Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2018/1070 E. 2021/1500 K. 25.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/1070
KARAR NO : 2021/1500
KARAR TARİHİ : 25.11.2021

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 29.12.2015 tarihli dava dilekçesinde; davalı şirketin elektrik abonesi olan müvekkilinden düzenlediği faturalar ile hukuka aykırı olarak kayıp – kaçak bedeli, iletim sistemi bedeli, dağıtım sistemi kullanım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedeli, TRT payı, enerji fon bedeli, belediye tüketim vergisi ve KDV adı altında para tahsil ettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, dava tarihinden geriye doğru on yıllık döneme ilişkin olarak haksız tahsil edilen söz konusu bedeller nedeniyle şimdilik 1.000TL tutarın ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı cevabı:
5. Davalı vekili; davada idari yargının görevli olduğunu, uyuşmazlık konusu bedellerin kanunla veya kanunun verdiği yetki çerçevesinde ve kanunun temel amaçlarına uygun olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından belirlendiğini, EPDK nın belirlediği bu tarifeleri uygulamanın piyasada yer alan tüm şirketler bakımından zorunlu olduğunu, yasal mevzuata uygun davranan davalı şirketin yasal zorunluluk gereği tahsiline aracılık ettiği bedellerden sorumlu tutulmasının hukuken kabul edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.11.2016 tarihli ve 2016/13 E., 2016/1244 K. sayılı kararı ile; yargılama sırasında yürürlüğe giren ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nu değiştiren 6719 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, mahkemenin yetkisinin, davacıdan alınan kayıp kaçak bedellerinin kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetlenmesi ile sınırlı olduğu, bu çerçevede yapılan değerlendirmede alınan bilirkişi raporuna göre davaya konu kesintilerin düzenleyici işlemlere uygun olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
8. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 22.02.2017 tarihli ve 2017/160 E., 2017/127 K. sayılı kararı ile; bilirkişi raporunda, yapılan kesintilerin düzenleyici işlemlere uygun olduğunun belirtildiği, 6446 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine göre yasal değişikliğin eldeki devam eden davalara da uygulanacağının öngörüldüğü, mahkemelerin yetkisini belirleyen bu sınırlamalar sonucu davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebeplerinin yerinde bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.11.2017 tarihli ve 2017/13142 E., 2017/16545 K. sayılı kararı ile; “…1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, elektrik abonelerinden tahsil edilen; kayıp-kaçak, dağıtım, iletim, perakende satış hizmeti ve sayaç okuma bedellerinin istirdatı istemine ilişkindir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.05.2014 günlü ve 2013/7-2454 Esas 2014/679 Karar Sayılı ilamıyla; 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 4. maddesi ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na tüketicilere yapılacak elektrik satışlarında uygulanacak fiyatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verildiği, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun bu maddeye dayanarak 11.08.2002 gün ve 24843 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Perakende Satış Hizmet Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliği” yayımladığı, lisans sahibi şirketlerinde bu tebliğe uygun olarak tüketiciden kayıp-kaçak bedeli adı altında bedel tahsil ettikleri, ancak anılan madde ile Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu’na sınırsız bir fiyat belirleme hak ve yetkisinin verilmediği, özellikle kaçak (elektrik enerjisinin hırsızlanması) bedelinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmenin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmadığı, bu faturalara yansıtılan bedel miktarlarının şeffaflık ilkesi ile denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödendiğinin bilinmesinde hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olduğu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu kararları ile bu bedelin mevcut mevzuat kapsamında tüketicilerden alınmasının hukuka uygun olmadığı kabul edilmiştir.
Anayasanın Vergi ödevi Başlıklı 73. maddesindeki “… Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır…” şeklindeki düzenleme ve yukarıda açıklanan Hukuk Genel Kurulu kararı doğrultusunda, Dairemizce; kayıp-kaçak bedeli gibi dağıtım şirketleri tarafından faturalara yansıtılan dağıtım bedeli, sayaç okuma bedeli, parekende satış hizmeti bedeli ve iletim bedelinin, tüketicilerden tahsil edilemeyeceği kabul edilmiştir.
