YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/707
KARAR NO : 2021/6384
KARAR TARİHİ : 17.05.2021
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
No : 2020/502-2020/1080
Mahkemesi : … 6. İş Mahkemesi
No : 2014/585-2017/577
Dava, prime esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum ve davalı İşveren vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince davalı … vekili ile davalı işveren vekilinin istinaf istemlerinin kabulüne, … 6. İş Mahkemesinin 30/11/2017 tarihli 2014/585 Esas – 2017/577 Karar sayılı kararının HMK’nun 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılması suretiyle, yeniden hüküm tesis edilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 21.01.2020 günlü, 2018/4951 Esas, 2020/382 Karar sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sonrası … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince “davalı Kurumun istinaf başvurusunun kabulü ile, … 6. İş Mahkemesinin 30/11/2017 tarih ve 2014/585 E. 2017/577 K. sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine,” dair karara yönelik davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurması üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili; müvekkilinin davalı kurum dışındaki davalı şirketlerde Nisan 1997 tarihinde iş başı yapıp, 31/03/2010 tarihine kadar çalıştığını, işçilik hak ve alacakları talepli … 2.İş Mahkemesinin 2011/668 Esas sayılı dosyasında dava açtıklarını ve bu davanın karar çıktığını, bahse konu davada müvekkilinin 3.500,00 TL ücret aldığından bahisle karar verilmiş olduğunu beyanla, müvekkilinin eksik bildirilmiş sigorta prime esas kazançlarının tespitine karar verilmesini talep etmişlerdir.
II-CEVAP
Davalı Kurum vekili; öncelikle husumet itirazında bulunduklarını, 6552 sayılı Yasanın 64.maddesi ile 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7.maddesine eklenen ilk fıkra gereği, hizmet tespiti davaları hariç, diğer taleplerle ilgili açılacak davalarda kuruma müracaat zorunluluğunun getirilmiş olduğunu, davacının bu müracaat şartını yerine getirmediğini, bu nedenle dava şartı eksikliğinden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacıyla ilgili prim bilgilerini düzenleme görevinin diğer davalılar olan işverenlere ait olduğunu, dava açılmasına müvekkili kurumun sebebiyet vermediğini, bu nedenle yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
“Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine,
Davacının 1039902 işyeri sicil numaralı işyerinde;
01.01.1998 – 17.01.1998 döneminde günlük 2,76.TL
Davacının 1027976 işyeri sicil numaralı işyerinde;
01.03.1998-30.06.1998 döneminde günlük 2,76.TL
01.07.1998-30.09.1998 döneminde günlük 3,43.TL
01.10.1998-31.12.1998 döneminde günlük 3,80.TL
01.01.1999-30.06.1999 döneminde günlük 5,00.TL
01.07.1999-31.12.1999 döneminde günlük 6,07.TL
01.01.2000-31.03.2000 döneminde günlük 12,00.TL
01.04.2000-31.07.2000 döneminde günlük 15,00.TL
01.08.2000-31.03.2001 döneminde günlük 20,00.TL
01.04.2001-24.04.2001 döneminde günlük 31,25.TL
Davacının 1024211 işyeri sicil numaralı işyerinde;
12.10.2001-23.11.2001 döneminde günlük 31,25.TL
Davacının 1027976 işyeri sicil numaralı işyerinde;
05.09.2002-31.03.2003 döneminde günlük 54,59.TL
01.04.2003-30.06.2003 döneminde günlük 65,51.TL
01.07.2003-31.12.2003 döneminde günlük 76,33.TL
01.01.2004-30.06.2004 döneminde günlük 91,60.TL
01.07.2004-31.12.2004 döneminde günlük 96,23.TL
30.11.2005-31.12.2005 döneminde günlük 105,89.TL
01.01.2006-31.12.2006 döneminde günlük 115,05.TL
Davacının 1027976 işyeri sicil numaralı işyerinde;
26.05.2006-31.12.2006 döneminde günlük 115,05.TL
01.01.2007-30.06.2007 döneminde günlük 121,88.TL
01.07.2007-31.12.2007 döneminde günlük 126,75.TL
01.01.2008-30.06.2008 döneminde günlük 131,32.TL
01.07.2008-31.12.2008 döneminde günlük 138,39.TL
01.01.2009-30.06.2009 döneminde günlük 144,30.TL
01.07.2009-31.12.2009 döneminde günlük 150,15.TL
01.01.2010-31.03.2010 döneminde günlük 157,95.TL üzerinden
Bildirilmiş olması gerektiğinin ve bunlara göre eksik bildirilmiş pirime esas kazançlarının tespitine;
Davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine” şeklinde karar verilmiştir.
B-BAM KARARI
Davalı … vekili ile davalı işveren vekilinin istinaf istemlerinin kabulü ile, … 6. İş Mahkemesinin 30/11/2017 tarihli 2014/585 Esas – 2017/577 Karar sayılı kararının HMK’nun 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, Davacının İspatlanamayan davasının reddine, karar verilmiştir.
