Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2020/12376 E. 2021/12201 K. 30.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/12376
KARAR NO : 2021/12201
KARAR TARİHİ : 30.11.2021

MAHKEMESİ : ANTALYA 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; davalılar vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; üniversiteye bağlı Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü Sinema-TV Ana Sanat Dalında araştırma görevlisi olarak görev yapmakta olan davalı …’nın, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 33 üncü maddesi gereğince maaşlı-izinli olarak 18/02/2004 tarihinde yurt dışında doktora eğitimine başladığını, ancak doktora eğitiminin verilen sürede bitirilmemesi üzerine 31/10/2016 tarihli ve 119422 sayılı Rektörlük oluru ile davalı …’nın kadro ile ilişiğinin kesilmesine, kalan mecburi hizmet yükümlülüğünün borç ifasına dönüştürülerek işlem yapılmasına karar verildiğini, davalı … tarafından taahhüt eden sıfatıyla, diğer davalılar tarafından ise müşterek borçlu ve müteselsil kefiller sıfatıyla, yurtdışında gönderilen kamu personeline mahsus yüklenme senedi ve muteber imzalı müteselsil kefalet senedi imzalandığını ileri sürerek; 27.860,56TL, 101,66 USD ve 30.799,33 Euro’nun her bir ödeme için ödeme tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davalı …; alacağın zamanaşımna uğradığını, herhangi bir hukuka aykırı davranışı olmaksızın doktora eğitimi devam ederken kadrosu ile ilişiğinin kesildiğini, yüklenme senedinde doktora eğitimini bitireceği süreye ilişkin bir şart getirilmediğini,
mecburi hizmet yükümlülüğünün tamamlanmasının engelendiğini, ödeme tarihinden itibaren faiz talebinin haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalılar … ve …; hak düşürü süresinin sona erdiğini, kefillerin sorumluluğu bulunmadığı savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
İlk derece mahkemesince; davacı üniversite ile davalı … arasında yurt dışı doktora eğitimine ilişkin sözleşme imzalandığı, diğer davalıların da müteselsil kefil olarak sözleşmeyi imzaladıkları, sözleşmenin 7 numaralı fıkrasına göre davalının eğitimini tamamlamadan yurda döndüğü veya başarılı olmadığı takdirde tarafına fiilen döviz cinsinden yapılan masrafların tahsilini kabul ettiği, davalı …’nın uzatılmış sürelerde dahil olmak üzere doktora eğitimini başarıyla tamamlayamadığı, bu nedenle davacının davalıdan yalnız döviz cinsinden yapılan masrafları talep edebileceği, TL üzerinden yapılan masrafların ise davalı taraftan istenemeyeceği, sözleşmede diğer davalı kefillerin sorumlu oldukları miktarın açıkça yazılmış olduğu, davalı …’nın görev süresinin uzatılmamasına yönelik kararın davacı tarafından 31/10/2016 tarihinde alındığı ve bu tarihten sonra ancak asıl borçlu olan davalı …’ya ve müteselsil kefilleri olan diğer davalılara karşı alacak talebinde bulunulabileceği dikkate alındığında hak düşürücü sürenin dolmadığı gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile 101,55 USD ve 30.799,33 Euro yurt dışı ödemelerin ilişiğin kesildiği tarih olan 31/10/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, taraflarca istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; yurt dışı doktora eğitimini belirtilen süre içerisinde tamamlayamayan ve müstafi sayılan davalının, böylece yüklenme senedi gereklerini yerine getiremediği, diğer davalılarla birlikte yüklenme senedi kapsamında yurt dışı eğitim giderleri toplamının tahsili koşullarının oluştuğu, ancak yurt içi aylıkların davalı asıl borçlunun kadrosu nedeniyle hizmet karşılığı aldığı ücret olması nedeniyle iadesinin istenemeyeceği, kefil olan davalılar yönünden zamanaşımının başlangıç tarihinin senetlerin ihdas tarihi olmayıp taahhüdü ihlal tarihinden itibaren başlayacağı, buna göre 14/10/2016 tarihinden davanın açıldığı 17/10/2017 tarihine kadar zamanaşımı süresinin dolmadığı, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiştir.
1) Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Asıl talebin kabul edilmeyen bölümü, bölge adliye mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 72.070 TL’nin altında kalmaktadır.
Bu itibarla, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktar itibariyle reddine karar vermek gerekmiştir.
2) Davalı …’nın temyiz isteminin incelenmesinde;
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan
bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davalı …’nın temyiz itirazlarının reddi gerekir.
3) Davalı kefiller … ve …’in temyiz itirazlarının incelenmesinde;
16/01/2004 tarihli yurtdışında gönderilen kamu personeline mahsus yüklenme senedi ve muteber imzalı müteselsil kefalet senedi, davalılar … ve … tarafından müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalanmıştır. Söz konusu kefelat senedi mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde düzenlenmiş ise de, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 1 inci maddesi gereğince; kefalet senedinin hukuken bağlayıcı olup olmadığına ve sonuçlarına 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri, sona ermesine ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun “D. Sona ermesi /I. Kanun gereğince” başlıklı 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası; ”Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar” düzenlemesini içermektedir. Kanunda açıkça ifade edildiği üzere on yıllık süre, sözleşme tarihinden itibaren başlamaktadır. Davalıların kefil sıfatıyla imzaladığı sözleşme 16/01/2004 tarihli olup, davanın açıldığı 17/10/2017 tarihi itibariyle on yıllık süre sona dolmuş olduğundan, davalı kefiller borçtan sorumlu değildir.
Buna göre ilk derece mahkemesince; davalı kefiller hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz dilekçesinin miktar itibariyle REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalı …’nın temyiz itirazlarının REDDİNE, üçüncü bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına, aynı Kanun’un 371 inci maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davalılar … ve … yararına BOZULMASINA, 8.713,41 TL bakiye temyiz harcının temyiz eden davalı …’a yükletilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 30/11/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi