Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2020/1502 E. 2021/3737 K. 28.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1502
KARAR NO : 2021/3737
KARAR TARİHİ : 28.06.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı … vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 12.02.2019 Salı günü davalı … vekili Av. … geldi. Davacı adına gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davalı vekili dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili; Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/226-2013/204 sayılı kararı ile 72.040,00 TL’nin davalı şirketten tahsili ile müvekkiline verilmesine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, karar gereği Fethiye 2. İcra Müdürlüğünün 2013/5892 sayılı dosyası ile icra işlemi yapıldığını, icra dairesi tarafından Tapu Müdürlüğüne haciz konulması için yazılan yazıya verilen cevapta davaya konu Muğla İli, Seydikemer İlçesi, … Mahallesi, 1542 parselde kayıtlı taşınmazın 12/03/2013 tarihinde diğer davalıya 32.000,00 TL bedelle satıldığını belirterek haciz konulamadığını, taşınmazı satmış gibi gösteren davalı şirketin açık bir şekilde mal kaçırdığını, taşınmazın halen davalı şirket temsilcisi tarafından kullanıldığını belirterek Fethiye 2. İcra Müdürlüğünün 2013/5892 sayılı dosyasından asıl alacak ve tüm ferilerini karşılayacak şekilde Muğla İli, Seydikemer İlçesi, … Mahallesi, 1542 parselde kayıtlı taşınmaz üzerine haciz koyma ve paraya çevirme yetkisi verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar; davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre; davanın kabulüne, Muğla İli, Seydikemer İlçesi, … Mahallesi … Mevkii’ndeki 1542 parsel sayılı taşınmazın davalılar arasındaki satış işleminin iptali ile, davacı tarafa bu taşınmaz yönünden İİK 283. maddesi gereğince Fethiye 2.İcra 2013/5892 Esas sayılı dosyasındaki asıl alacak ve ferileri ile sınırlı olmak üzere haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava; İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
T.C. Anayasası’nın 36/1 maddesinde “Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmü düzenlenmiştir. Yine 6100 Sayılı HMK’nın 27.maddesinde “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını içerir” düzenlemesine yer verilmiştir. Bir davanın görülmesi için taraf teşkilinin sağlanması esas olup, hakimin bu hususu re’sen gözetmesi gerekir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılamanın aşamalarından haberdar edilmesi ile mümkündür. Bu husus da usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir.
7201 sayılı Tebligat Kanununun “Bilinen Adreste Tebligat” kenar başlıklı 10. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.”, “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” kenar başlıklı 21. maddesinde, “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkralar uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar.”, “Adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti” kenar başlıklı 35. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.” hükümlerine yer verilmiştir.
Tebligat Kanunu, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunla değiştirildikten sonra, gerçek kişilere yapılacak tebligatla ilgili olarak iki aşamalı bir yol benimsenmiştir. Bu değişikliğe göre, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine, Kanunun 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca doğrudan tebligat yapılması mümkün değildir. Muhataba çıkarılan ilk tebligat, bilinen veya gösterilen adresine yapılacaktır. Buna göre, ilk defa bildirilen adresin muhatabın (davalının) adres kayıt sistemindeki adresi veya başka bir adres olması arasında fark yoktur. Her iki adres de Tebligat Kanununun 10/1. maddesi kapsamında bilinen adrestir. Bildirilen adrese çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi de nazara alınarak muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine Tebligat Kanununun 21/2. maddesine göre tebligat çıkarılacaktır. Davalıya gönderilecek olan dava dilekçesi ve tensip tutanağı, bildirilen adresten iade dönmeden davalının adres kayıt sistemindeki adresine doğrudan TK 21/2. maddeye göre tebliği usulüne uygun değildir. Ayrıca; 7201 sayılı Yasa’nın 21. maddesi ile ilgili değişikliğe ilişkin Kanun gerekçesinde, 21/1. maddeye göre bilinen en son adrese çıkartılan tebligattan sonuç alınamazsa, 10. madde gereği adres kayıt sistemindeki adres esas alınarak başkaca araştırma yapılmaksızın o adrese tebligat çıkarılacağı açıklanmıştır. Bunun yapılabilmesi için de tebligatı çıkaran merciin, adresin, adres kayıt sistemindeki mernis adresi olduğunun tebliğ evrakında belirtmesi gerekmektedir. Dolayısıyla;tebligatı çıkaran merci tarafından, adres kayıt sitemine ilişkin olarak şerh verilmeden, tebliğ memuru tarafından 2l/2. maddeye göre tebliğ işlemi yapılamaz.