BOZMA SONRASI :
Davacı vekili tarafından kararın temyizi neticesinde hüküm Dairemizce bozulmuş, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama neticesinde … Bölge Adliye Mahkemesi 11.Hukuk Dairesince; “Davalı Kurumun istinaf başvurusunun kabulü ile, … 6. İş Mahkemesinin 30/11/2017 tarih ve 2014/585 E. 2017/577 K. sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekilince delil listesinde sundukları, … İnşaat Gıda Tekstil ve Tesisat San. Tic. Ltd. Şti. tarafından düzenlenen, davacının maaş bilgisine ilişkin, şirketin kaşesi ve şirket müdürünün imzasının yer aldığı belgeye rağmen, Bölge Adliye Mahkemesinde, davacı vekili tarafından sunulan yazılı belge veya yazılı delil başlangıcı olduğu da iddia ve ispat edilemediğinden, davanın reddine karar verildiği, anılan yazılı belgede çok açık bir şekilde “… işyeri sicil nolu şirketimiz … İnş. Gıda Tekstil ve Tesisat San. Tic. Ltd. Şti. … sicil no ile çalışan … aylık net 4.150,00 TL. maaş almakta olup, maaşında haciz ve kesintisi bulunmadığı”hususunun yer aldığı, bu belgenin yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmemiş olmasının hatalı olduğu, davacının dava konusu çalışmalarının bulunduğu dönemde, maaş ve çalışma hususlarının … Şirketi tarafından düzenlendiği, maaşlarını bu şirketten almakta olduğu, diğer şirketlerin varlığından dahi haberi olmadığını, varlığını dahi bilmediği diğer şirketler ile ilgili olarak da yazılı delil sunmasının beklenmesinin usule, yasaya aykırı olduğu, dosya içerisine celp edilen … 2. İş Mahkemesi’nin 2011/668 E., 2014/403 karar sayılı işçilik alacakları dosyası kapsamında yapılan tespitler, toplanan deliller ve nihayetinde verilen karar, yerel mahkemece dinlenen tanıkların yeminli beyanları, yukarıda belirtilen davalı … Ltd. Şti. tarafından verilen yazılı belge, müvekkilimizin formen oluşu ve bu nitelikte bir çalışanın asgari ücretle çalıştığının kabul edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı oluşu hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, verilen kararın hatalı olduğu belirtilmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemizin 21.01.2020 tarih, 2018/4951 Esas 2020/382 Karar sayılı ilamında; “1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun; 288. maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belir bir tutarı geçtiği takdirde senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belir bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı bildirilmiş, 289. maddesinde, 288. madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 292. maddesinde de, senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgeler olduğu belirtilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200 ve 202. maddelerinde de bu düzenlemeler korunmuştur.
Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin/kazancın esas alınması gerekmekte olup hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilmesine karşın ücret konusunda aynı genişlikte ispat serbestliği söz konusu değildir ve değinilen maddelerde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2010 gün ve 2010/10-480 Esas – 2010/523 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-481 Esas – 2010/524 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-482 Esas – 2010/525 Karar, 19.10.2011 gün ve 2011/10-608 Esas – 2011/649 Karar, 19.06.2013 gün ve 2012/10-1617 Esas – 2013/850 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince davacının kazancının kuruma bildirilenden fazla olduğuna ilişkin delil ya da ücretin tanık, emsal araştırması ve benzeri delillerle ispatına yeterli yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge bulunmadığı, konuya ilişkin işçilik alacağı dosyasında tanık anlatımları ve emsal ücret araştırması ile ücretin belirlendiği, anılan davada kurumun taraf olmadığı gibi, sigorta primine esas kazancın tespiti istemli iş bu davanın kamu düzenine ilişkin olduğu, tanık anlatımları ve emsal ücret araştırması yoluyla belirlenen ücretin prime esas kazancın belirlenmesinde esas alınmayacağı, davacı tarafça yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı olduğunun iddia ve ispat edilemediği gerekçesine dayanılarak, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ise de, davalılardan … İnşaat Gıda Tekstil ve Tesisat San. Tic. Ltd. Şti. tarafından düzenlenen, davacının maaş bilgisine ilişkin, şirketin kaşesi ve şirket müdürünün imzasının yer aldığı, yazılı belgede “24323010110279760161320 işyeri sicil nolu şirketimiz … İnş. Gıda Tekstil ve Tesisat San. Tic. Ltd. Şti. … … sicil no ile çalışan … aylık net 4.150,00 TL. maaş almakta olup, maaşında haciz ve kesintisi bulunmadığının”, belirtildiği anlaşılmakla, anılan belgenin yazılı delil başlangıcı olduğu irdelenmeksizin, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Nitekim, davacı yanın, diğer davalı işverenlikler nezdinde geçen çalışmaları açısından da, yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
Diğer taraftan davanın diğer yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanunun “Prime esas kazançlar” başlığını taşıyan 80. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, 4/1(a) maddesi kapsamındaki sigortalıların prime esas kazançlarının hesabında; idare veya yargı mercilerince verilen karar gereğince yukarıdaki (1) ve (2) numaralı alt bentlerde belirtilen kazançlar niteliğinde olmak üzere sigortalılara o ay içinde yapılan ödemelerin, brüt toplamının esas alınacağı öngörülmüştür.
