YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/16957
KARAR NO : 2021/6413
KARAR TARİHİ : 07.10.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacılar vekili, … ilçesi, … köyü, … Mevkiinde bulunan hazine adına kayıtlı arsa vasıflı taşınmazın 15/04/1994 tarihinde … Malmüdürlüğü tarafından yapılan ihaleyle satıldığını, bu taşınmazın 09/10/1972 tarihinde kesinleşen orman tahdit alanında kalan ve satışının yapılması hukuken mümkün olmayan bir taşınmaz olduğunu, taşınmazın kesinleşen orman tahdit sınırları içinde kalması nedeniyle tescil dışı bırakıldığını öğrenen satın alan şahısların orman kadastrosunun iptali, olmadığı takdirde taşınmazın bedelinin tazmini talebiyle hazine aleyhine açtıkları dava sonucunda … Sulh Hukuk Mahkemesinin 15/10/2008 tarih ve 2007/427 esas, 2008/487 karar sayılı ilamı ile tazminat talebinin kabulüne karar verildiğini, bu kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiğini ve hükmedilen tazminatın davalı hazine tarafından ödendiğini, taşınmazın orman vasıflı taşınmaz içinde kalması nedeniyle bedeli yönünden hazine zararının oluşmadığını ancak yapılan yargılamada hüküm altına alınarak davacılara ödenen vekalet ücreti, yargılama gideri ve faizden oluşan toplam 3.147,63 TL idare zararının usulsüz satışın yapılmasından sorumlu olan malmüdürü … ile milli emlak memuru …’dan tahsili isteminde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece verilen ilk kararla; idari işlem ve eylemlerden dolayı açılacak olan tazminat davalarının kural olarak idari yargıda açılması gerektiğinden yargı yolu farklılığı nedeniyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi gereğince idari yargı yerinde ancak ilgili idari kurumun dava edilebileceği, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri aleyhine idare mahkemelerinde dava açılamayacağı gerekçesiyle gerçek kişiler aleyhine açılan eldeki davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı yeri değil adli yargı olduğu gereğine değinilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, rücuen tazminata konu işlemin yapıldığı esnada kamu görevlisi olarak istihdam edilen davalıların zarar doğurucu eylemi kamusal görevin yerine getirilmesi saiki ile işledikleri, dosya kapsamında 26/08/2019 tarihli bilirkişi raporunda davalıların zarara sebebiyet verilen işlem olan taşınmazın satışı esnasında orman tahdit alanı içerisinde kalıp kalmadığının araştırılmamasının hizmet kusuru değil kişisel kusur olduğu yönünde görüş
bildirseler de iş bu raporun denetime ve hüküm kurmaya elverişli şekilde teferruatlı olmadığı, davalıların hiyerarşik düzen içinde görevlerini yerine getirirken doğrudan doğruya kendi şahıslarına isnat olunacak ve kişisel sorumluluklarına yol açacak şekilde belirgin bir salt kişisel kusur işlemedikleri ve hizmetten ayrılabilecek düzeyde kişisel kusur olmadığı, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve 492 Sayılı Harçlar Yasasının 13/J maddesi uyarınca davacıdan harç alınmamasına, 07/10/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.