Ne var ki, 17.06.2016 tarih ve 29745 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6719 sayılı kanunun 21. maddesi ile 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Kanunu’nun 17. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (a), (ç), (d) ve (f) bentleri değiştirilmiş ve aynı maddeye eklenen 10. bend ile; “Kurum tarafından gelir ve tarife düzenlemeleri kapsamında belirlenen bedellere ilişkin olarak yapılan başvurularda ve açılan davalarda; tüketici hakem heyetleri ile mahkemelerin yetkisi, bu bedellerin, Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” hükmü getirilerek, Tüketici Hakem Heyetlerinin ve Mahkemelerin bu konularda açılacak davalarda inceleme ve araştırma yetkileri sadece bu dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedellerinin Kurumun bu konulardaki düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlanmış, bu bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin düzenlenmesinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun Kanundaki yetkileri genişletilerek, yukarıda sözü edilen bedeller maliyet unsuru kapsamına dahil edilmiştir.
Yine, 6719 sayılı kanunun 26. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen;
Geçici madde 19; “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” hükmünü,
Geçici madde 20; “Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17 nci madde hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.
Görüldüğü üzere, 6719 sayılı kanunun 21. maddesi ile 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 17. maddesine eklenen 10. bend ile dava konusu uyuşmazlığın da özünü oluşturan bedeller konusunda, davanın açıldığı tarihteki içtihat durumundan farklı ve yeni bir düzenleme getirmiş; hem de, geçici 20. maddeyle, anılan düzenleme devam etmekte olan davalarda da uygulanacak şekilde geçmişe yürütülmüştür.
Bu aşamada, davanın konusuz kalması hakkında genel açıklama yapılmasında yarar görülmüştür.
İlke olarak her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre hükme bağlanır (28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı İ.B.K). Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir nedenle dava konusunun ortadan kalkması halinde işin esası hakkında infaz kabiliyeti olan bir hüküm kurulmamaktadır.
Dava konusu hakkın davacıya ödenmesi, verilmesi ya da müdahalenin kaldırılması, davacı ve davalı sıfatının birleşmesi, yeni çıkan bir kanun yada Anayasa Mahkemesi kararı ile ya da kişiye sıkı sıkıya bağlı ve mirasçılara geçmeyen bir hakka ilişkin davalarda taraflardan birinin ölümü gibi nedenlerle artık dava konusu edilen talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesine gerek ya da neden kalmıyorsa, burada davanın konusuz kalmasından söz edilebilir. Bu durumda, mahkemenin, bir tespit hükmü niteliğinde olmak üzere esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmesi gerekmektedir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık değerlendirildiğinde; yargılama sırasında yürürlüğe giren geçmişe etkili yasa değişikliklerinin, dava konusu hakkın özünü ortadan kaldırdığı açıktır. Diğer bir anlatımla, geçmişe etkili yeni yasa nedeniyle dava konusuz kalmıştır.
Bu noktada, mahkemece; HMK’nun 331/1. maddesi uyarınca, konusuz kalan dava hakkında yargılamaya devam edilerek, dava açıldığı zaman hangi tarafın haksız olduğu tesbit edilmeli ve o tarafın yargılama giderlerine (bu bağlamda vekalet ücretine de) mahkum edilmesi gerekir.
Eldeki davada; davacı, davanın açıldığı andaki mevzuat ve içtihat durumuna göre dava açmakta haklıdır. Eş söyleyişle, davaya konu bedelleri tahsil eden davalı, davanın açılmasına sebebiyet vermiştir.