Buna göre, maddenin 1/(b) bendinde sayılan istisnalara girmemesi koşuluyla hizmet akdi karşılığı elde edilen gelirlerden sigorta primi kesilmesi asıldır. Anılan Kanunun 3. maddesinde ücret, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlara saatlik, günlük, haftalık, aylık veya yıllık olarak para ile ödenen ve süreklilik niteliği taşıyan brüt tutar olarak tanımlanmış, 4857 sayılı İş Kanununun 32. maddesinde de genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tarif edilmiştir. 5510 sayılı Kanunun 80. maddesinin 1. fıkrasının (a)/(1) alt bendindeki “ücretler” kavramı içine asıl ücretle birlikte fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal … ve genel tatil ücretleri gibi unsurlar da girmektedir. (3) numaralı alt bend gereğince, idare veya yargı makamları tarafından belirlenen ücretlerin prim hesabına esas alınabilmesi için bu tür kazançlara hak kazanmak yeterli olmamakta, işçilik alacaklarına ilişkin taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkta mahkemece verilen karar sonrasında işçiye (sigortalıya) ödeme yapılmış olması aranmakta, bu durumda, yargı kararı ile hak kazanılan ücret niteliğindeki kazançların primlerinin sigortalı payının infaz sırasında sigortalıya yapılan ödemeden düşülmesi işverenin Kuruma karşı prim yükümlülüğünü kaldırmadığı da dikkate alınmak suretiyle, ödemenin yapıldığı ayın prime esas kazanç matrahına dâhil edilmesi, hizmet akdi daha önceki bir tarihte sona erdiği takdirde ise yapılan ödemelerin çalışmanın geçtiği son ayın prime esas kazancında gözetilmesi gerekmektedir.
Eldeki davada, konuya ilişkin … 2. İş Mahkemesinin 2011/668 Esas, 2014/403 Karar sayılı dosyası nezdinde görülen işçilik alacağı dosyasının, … 2. İcra Dairesinin 2014/8109 sayılı dosyasında takibe konulduğu anlaşılmakla, yukarıda açıklanan esaslar dahilinde, işçilik alacaklarına yönelik davada, hükmedilen tutarın işverence davacıya ödenmesi kaydıyla, yapılan ödemenin yalnızca hizmetin gerçekleştiği son ayın prime esas kazancına dahil edilebileceği dikkate alınmalı, toplanan kanıtlardan elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.” husularına işaret edilmiştir.
Bozma sonrası Bölge Adliye Mahkemesince; “Davalı … Ltd. Şti.’nin müdürü Nurhan Demirci’nin adı, soyadı ve imzası ile şirketin kaşesini taşıyan, “İlgili Makama” başlıklı, 14/12/2009 düzenleme tarihli ve davacının aylık net ücretinin 4.150,00 TL olduğunu belirtir belgenin, yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilip edilemeyeceğine gelince; uygulamada bu tür belgelerin işverenlerce genellikle kredi çekmek veya borç altına girmek isteyen çalışanlarına sıkıntı yaşamamaları için ve aldıkları gerçek ücretin üzerinde ücret aldığı belirtilerek verildiği bilinmektedir. Diğer taraftan bu tür belgelerin her zaman için düzenlenmesinin mümkün bulunması, tahakkuk ettirilecek fark prim borcunu zaten ödeme gücü bulunmayan işverenlerce, işçinin daha fazla yaşlılık aylığı almasını sağlamak amacıyla kötü niyetli olarak tanzim edilmesinin ihtimal dahilinde olması, işverenin, Kuruma bildirdiği ücretin aslında gerçek olmadığını gösteren dolayısıyla kendisini hukuki ve cezai yönlerden sorumluluk altına sokabilecek belge düzenlemesinin hayatın olağan akışına aykırı bulunması gibi hususlar da hep birlikte değerlendirildiğinde anılan belgenin yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmaması, davacının bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasına ilişkin … 2. İş Mahkemesinin 17/06/2014 tarih ve 2011/668-2014/403 E.K. sayılı kararı ile tahsiline karar verilen alacakların ödenmemiş olması, davacının tespitini istediği ücret miktarının yazılı delille ispat sınırının üzerinde bulunması ve yazılı delil ile de ispatlanamaması karşısında mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde görülmediğinden davalı Kurumun yerinde bulunan istinaf başvurusunun kabulü ile HMK’nin 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması suretiyle davanın reddine” karar verildiği anlaşılmakla, verilen kararın yanılgılı değerlendirmeye dayalıdır.
Somut olayda, davacı yanın davalılardan … İnşaat Gıda Tekstil ve Tesisat San. Tic. Ltd. Şti. Nezdinde geçen çalışmaları yönünden “İlgili Makama” başlıklı, 14/12/2009 düzenleme tarihli ve davacının aylık net ücretinin 4.150,00 TL olduğunu belirtir, davalı şirketin imza ve kaşesi bulunan belgeye yönelik olarak, davalı işverence sahteliğine ilişkin de bir iddianın bulunmaması karşısında, bir önceki bozma ilamımızda belirtilen sigorta primine esas kazanç tutarın tespiti konusunda öngörülen yöntem ve açıklamalar nazarında, Mahkemece bahse konu belgenin yazılı delil başlangıcı olarak değerlendirilmemesi isabetsiz bulunmuştur.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin, davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2. maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye …’ın muhalefetine karşın; Başkan …, Üyeler …, … ve …’ün oyları ve oyçokluğuyla 17/05/2021 gününde karar verildi.
(M)
E.Ü.G.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Yerel mahkemece davacı sigortalı tarafından açılan prime esas kazanç tespiti yönünden açılan davada, formen olarak çalışan davacının asgari ücret üzerinde ücret aldığı, bu olgunun işçilik alacakları davasında da kanıtlandığı” gerekçesi ile prime esas kazancın tespitine karar verilmiş, kararın davalı işveren ve kurum tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak “senede karşı senetle ispat zorunluluğuna değinilerek, davacının yazılı delille kanıtlayamadığı gerekçesi ile” ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
2. Kararın temyizi üzerine ise Bölge Adliye Mahkemesi kararı “Eldeki davada, konuya ilişkin … 2. İş Mahkemesinin 2011/668 Esas, 2014/403 Karar sayılı dosyası nezdinde görülen işçilik alacağı dosyasının, … 2. İcra Dairesinin 2014/8109 sayılı dosyasında takibe konulduğu anlaşılmakla, yukarıda açıklanan esaslar dahilinde, işçilik alacaklarına yönelik davada, hükmedilen tutarın işverence davacıya ödenmesi kaydıyla, yapılan ödemenin yalnızca hizmetin gerçekleştiği son ayın prime esas kazancına dahil edilebileceği dikkate alınması, toplanan kanıtlardan elde edilecek sonuca göre hüküm kurulması” gerektiği gerekçesi ile onanmasına kararı verilmiştir.
