse tapu kaydının oluşum tarihi dikkate alınarak temin edilebilen en eski tarihli hava fotoğrafı değerlendirilmeli, tapu kayıtlarının uyup uymadığı komşu parsel tutanak ve dayanaklarıyla da denetlenmeli; tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olduğu belirlendiği takdirde yukarıda açıklananlar çerçevesinde 3402 sayılı Kanun’un 13/B-c maddesi gereğince tapu kaydının hukuki değerini koruyup korumadığı üzerinde durulmalı, tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olmadığı belirlendiği takdirde ise zilyetlik hükümlerine göre taşınmazın malik hanesinin doldurulması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.
Mahkemece belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılmadan karar verilmiş olması isabetsiz olduğu gibi, zımnen reddedildiği anlaşılan davalı-davacı … ve … ’un açtıkları dava hakkında açıkça hüküm kurulmamış olması dahi usul ve yasaya aykırı olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı-davacı … , … , … vekili ve davalı …’ın temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 23.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.