YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/11165
KARAR NO : 2012/10609
KARAR TARİHİ : 02.11.2012
Çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından sanık …’ın yapılan yargılaması sonunda; sanığın eylemlerinin beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna teşebbüs tehdit suçunun da bu suçun unsuru olduğunun kabulü ile mahkûmiyetine dair Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 23.02.2012 gün ve 2010/469 Esas, 2012/73 Karar sayılı res’en de temyize tâbi hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan zamanaşımı süresi içerisinde dava açılması mümkün görülmüştür.
Sanık …’ın nüfus ve adli sicil kaydının Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden alınmış olması nedeniyle bu kayıtların yargılama sırasında alınmamış olması bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Mağdurun çalıştığı işyeri sahibi olan tanık …’nın olaydan bir süre sonra mağdurun hareketlerinde bir tuhaflık sezmesi üzerine bunun sebebini mağdura sorduğunda, çocuğun olayı kendisine anlatarak sanığın kendisini evine götürerek zorla arkadan tecavüz ettiğini söylediğini ifade etmesi, mağdurun kolluktaki olayı ayrıntılı biçimde anlattığı samimi beyanı, mağdurun bu beyanına göre sanık tarafından olay sırasında kaygan madde kullanılması nedeniyle suç tarihinden 18 gün kadar sonra alınan doktor raporunda livata bulgusu mevcut olmamasının livatanın gerçekleşmediğinin kanıtı olamayacağı, bu nedenle olay günü sanığın mağdura livata eyleminde bulunarak nitelikli cinsel istismar eyleminin tamamlandığı mağdurun soruşturma evresindeki samimi anlatımı, tanık …’in beyanı, doktor raporu ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmış olup, mağdurun duruşmada sokma eyleminin gerçekleşmediğini söylemesinin çevreye karşı bir düşünce ürünü olabileceği gözetilerek sanığın tamamlanmış suçtan mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde teşebbüsten hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Adli Tıp Kurumunun bilinen istikrarlı uygulamalarına göre de, mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın cezada artırım nedeni olabilmesi için eylem sonucunda mağdurun ruh sağlığının bozulup bozulmadığına ilişkin tespitin, suç tarihinden itibaren en az 6 ay geçtikten sonra Adli Tıp kurumu ilgili ihtisas kurulu ya da Adli Tıp Kurumu Kanunun 7, 23 ve 31. maddeleri gereğince usulüne uygun şekilde teşekkül ettirilmiş Yüksek Öğrenim Kurumları veya birimlerine bağlı hastanelerden rapor alınarak yapılması gerektiği gözetilmeden, 03.09.2010 tarihinde gerçekleşen olay nedeniyle mağdurun ruh sağlığının bozulduğuna dair İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca 26.01.2011 günü yapılan muayeneye istinaden 25.02.2011 tarihinde düzenlenen rapora dayanılarak verilen cezanın TCK.nın 103/6. maddesiyle artırıma tâbi tutulması,
Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, res’en de temyize tâbi hükmün ceza miktarı itibarıyla sanığın kazanılmış … saklı kalmak kaydıyla 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 02.11.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Sanığın 12 yaşındaki mağdur …’ye yönelik livata suretiyle gerçekleştiridği kabul edilen eylem dolayısıyla Adli Tıp kurumu 6. Kurum İhtisas Kurulunca suç tarihi olan 03.09.2010’dan itibaren 4 ay 23 gün sonra 26.01.2011’de verilen mağdurun ruh sağlığının bozulduğuna ilişkin raporun bilimsel yeterliğe sahip olduğu Adli Tıp Kurumunun mağdurun incelenmesi için yeterli gördüğü sürecin 6 ay olarak kabulünün de aynı kurumun belli bir yasal zorunluluğa dayanmayan, mağdurun tedavi süresinde ve devamında gerçekleşen ruh sağlığı değişikliklerinin kalıcı nitelikte bir bozulma olarak nitelenip nitelenemeyeceğinin saptanması gereğinden doğduğu, bu konuda kanaat oluşturmuş bulunan Kurulun bu kanaatinin, 6 aylık sürenin geçmesinden sonra oluşması gerektiği yönündeki istemin bilimsel gerçeklerle örtüşmeyeceği, ruhsal bozulmanın tespiti için bir sürenin geçmesi gereğinden söz edilecekse, bunu yapacak olan kurumun, olayın özelliğine ve oluşu ya da niteliğine göre, mağdurun henüz bu belirleme için hazır olmadığı gerekçesiyle Adli Tıp Kurumu ya da diğer bilimsel kurullar olabileceği, yargılama makamlarının süre koşulunu ileri sürerek bir süre standardı belirleme yoluna gidemeyeceği, mağdurun ruh sağlığının bozulup bozulmadığı yönünde yeniden yapılacak incelemenin livata suretiyle cinsel istismara uğrayan kişinin bir kez daha mağduriyetine yol açacağı, bu eyleme zorla maruz kalmış bir çocuğun ruh sağlığının bozulmamasının olağan hayat ilkeleri ile de bağdaşmayacağını düşündüğümden sayın çoğunluğun yeniden rapor alınması gerektiği yönündeki düşüncesine katılamıyorum.