3. Bölge Adliye Mahkemesi bozma üzerine yaptığı yargılama sonunda, “işçilik alacaklarında hükmedilen alacakların ödenmediği, bu nedenle son ay primine dahil edilemeyeceği, … şirketince düzenlenen “İlgili Makama” başlıklı, 14/12/2009 düzenleme tarihli ve davacının aylık net ücretinin 4.150,00 TL olduğunu belirtir belgenin yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı” gerekçesi ile davanın tekrar reddine karar verilmiştir.
4. Kararın temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile “… şirketince düzenlenen “İlgili Makama” başlıklı, 14/12/2009 düzenleme tarihli ve davacının aylık net ücretinin 4.150,00 TL olduğunu belirtir belgenin yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmesi ve bu durumda tanık dahil tüm delillerin değerlendirilmesi gerektiği” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
5. Bozmaya katılmakla birlikte çoğunluğun bozma gerekçesine aşağıdaki nedenlerle katılınmamıştır.
6. Sosyal Güvenlik Hakkının niteliği: Anayasa’nın 60. Maddesi uyarınca “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar”. Belirtmek gerekir ki; Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Sosyal güvenlik hakkı vazgeçilmez bir anayasal haktır ve kamu düzenindendir. Hizmet tespiti, prime esas kazancın tespiti ve buna bağlı olarak yaşlılık aylığı, bir sosyal güvenlik hakkıdır. Ayrıca vazgeçilmez olan bu hakkını kendisi kısıtladığı ve uzun süre sonra bu hakkı istemesinin dürüstlük kuralına aykırı davranış olduğu ileri sürülemez.
7. Sigortalı bu haktan vazgeçemeyeceğinden, açtığı davadan feragat edemez, davalı işvereninde bu kapsamda davayı kabul etmesinin de sonuca etkisi yoktur. Feragatin, kabulün ve en önemlisi kesin delil niteliğinde olan ikrarın dikkate alınmadığı bu davada, resen araştırma ilkesi geçerlidir. Zira çoğunluk kararının belirttiğinin aksine prime esas kazancın tespiti davalarında yazılı delille ispat kuralının uygulanmayacağı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 04.10.2019 tarihli, ve 2018/1 E., 2019/5 K. sayılı kararında “… yurt içine/yurt dışına sefer yapan tır şoförlerine her sefere çıktıklarında ödenen paranın harcırah/yolluk veya ücret/prim niteliğinde olup olmadığı, kıdem tazminatı ve prime esas kazancın hesabında dikkate alınıp alınmayacağı konusunda içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ise de; işçilik alacakları davalarında taraflarca getirilme ilkesinin, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalarda ise resen araştırma ilkesinin geçerli olması nedeniyle her dava dosyasında somut olayın özelliği ile delil durumu da dikkate alınarak yapılan ödemenin ücret ya da harcırah/yolluk olarak kabulünün mümkün olabileceği, bu nedenle aynı tür uyuşmazlıkların tümü için geçerli, soyut ve genel nitelikli kurallar koyan ve temel amacı hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamak olan içtihadı birleştirme kararlarının bu amacı ile bağdaşmayacak şekilde bir sınırlandırma yapılmasının uygun düşmeyeceği gerekçesiyle içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı…” şeklinde açıklanmıştır.
8. Resen araştırma ilkesi uyarınca da;
8.1 Re’sen araştırma ilkesinin uygulama alanı bulduğu ve hâkimin verdiği hükme esas teşkil edecek olan dava malzemesinin toplanması ile görevli olduğu davalarda, iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağı uygulanmaz(Abdurrahim Karslı, Medeni Muhakeme Hukuku, 4. Baskı, …, 2014,I, s. 469. Bu konuda ayrıca Bkz Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.II, 6. Baskı, …, 2001, s.1732; Hakan Pekcanıtez/Oğuz Atalay/ Muhammet Özekes, medeni Usul Hukuku, 14. Baskı, …, 2013, s.366).
8.2. Re’sen araştırma ilkesinin uygulanma alanı bulduğu uyuşmazlıklarda, ortaya çıkan hukuki sonuçlardan bir başkası delil sözleşmesinin yapılamamasıdır(KARSLI, s.261).
8.3. Re’sen araştırma ilkesinin uygulanma alanı bulduğu uyuşmazlıklarda, isticvap hükümleri uygulama alanı bulmaz ve tarafların ikrarı da hâkimi bağlamaz(KARSLI, s.261).
8.4. Re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda, kural olarak ikinci tanık listesi verilebilir(KURU (C.II), s.1924; KARSLI, s. 262,469).
8.5 Re’sen araştırma ilkesi, tarafların hareket özgürlüklerini kısıtlamaktadır. Bu ilkenin uygulandığı davalarda yemin teklif edilemez.( KURU (C.II), s.1924; KARSLI, s. 262,469)
8.6. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulama alanı bulduğu davalarda, hâkimin kendiliğinden keşfe karar verdiği hallerde, keşif giderlerinin taraflarca ödenmemesi durumunda, hâkim bu giderlerin devlet hazinesi tarafından ödenmesine karar verebilir(KURU (C.III), s.2847-2850; KARSLI, s.469).
