YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/84
KARAR NO : 2021/7362
KARAR TARİHİ : 30.11.2021
MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın istinaf edilmesi üzerine; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, davalı …’ın istinaf isteminin HMK’nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davalı … vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 30/11/2021 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı … vekili Avukat … geldi. Davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davacılar … vekili avukat v.d. gelmedi. Yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları …’nın 3677 ada 7 parsel sayılı taşınmazının 1/2 payını oğlu olan davalı …’ya, 1/2 payını da oğlu …’ten olma torunu olan davalı …’a 29/01/2013 tarihinde mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı …, mirasbırakanın geliri olmadığını, eşinin ölümüyle kendisine maaş bağlandığını, dava dışı babası … ve davalı …’ın imar uygulaması sırasında diğer paydaşların payını satın aldıklarını ancak tescilin mirasbırakan adına yapıldığını, 10 yıldır mirasbırakan ile aynı konutta yaşadığını, mirasbırakanın tüm ihtiyaçlarıyla ilgilendiğini belirterek, davanın reddini savunmuş, diğer davalı davaya cevap vermemiş ve duruşmalara katılmamıştır.
İlk Derece Mahkemesince, temlikin mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne dair verilen kararın istinaf edilmesi üzerine; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, davalı …’ın istinaf isteminin HMK’nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’nın 20.01.2016 tarihinde öldüğü, geride davacı kızları … ve …, dava dışı oğlu … ile davalı oğlu …’ın mirasçı olarak kaldığı, davalı …’ın mirasçı …’in oğlu olduğu, mirasbırakanın 3677 ada 7 parsel sayılı taşınmazını 29.01.2013 tarihinde davalılar … ile …’a 1/2’şer paylı olarak satış suretiyle temlik ettiği, davalı …’ın karar tarihinden sonra 11.01.2019 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, taraf teşkili kamu düzeni ile ilgili olup, anılan hususun yargılamanın her aşamasında temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınması gerektiği açıktır.
Bilindiği üzere, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10. maddesinin 1. fıkrasına göre tebligat, muhatabın bilinen en son adresine yapılır. Aynı maddenin, 6099 sayılı Kanun ile eklenen 2. fıkrasına göre ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır. Aynı Kanunun 21. maddesinde ise muhatabın adresinde bulunmaması halinde yapılacak işlemler ve bu kapsamda 21/1 maddesinde muhatabın adresten geçici olarak ayrılmış olması halinde tebligat usulü, 21/2 maddesinde ise mernis adresine tebligat usulü düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemeler kapsamında tebligatın öncelikle bilinen en son adrese çıkartılması, bu adreste tebliğ edilemeyerek iade edilmesi halinde ise mernis adresine çıkartılması gerekmektedir.
Diğer taraftan, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Kendisine veya adresine Kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.” Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır” düzenlemesi yer almaktadır. Söz konusu maddeye göre tebligat yapılabilmesi, muhatabın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin bulunmaması şartına bağlanmıştır. Adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin tespit edilmesi halinde ise, 6099 sayılı Kanun ile değişik 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi gereğince tebligat yapılacaktır.
Bir diğer anlatımla, gerçek kişilere, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için, daha önce aynı adreste kendisine usulüne uygun bir tebligatın yapılmış olmasına rağmen, muhatabın adres değişikliğini bildirmemiş olması ve adres kayıt sisteminde bir adresinin bulunmaması zorunludur.
Öte yandan, yetkili makamlar tarafından bir takım hukukî işlemlerin, bunların hukukî sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kimselere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin de usulünce yapıldığının belgelenmesi olarak tanımlanan tebligat, Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının, daha da özelde hukukî dinlenilme hakkının tam olarak kullanılması ve bu suretle adil bir yargılamanın yapılmasını sağlayan çok önemli bir araçtır.
Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukukî dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. 1982 Anayasası’nın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde: “(I) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir”. hükmü düzenlenmiştir.
Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Zira, insan onurunun yargılamadaki zorunlu bir sonucu olarak, yargılama süjelerinin, yargılamada şeklen yer almaları dışında, tam olarak bilgi sahibi olmaları, kendilerini ilgilendiren yargılama konusunda açıklama ve ispat haklarını tam ve eşit olarak kullanmaları ve yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermesi gerekir.
Somut olaya gelince, dava dilekçesinin, davalı …’nın ”Bağbaşı Mh. Şehit … Bul. Analin Apt. 40/3 KIRŞEHİR” olarak gösterilen adresine tebliğ edildiği ancak davalının yurt dışında olduğu belirtilerek tebligatın iade edildiği, anılan davalının Almanya’daki ”Wehrheımer Str 2 Bremen 28307 – 9893” adresine yapılan tebligatın da iade edildiği, bunun üzerine davacının bildirdiği ”Yenice Mah. 275 Sokak 10/2 Merkez/Kırşehir” adresine TK’nın 10. maddesine göre yeniden yapılan tebligatın adresin kapalı olduğu gerekçesi ile mahalle muhtarlığına bırakıldığı, aynı adrese yapılan duruşma gününü bildirir tebligatın ise Sevgi Durmaz tarafından davalının yurt dışında olduğu ve ne zaman döneceğini bilmediği bildirildiğinden iade edildiği, bu aşamadan sonra davalı …’a yapılan tüm tebligatların ”Yenice Mah. 275 Sokak 10/2 Merkez/Kırşehir” adresine TK’nın 35. maddesine göre tebliğ edildiği anlaşılmakla, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan düzenlemelere göre davalı …’a yargılama boyunca yapılan tebligatların, Tebligat Kanunu’nun ilgili maddelerine uygun olarak yapıldığını söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, davalı …’ın 11.01.2019 tarihinde öldüğü gözetilerek usulüne uygun olarak dava dilekçesinin ve duruşma gününün mirasçılarına tebliğ edilmesi, taraf teşkili sağlandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, usulsüz tebligat ile yetinilerek davalı …’nın savunma ve hukuki dinlenilme hakkını kısıtlayacak şekilde yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalı …’ın temyizi ile re’sen yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371/1 maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 Sayılı HMK’nin 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Kırşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 20.11.2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 3.815.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davacılardan alınmasına ve alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30/11/2021 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.