Hal böyle olunca; ilk derece mahkemesince, yargılama sırasında yürürlüğe giren yasa değişiklikleri nedeniyle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin ve bu giderlere dahil olan maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nun 373/1 maddesi uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. İlk Derece Mahkemesinin 12.04.2018 tarihli ve 2018/281 E., 2018/519 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, yasa değişikliğinin kayıp kaçak bedellerinin dağıtım şirketlerince tahsil edilebilmesine olanak tanıdığı ancak bu durumun davayı konusuz kılmadığı, zira kayıp kaçak bedelinin tahsilinde ya da belirlenmesinde çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilecek hukuka aykırılıkların yargılama konusu olarak devam edeceği, burada tipik olarak davanın konusuz kalmasından söz etmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiş, somut olayda sonradan yürürlüğe giren mevzuat değişikliği ve hakkaniyet ilkesi gereğince taraflarca yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, her iki taraf lehine de vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, geçmişe etkili yasa değişikliği nedeniyle davanın konusuz kalıp kalmadığı, buradan varılacak sonuca göre yargılama giderleri konusunda davanın açıldığı tarih itibariyle haklılık durumu gözetilerek değerlendirme yapılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
14. İlke olarak her dava açıldığı tarihteki fiilî ve hukukî sebeplere göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması, eş söyleyişle davanın esası hakkında karar verilmesinde hukukî yararın kalmaması hâlinde bu olayın hükümde göz önüne alınması ve böyle bir durumda mahkemenin, davanın konusuz kalması sebebiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermesi gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.
15. Dava açıldıktan sonra ortaya çıkan bir olgu nedeniyle artık dava konusu edilen talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesine gerek ya da neden kalmıyorsa, burada davanın konusuz kalmasından söz edilebilir.
16. Böyle bir durum söz konusu olduğunda mahkemenin yargılamaya devam etmesine gerek yoktur. Bu durumda mahkemenin bir tespit hükmü niteliğinde olmak üzere esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermesi gerekir. Dava konusu hakkın davacıya ödenmesi, verilmesi ya da müdahalenin kaldırılması, davacı ve davalı sıfatının birleşmesi, yeni çıkan bir kanun veya Anayasa Mahkemesi kararı ile ya da kişiye sıkı sıkıya bağlı ve mirasçılara geçmeyen bir hakka ilişkin davalarda taraflardan birinin ölümü gibi nedenlerle dava konusuz kalabilir.
17. Eldeki davada, elektrik abonesi olan davacı faturalara yansıtılarak haksız tahsil edilen bedellerin istirdadını istemiş; davalı ise yapılan tahsilatların EPDK kararlarına uygun olduğunu savunmuştur.
18. Ne var ki, dava tarihinden sonra fakat ilk karar tarihinden önce 17.06.2016 tarih ve 29745 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6719 sayılı Kanun’un 21. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 17. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (a), (ç), (d) ve (f) bentleri değiştirilmiş ve aynı maddeye eklenen 10. bend ile; “Kurum tarafından gelir ve tarife düzenlemeleri kapsamında belirlenen bedellere ilişkin olarak yapılan başvurularda ve açılan davalarda; tüketici hakem heyetleri ile mahkemelerin yetkisi, bu bedellerin, Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır” hükmü getirilerek, tüketici hakem heyetlerinin ve mahkemelerin bu konularda açılacak davalarda inceleme ve araştırma yetkileri sadece bu dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedellerinin Kurumun bu konulardaki düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlandırılmıştır. Anılan 10. bent Resmî Gazete’de 15.02.2018 tarihinde ilan edilen Anayasa Mahkemesinin 28.12.2017 tarihli ve 2016/150 E., 2017/179 K. kararı ile iptal edilmişse de somut olayda uygulanacağı kuşkusuzdur.
19. Yine, 6719 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen; geçici madde 19; “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” hükmünü, geçici madde 20; “Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17 nci madde hükümleri uygulanır” hükmünü içermektedir.
20. Görüldüğü üzere, 6719 sayılı Kanun’un 21. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 17. maddesine eklenen 10. bent ile davaya konu edilen bedeller hakkında yeni bir düzenleme getirildiği gibi, geçici 20. madde ile de, anılan düzenleme devam etmekte olan davalarda da uygulanacak şekilde geçmişe yürütülmüştür.
21. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yargılama sırasında yürürlüğe giren geçmişe etkili yasa değişikliği incelendiğinde, davaya konu talebe ilişkin mahkemenin inceleme yetkisinin sınırlandırıldığı, çerçevesinin çizildiği ancak ortadan kaldırılmadığı çünkü direnme kararında da değinildiği üzere yasa değişikliğinin kayıp kaçak bedellerinin dağıtım şirketlerince tahsil edilebilmesine olanak tanıdığı ancak tahsilinde ya da belirlenmesinde çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilecek hukuka aykırılıkların yargılama konusu olarak devam edeceği anlaşılmaktadır. O hâlde, davanın konusuz kaldığından bahsedilemeyecektir.
22. Gelinen aşamada Mahkeme, çizilen sınırlar çerçevesinde yargılama yaparak hüküm tesis etmiş, davaya konu edilen kesintilerin EPDK’nın düzenleyici işlemlerine ve tarifeler yönetmeliklerine uygun olduğunun tespitine ve davanın esastan reddine karar vermiştir. Özel Dairenin davanın konusuz kaldığı yönündeki kabulü bu nedenle dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
23. Davanın esastan reddi durumunda, kural olarak yargılama giderlerinden davacının mesûl olduğu kuşkusuzdur ancak somut olayda yargılama sırasında geçmişe etkili yasa değişikliği olmasıyla yapılan giderlerinde sorumluluk açısından davanın açıldığı tarihteki haklılık durumu önem kazanmaktadır. Çünkü, davanın açıldığı tarihte haksız olduğu tespit edilen tarafın yargılama giderlerini ödemekle yükümlü olduğunun kabulü gerekir.
24. Anılan yasa değişikliğinden ve dava tarihinden önce, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2014 tarihli ve 2013/7-2454 E., 2014/679 K. sayılı kararıyla; 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 4. maddesi ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna tüketicilere yapılacak elektrik satışlarında uygulanacak fiyatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verildiği, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun bu maddeye dayanarak 11.08.2002 tarihli ve 24843 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Perakende Satış Hizmet Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliği”ni yayımladığı, lisans sahibi şirketlerin de bu tebliğe uygun olarak tüketiciden kayıp-kaçak bedeli adı altında bedel tahsil ettikleri, ancak anılan madde ile Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumuna sınırsız bir fiyat belirleme hak ve yetkisinin tanınmadığı, özellikle kaçak (elektrik enerjisinin hırsızlanması) bedelinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmenin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmayacağı, bu faturalara yansıtılan bedel miktarlarının şeffaflık ilkesi kapsamında denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödendiğinin bilinmesinin de hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olduğu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu kararları ile bu bedelin mevcut mevzuat kapsamında tüketicilerden alınmasının hukuka uygun olmadığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla, eldeki davada da, dava tarihi gözetildiğinde davacının dava açmakta haklı olduğu, yargılama giderlerinden davalının mesûl olacağı açıktır. Bu hâlde hükmolunacak vekâlet ücretinin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi çerçevesinde nisbi olarak belirlenmesi gerekir. Ne var ki, davacı vekilinin 11.10.2018 tarihli temyiz dilekçesinde maktu vekâlet ücreti talep etmesi nedeniyle davalının usulî kazanılmış hakkının korunması suretiyle karar tesis edilmesi gerekir.
25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davanın esastan görülmesi suretiyle reddine ve hakkaniyet ilkesi çerçevesinde her iki taraf lehine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesinin yerinde olduğu ve direnme kararın onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
26. Diğer taraftan, dava tarihi 06.01.2016 olduğu hâlde direnme kararının başlık kısmında 23.02.2018 olarak hatalı yazılmış ise de bu durum mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
27. Sonuç itibariyle, direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.11.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.