8.7. En önemlisi tasarruf ilkesinin uygulandığı davalarda, hâkim kesin deliller ile bağlı olduğu halde, re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda hâkim kesin delillerle bağlı değildir(Özmumcu, Seda. Türk Hukukunda Yargıtay Kararları Işığında Re’sen Araştırma İlkesi. Medeni Usul ve İcra İflas Hukukçuları Toplantısı. S.D.U. Hukuk Fakültesi Dergisi Mihbir Özel Sayısı, s: 145-171).
9. 6100 sayılı HMK.’un 200. maddesine göre (1086 sayılı HUMK. Mad.288) “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belirli bir miktarın üzerinde ise senetle ispat olunması gerekir. Senet kavramı, belge (Mad. 199) kavramı ile özdeş değildir. 200. madde ile düzenlenen kural “senetle ispat zorunluluğu”dur, “belge ile ispat zorunluluğu değildir”; keza, 201. maddedeki kural, “senede karşı tanıkla ispat yasağıdır (senede karşı senetle ispat zorunluluğudur), senede karşı belgeyle veya belgeye karşı senetle ispat zorunluluğu değildir. Hükmün (Mad.200) düzenlediği bu kural, yargılama hukukunda genellikle, “senetle ispat zorunluluğu” olarak anılmaktadır. Aslında bu kuralın doğrusu (doğru söylenişi), “tanıkla ispat yasağı” şeklinde olmalıdır. Çünkü 200. maddedeki parasal sınırı aşan hukukî işlemlerin, senedin yanı sıra, (diğer kesin deliller olan) ikrar, yemin ve kesin hükümle de ispatı mümkündür(Yılmaz, E. HMK. Şerhi. s: 2419-2420).
10. İş sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran kişisel ve hukuki bağımlılık ilişkisi unsuru, tarafları, işverenin sosyal ve ekonomik bakımından üstünlüğü, işçinin zayıf konumda olması, kayıtların işveren tarafından tutulması, çalışma olgusunun hukuki fiil oluşu nedeni ile özellikle işveren tarafından iş ilişkisinin kurulması, devamı ve sona ermesinde düzenlenen belgelere, 6100 sayılı HMK.’un katı kurallarını uygulamak olanaklı değildir. İş hukukunda koruma mekanizmalarının önemli bir diğer bölümü emredici normlarla sözleşme ilişkisinde tarafların irade serbestilerinin kısıtlanmasına yöneliktir. Tarafların konumu nedeni ile işveren açısından, kural olarak senede karşı senetle ispat kuralı uygulanacaktır. Ancak işçi açısından yasal düzenlemeler dikkate alındığından bu kural ancak istisnai durumda uygulama alanı bulacaktır. Zira iş ilişkisi devam ettiği sürece zayıf konumda olan işçinin iradesinin baskı altında olduğu, işverenin aşırı yararlandığı varsayılarak, HMK.’un 203/1.ç fıkrası devreye girecek ve istisna kural olarak uygulanacaktır. Prime esas kazancın düşük gösterilmesinde, yararlanan işverendir. Ücret kayden düşük gösterilerek, daha az prim ve gelir vergisi verilmekte, bu şekilde bu yükümlülükten kurtulunmaktadır.
11. Ayrıca işçi, işveren hukuki ve kişisel olarak bağımlı olup iş ilişkisi devam ederken iradesinin bağımlılık nedeni ile irade serbestisi içinde olmadığından, işverence düzenlenen tek taraflı belgelere, bu bağımlılık içinde imzalatılan belgelere değer verilemez. Burada taraflar eşit konumda olmadığından, muvazaadan da sözedilemez.
12. İşveren tarafından her ay ödenen ücretler için tanzim edilen ve ücretlerin dökümünü ayrıntılı olarak gösteren cetvellere ücret bordrosu denir. Bu hali ile bir belgedir. Bu kapsamda özellikle imzalı bordroların senet vasfında olup olmadığının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
12.1. 4857 sayılı İş Kanununun;
32/3 maddesinde “İşyerinde işçi sayısının beş ve daha fazla olması halinde banka yolu ile ücretin ödeneceği” kurala bağlanırken,
37. madde ile de “işverene işyerinde veya bankaya yaptığı ödemelerde işçiye ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula verme yükümlülüğü” getirilmiştir. Sözkonusu pusulada ödemenin günü ve ilişkin olduğu dönem ile fazla çalışma, hafta tatili, … ve genel tatil ücretleri gibi asıl ücrete yapılan her çeşit eklemeler tutarının ve vergi, sigorta primi, avans mahsubu, nafaka ve icra gibi her çeşit kesintilerin ayrı ayrı gösterilmesi zorunluluğu olduğu belirtilmiştir.
Ücretin emre muharrer senetle (bono ile), kuponla veya yurtta geçerli parayı temsil ettiği iddia olunan bir senetle veya diğer herhangi bir şekilde ödemesinin yapılamayacağı kurala bağlanmıştır(Mad. 32/4),
İş sözleşmelerinin sona ermesinde, işçinin ücreti ile sözleşme ve Kanundan doğan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi zorunlu tutulmuştur.(Mad. 32/5),
4857 sayılı İş Kanununun 8/3 maddesine göre “Yazılı sözleşme yapılmayan hallerde işveren işçiye en geç iki ay içinde genel ve özel çalışma koşullarını, günlük ya da haftalık çalışma süresini, temel ücreti ve varsa ücret eklerini, ücret ödeme dönemini, süresi belirli ise sözleşmenin süresini, fesih halinde tarafların uymak zorunda oldukları hükümleri gösteren yazılı bir belge vermekle yükümlüdür”. Sözkonusu hüküm bordroyu yeterli kabul etmemekte, ücret konusunda işverenden sadır bir belge verilmesini de zorunlu tutmaktadır.