Somut olayda; 28.11.2014 tarihinde açılan davada, davalı …’nun dava dilekçesinde belirtilen adresi “Düğerek Mah…. Mevkii … Evleri 70/1 Merkez/Muğla” olup, bu adrese gönderilen dava dilekçesi ve tensip tutanağını içerir tebligat; muhatap geçici olarak işte olduğundan, tebliğ imkansızlığı nedeniyle açıklamasıyla iade edilmesi gerekirken, iade edilmeden ve tebliğ mazbatası üzerinde bu adresin mernis adresi olduğuna dair bir şerh bulunmadan mahalle muhtarı … imzasına tebliğ edildiği, ön inceleme duruşması tutanağının ise; 19/06/2015 tarihinde aynı adreste muhatap adreste tanınmadığından ve ilgili mahalle muhtarlığında kaydı bulunmadığından iade geldiği, bundan sonra da yeniden tebligat yapılmadığı, mernis sisteminde kayıtlı adresinin de davalı …’nun dava açılmadan önce 17/06/2013 tarihinde bildirdiği “… Mah…. Sk.No:23 Seydikemer/Muğla” olduğu anlaşılmıştır. Dava dilekçesi ve tensip tutanağını içerir tebligat iade geldikten sonra, davalının mernis sistemine kaydedilen bu adresine tebligat mazbatasında mernis adresi şerhiyle birlikte TK 21/2’ye göre tebliğ yapılması gerekirken, mahalle muhtarı … imzasına tebliğ edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu durumda mahkemece, Tebligat Kanununa göre usulüne uygun şekilde davalı tarafa dava dilekçesi ve tensip tutanağının tebliği ile savunma hakkı tanınması, dilekçeler aşaması usulüne uygun tamamlandıktan sonra, taraflara ön inceleme duruşma gününü bildirir davetiyelerin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi, taraf teşkili sağlanarak, 6100 sayılı HMK ile öngörülen ön inceleme duruşması, tahkikat ve sözlü yargılama aşamaları tamamlandıktan sonra davanın esası hakkında hüküm kurulması gerekirken Anayasa’nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkının ihlali ile hüküm kurulması kanuna aykırıdır (HMK madde 27). Davalının savunma hakkı kısıtlanarak, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
2-Dava dilekçesindeki ileri sürülüşe göre dava; İİK’nın 277 ve devamı maddelerine göre açılmıştır.
Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK’nın 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler.
İİK’nın 277 ve devamı maddelerine dayalı açılmış tasarrufun iptali davaların dinlenebilmesi için,davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.
BK’nun 19 muvazaa hukuksal nitelemesine dayalı davalarda ise; 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK’nın 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK’nın 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde ise iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı,alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK’nın 283/1,2. maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Ancak bu tür davaların görülebilmesi içinde diğer dava koşularının yanında davacıların borçlulardan alacaklı olmaları yani hukuki yararlarının olması gerekir.
Somut olayda; davacı, davalı şirketten alacaklı olduğunu, bu nedenle davalı şirket aleyhine Fethiye 2. İcra Müdürlüğü’nün 2013/5892 sayılı dosyası ile takip yapıldığını, dava konusu taşınmazı satmış gibi gösteren davalı şirketin açık bir şekilde mal kaçırdığını, taşınmazın halen davalı şirket temsilcisi tarafından kullanıldığını belirterek Fethiye 2. İcra Müdürlüğünün 2013/5892 sayılı dosyasından asıl alacak ve tüm ferilerini karşılayacak şekilde İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince Muğla İli, Seydikemer İlçesi, … Mahallesi, 1542 parselde kayıtlı taşınmaz üzerine haciz koyma ve paraya çevirme yetkisi verilmesini talep etmiştir. Bu nedenle mahkemenin davayı İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali olarak nitelemesi ve İİK 277 ve devamı maddelerine uygun olarak tasarrufun iptali dava şartlarının olup olmadığı (davacının alacağının gerçek olması, takibin kesinleşip kesinleşmediği, icra dosyasından usulüne uygun alınmış aciz vesikası olup olmadığı, borcun doğumun tasarruf tarihinden önce olup olmadığı) irdelemeksizin yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3-Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 2.037,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı …’ya verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı llgım …’na geri verilmesine 28/06/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.