12.2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. Maddesinde ise “İşverenin, işçiye sözleşmede veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen; sözleşmede hüküm bulunmayan hâllerde ise, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücreti ödemekle yükümlü olacağı açıkça kurala bağlanmıştır.
12.3. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun;
80. maddesinde “prime esas kazancın, hak edilen ücret üzerinden alınacağı”,
85. maddesinde “İşverenin, işin emsaline, niteliğine, kapsam ve kapasitesine göre işin yürütümü açısından gerekli olan sigortalı sayısının, çalışma süresinin veya prime esas kazanç tutarının altında bildirimde bulunduğunun tespiti halinde, işin yürütümü açısından gerekli olan asgarî işçilik tutarı; yapılan işin niteliği, kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan sigortalı sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurlar dikkate alınarak tespit edileceği”,
86/5 maddesinde “Sigortalıların otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin Kurumca istenilmesine rağmen ibraz edilmemesi veya ibraz edilen bilgi ve belgelerin geçerli sayılmaması halinde otuz günden az bildirilen sürelere ait aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi, yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde Kurumca re’sen düzenlenir ve muhteviyatı primlerin, bu Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı”,
88. maddesinde “İş sözleşmesi ile çalışan işçileri (Sigortalıları çalıştıran) işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma ödeyeceği”,
En önemlisi 102/e.5 “İşverenler tarafından ibraz edilen aylık ücret tediye bordrosunda; işyerinin sicil numarası, bordronun ilişkin olduğu ay, sigortalının adı, soyadı, sigortalının sosyal güvenlik sicil numarası, ücret ödenen gün sayısı, sigortalının ücreti, ödenen ücret tutarı ve ücretin alındığına dair sigortalının imzasının bulunması zorunlu olduğu, belirtilen unsurlardan herhangi birini ihtiva etmeyen (imza şartı yönünden makbuz mukabilinde veya banka kanalıyla yapılan ödemeler hariç) ücret tediye bordroları geçerli sayılmayacağı ve her bir geçersiz ücret tediye bordrosu için aylık asgari ücretin yarısı tutarında, idari para cezası uygulanacağı” açıkça belirtilmiştir.
13. Tespit davasının konusu olarak sigortalı hizmet, hukuken kamusal nitelikli sosyal sigorta ilişkisinin konusudur. İşverenin, sigortalının ve Kurumun taraf olduğu bu üçlü ilişki, işveren ile sigortalı arasında bir özel hukuk ilişkisi kuran iş sözleşmesinin sonucudur. İş sözleşmesinin unsurları olarak iş görme (sigortalı hizmet) ve ücret (prime esas kazanç) aynı zamanda sosyal sigorta ilişkisinin de kurucu unsurlarıdır. Bu nedenle hizmet tespiti davalarındaki gerçeği ortaya çıkarma amacı, bu bağlamda hâkimin delileri resen araştırması ilkesi, hizmetten (çalışmadan) başka ücreti de (prime esas kazancı) ilgilendirir. İşte burada göz önünde bulundurulması gereken nokta, resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalar hakkında senetle ispat kuralının kesin olarak uygulanmasının olanaklı olmamasıdır. Usul hukukunda ispata ilişkin genel esas, “Kanuni istisnalar dışında hâkim delilleri serbestçe değerlendirir” (HMK m. 198) hükmüdür ve bu resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu hizmet davalarında aynen geçerlidir. 6100 sayılı HMK’daki esaslarda senetle ispata tabi hukuki işlemler bakımından senedin münhasır delil olması başkadır, kesin niteliği itibariyle tanık gibi diğer takdiri delillere göre öncelikli, ağırlıklı değer verilmesi başkadır. Bize göre hizmet tespiti davalarının konusu ve niteliği uyarınca, davanın prime esas kazanç düzeyi tespiti yönüyle HMK’daki teknik anlamı ile senetle ispat kuralının uygulanabilmesi olanaklı değildir. Usul hukukuna ilişkin bu bilgiden hareket ile hizmet tespitinin konusu sigortalılığa esas çalışma ile prime esas kazancın ispatı hakkında senetle ispat kuralı sosyal sigorta ilişkisinin niteliği itibariyle olanaklı değildir. Çünkü davacı sigortalı ne kadar tedbirli, basiretli olsa dahi iş ilişkisinde prime esas kazancı oluşturan ücret bordroları vs. evrakı düzenleme hak ve yükümlülüğü davanın karşı tarafı işverendedir. İşçinin işverene karşı zayıf konumu nedeniyle sigortalıdan işverenden bu konuda işlemde bulunmasını talep etmesi beklenemez. Bu husus kanun koyucunun dahi kabulündedir, bu nedenledir ki 5510 sayılı Kanunda sigortalıların işe girişlerini bir ay içinde Kuruma bildirmeleri bir yükümlülük değil imkân olarak düzenlenmiştir. Sigortalı Kuruma sigortalılığını bir aylık sürede bildirmese dahi hizmet tespiti davası açabilmektedir. Prime esas kazanç düzeyiyle ilgili HMK m. 203’deki “İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler” istisnası bağlamında incelenmelidir. Çalışma hayatında iş ve sosyal güvenlik mevzuatına uymayan bir işverenin işyerinde çalışan işçiler açısından, onların işverene karşı haklarında mevzuatın gerektirdiği işlemlerin yasaya uygun biçimde yapılmasını istemeleri beklenmemelidir. Böyle bir durumda hakkını arayan işçi açısından bunun sonucu işini kaybetmesi olacaktır. Bu nedenle de prime esas kazanç düzeyinin tespiti bakımından HMK’daki senetle ispat kuralı uygulanamaz(Prof. Dr. Mahmut Kabakçı. Yayımlanmamış 2019 yılı Galatasaray-… Barosu İş Hukuku semineri. Sosyal Güvenlik Uyuşmazlıkları Yargıtay Kararları Değerlendirme Tebliği).
14. Sosyal güvenliğin finansmanı genel olarak dünyada işçi, işveren ve devletten tahsil edilen prim veya katkı payları ile sağlanmaktadır. Sosyal güvenlikte prim, işçi ve işverenden tahsil edilen ve genelde hak edilen ücretin belli bir oranı üzerinde alınan bir finansman kaynağıdır. Sosyal sigorta primi, kanunun kendilerine karşı güvence sağladığı sosyal risklerden birinin gerçekleşmesi halinde yapılacak sigorta yardımları ile kurum giderlerinin karşılığı olarak kanuna göre belirlenen oranlar üzerinden sigortalının kazancından bir meblağ üzerinden alınan parayı ifade eder. 5510 sayılı Kanunun 79. Maddesi uyarınca prim gelirleri iki alanda kullanılmalıdır. Bu düzenleme emredici bir kuraldır. Buna göre prim gelirleri;
a) Sigorta kollarının gerektirdiği yardım ve ödemeler ile
b) Kurumun yönetim giderlerinde kullanılmalıdır (…/…/…. Sosyal Güvenlik Hukuku. Yenilenmiş 17. Bası. s: 226). Bu nedenle prim alacağı kamu alacağıdır. Kamu alacağının sözkonusu olduğu yerde kesin delillerin de delil serbestisi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Sosyal Güvenlik Hizmet dökümünde görülen ve maaşın brüt kazancını ifade eden kazanç tutarına prime esas kazanç denilmektedir. Prime esas kazanç gerçek olarak düzenlendiği sürece, maaş bordrosunda belirtilen brüt kazanç tutarıdır. Ayrıntılı hizmet dökümü incelendiğinde prime esas kazanç olarak listelenen tutarın ücret bordrosunda yer alan brüt maaş ile aynı olmadığı görülebilir. Bunun nedeni, prime esas kazanç kavramının çıplak ücretin yanında ikramiye, fazla mesai, para yardımı gibi ek kalemleri de kapsıyor olmasıdır. Prime esas kazanç demek, brüt maaş demek değildir.
703 sayılı KHK ile kaldırılan ancak KHK.’un 88. Maddesi ile aynı düzenlemeyi içeren 5502 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 3. Maddesi ile kurumun amacı ve 12. Maddesinde görevleri arasında açıkça “Kurumun prim tahsilatını yapma, tahsil edilemeyen prim ve prime ilişkin diğer alacakları gecikme süresi ve miktarına göre sınıflandırarak takibine öncelik verme(1.b), Sigortalıları, hak sahiplerini ve işverenleri sosyal güvenlik mevzuatından doğan hakları ve ödevleri konusunda her türlü iletişim araçları ile bilgilendirme(1.e)” sayılmıştır.
Anayasa’nın 60. maddesi kapsamında kurulan kurumun, sigortalı adına primi takip etme ve tahsil görevi vardır.
15. Anayasa’nın 55/1. maddesinde; “Ücret emeğin karşılığıdır.” seklinde bir tanıma yer vermiştir. Türkiye’nin de onayladığı Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 95 sayılı sözleşmesi ücreti ayrıca tanımlamış ve bu anlamda güvence altına almıştır. Bu sözleşmeye göre “Ücret, yapılan veya yapılacak olan bir is için veyahut görülen veya görülecek bir is için yazılı veya sözlü is akdi gereğince bir işveren tarafından bir isçiye her ne nam altında ve hangi hesaplama sekli ile olursa olsun ödenmesi gereken ve nakden değerlendirilmesi kabil olup karşılıklı anlaşma ve ulusal mevzuatla tespit edilen bedel veya kazançtır.” Ücret isçi için en önemli hak; işveren için ise başlıca borçtur. Bu durum, isçi ve işveren ile ilgili tanımlamalardan anlaşılmaktadır. Bu bakımdan ücret, hizmet ediminin bir karşılığıdır. Ücret tam olarak emeğin karşılığı olup özellikle fiyat değildir.
Gerçek ücret; sigortalının kıdemi, yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre ödenmesi gereken ücrettir. Hizmet akdinin tarafları görünüşte bir ücret belirlemiş olabilirler, ancak bu ücret tarafların aralarında kararlaştırdıkları gerçek ücret olmayabilir. Uygulamada bazen taraflar arasında kararlaştırılmış olan gerçek ücret (örneğin … primlerini daha az ödemek amacıyla) bordroya yansıtılmamakta, daha düşük (örneğin asgari ücret) gösterilmektedir. Bu gibi durumlarda yargıç tarafından gerçek ücretin saptanması yoluna gidilmelidir(Prof. Dr. S. Süzek, İş Hukuku, 16. Bası, Beta Yayınları, s:372). Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca “ücret, hizmet sözleşmesinin bir koşulu olup, iş karşılığı kararlaştırılan veya yasalarla belirlenen bir paradır”. Keza “ücret, rayiç esasına göre yani emsal işlerde çalışan işçilerin ücretleri dikkate alınarak belirlenir(YİBK. 24.05.1974, 2/6).
İş uyuşmazlıklarının büyük çoğunluğu, isçinin aldığı gerçek ücretin tespitinde yaşanmaktadır. İsçiye piyasa koşullarına uygun ücret verilse bile, gerçek ücretin sigorta primi, fazla çalışma ücreti, ihbar ve kıdem tazminatı gibi ücrete bağlı isçilik haklarına yansımaması amacıyla kimi işverenler bordro düzenlemedikleri veya bordroyu asgari ücret üzerinden düzenledikleri bilinmektedir(Aysıt TANSEL, Yargıtay’ın İş Hukukuna İlişkin Kararlarının Değerlendirilmesi, … 2000, s. 13;… Yargıtay’ın İş Hukukuna İlişkin Kararlarının Değerlendirilmesi, …, s. 12).
Türkiye tarafından onaylanan Ücretin Korunması Hakkında 95 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi hükümlerine göre, nakit olarak ödenmesi gereken ücretlerin; emre muharrer senet, bono ve kuponla veya tedavüle mecburi parayı temsil ettiği iddia olunan herhangi bir şekilde ödenmesi yasaktır. Bu hüküm, 4857 sayılı İş Kanun ile de kabul edilmiştir.
16. Görüldüğü gibi gerek Bireysel İş Hukuku hükümleri, gerekse Sosyal Güvenlik Hukuku normları, bordroya senet vasfı niteliği vermemektedir. O halde prime esas kazancın tespitinde, bordroyu senet kabul etmeyen hükümleri yok sayarak, sigortalıdan prime esas kazancın tespitinde senetle ispat kuralını aramak isabetli değildir. Zira karşı tarafın düzenlemesine bağlı belgeyi, davacı sigortalıdan beklemek hayatın olağan akışına da uygun değildir. Bu anlamda işverenin ikrarı kurumu bağlamayacağı gibi işveren tarafından tek taraflı olarak ilgili makama denilerek düzenlenen ücrete ilişkin belgenin (yazılı delil başlangıcı) de bağlayıcılığından söz edilemez. Bu belge de diğer deliller ile birlikte değerlendirilecek delillerden kabul edilmelidir.
15. İşçilik alacakları davasında ücrete ilişkin tespitin, prime esas kazanç tespiti davasında dikkate alınması sorunu;
Prime esas kazanç tespiti davası kamu düzeninden olduğuna göre kural olarak işçilik alacakları davasında saptanan ücret, prime esas kazanç tespiti davasında kesin delil niteliğinde kabul edilemez. Ancak bu işçi ile işveren arasında kesinleşmiş ve tahsil edildiğinde anılan ücret, fazla mesai, tatil ücret alacakları gibi alacaklarda sigorta primi kesintisi yapılarak kuruma ödeneceğinden, bir anlamda prime esas kazanç dolaylı olarak belirlenmiş olacaktır. Dolayısı ile unsur etkisi yaratarak kuvvetli(ciddi) delil niteliğinde kabul edilmesi kaçınılmazdır. İşçilik alacakları davasında tespit edilen ücretin, prime esas kazanç tutarı olarak kabulünde bir yanlışlık bulunmamaktadır(Y. HGK. 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar).
15. Sonuç olarak sigortalının prime esas kazancının tespitinde, mahkemece resen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamında her türlü delil toplanmalı, tarafların vazgeçmesi ve kabulü ile bağlı olunmadığı gibi salt tanık beyanları ile de yetinilmemeli, yukarda belirtilen 4857 sayılı İş Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri uygulanarak sigortalının yaptığı işin özellikleri(vasıflı olup olmadığı), işyerindeki ve meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde veya başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler dikkate alındığında kayıtlarda görünen ücretle çalışmasının hayatının olağan akışına uygun bulunup bulunmadığı da değerlendirilerek ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından, sendikalardan, meslek odalarından emsal ücret araştırması yapılmalı, bu konuda açılmış işçilik alacakları davası var ve kesinleşmiş ise delil kabul edilmeli, dolayısı ile inandırıcı, ciddi deliller doğrultusunda ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmelidir.
15. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.06.2020 tarih ve 2016/10-376 Esas, 2020/306 Karar, 09.07.2020 tarih ve : 2016/21-904 Esas, 2020/554 Karar ve 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar sayılı kararları ile kabul edilmiştir.
16. Dosya içeriğine göre davacı davalı işverenler nezdinde formen olarak çalışmıştır. İşçilik alacaklarında aldığı ücretin asgari ücret üzerinde olduğu kabul edilmiştir. Bu bir güçlü delildir. Emsal ücret araştırılmış ve ayrıca işverenden sadır yazılı delil başlangıcı ücrete ilişkin belgede bulunmaktadır. Kamu düzeni ve resen araştırma ilkesine göre davacının prime esas kazancının asgari ücret üzerinde olduğu kanıtlanmıştır. Ret kararının bu gerekçe ile bozulması gerekirken, resen araştırma ilkesi ve kamu düzeni ilkesine aykırı olacak şekilde yazılı delil başlangıcı olması nedeni ile tüm delillerin değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozma kararı verilmesine katılınmamıştır.