Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/9417 E. 2021/10101 K. 06.10.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9417
KARAR NO : 2021/10101
KARAR TARİHİ : 06.10.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kadastro Tespitine İtiraz

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı … İdaresi tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı … İdaresi, Osmaniye İli Kadirli İlçesi Oruçbey Mahallesinde bulunan 164 ada 1 parsel sayılı taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunu belirterek, tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; 5841 sayılı Kanun’la 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesi eklenen ibare uyarınca davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı … İdaresi tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin askı suretiyle ilânını takiben 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup, tapu maliki olması hasebiyle dosyada davalı sıfatıyla yer alan … oğlu …’in kim olduğu, yaşayıp yaşamadığı ve kendisine 3561 sayılı Kanun uyarınca kayyum atanması gerekip gerekmediği artaştırılmaksızın hüküm kurulmuştur.
Hal böyle olunca; Mahkemece öncelikle, tapu maliki … oğlu …’in kim olduğu, yaşayıp yaşamadığı ilgili mercilere sorularak araştırılmalı, tüm inceleme ve araştırmaya rağmen tapu malikinin hayatta olup olmadığının, mirasçılarının bulunup bulunmadığının tespit edilememesi halinde, kendisine 4721 sayılı TMK’nin 427. maddesi ve 3561 sayılı Kanun uyarınca kayyım tayin edilmek üzere davacı … idaresine uygun önel verilmeli, kayyım tayin edilmesi halinde yargılama kayyım huzuruyla yapılıp sonuçlandırılmalıdır. Mahkemece bu husus gözetilmeksizin, davanın görülebilirlik koşulu sağlanmadan eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
Kabule göre de; her ne kadar Mahkemece, 5841 sayılı Kanun’la 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesi eklenen ibare uyarınca davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş ise de, 5841 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle 3402 sayılı Kanun’un 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen üçüncü cümlede yer alan “iddia ve taşınmazın niteliğine” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31-77 sayılı kararıyla iptal edilmiş olup, gerekçeli karar da hüküm tarihinde sonra 23.07.2011 tarihli ve 28003 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararından sonra, “kamu malı” iddiasıyla açılan davalarda, 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesinin uygulama olanağı bulunup bulunmayacağı konusuna gelince; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03.12.2008 tarihli ve Esas 2008/7-717, Karar 2008/722 sayılı kararında da değinildiği üzere en geniş anlamıyla “kamu malı” kavramı, Devletin veya kamu tüzel kişiliğine sahip idarelerin, kamu hizmetlerini ifa ederken kullandıkları ve yararlandıkları malları ifade etmektedir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesinde “kamu malları” başlığı altında, kamunun ortak kullanımına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerler hakkında ayrıntılı düzenlemeler bulunmakta, eş düzenlemelere 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi’nde (Madde 641, 912) ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nda (Madde 715, 999) yer verilmektedir. Keza, 3402 sayılı Kanun’un 16/D maddesinde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlara da yer verilmiştir.
Kamu malları üzerinde özel mülkiyet kurulamaz. Bunlar kamu hizmeti yönünden tahsis edildikleri yetkili idarece kamu malı olmaktan çıkarılmadıkları sürece temlik edilemez; kazandırıcı zamanaşımı yoluyla da edinilemezler. Kamu malı niteliği kazanmış bir taşınmaz, özel mülkiyete konu olamayacağından tapuya bağlansa bile Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi’nin 931 ve Türk Medenî Kanunu’nun 1023. maddeleri bu durumda uygulanmaz. (YHGK’nin 30.09.1981 tarihli ve 1979/1-167 Esas, 1981/656 Karar 03.12.2008 tarihli ve 2008/7-717-722). Bu sonuçlara bağlı olarak, Hukuk Genel Kurulu’nun 21.2.1990 tarihli ve 1989/1-700 Esas, 1990/101 Karar; 18.10.1989 tarihli ve 1989/1-419 Esas, 1989/528 Karar sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; kamu malı niteliği taşıyan bir taşınmazın her nasılsa özel mülk olarak tapuya tescil edilmesi bir yolsuz tescil olup, bu husus o yerin özde tescile tâbi bulunmama (kamu malı olma) niteliğini değiştirmez (YHGK’nin 26.02.2003 tarihli ve 2003/12-116 Esas, 2003/111 Karar; 25.12.2002 tarihli ve 2002/12-1101 Esas, 2002/1113 Karar sayılı kararları). Kamu malları özel mülkler gibi devir ve temlik edilemezler. Böyle durumlarda, iyiniyet veya tapu siciline güven ilkelerinin uygulama yeri de yoktur. (YHGK’nin 11.06.2003 tarihli ve 13-414 Esas. 2003/410 Karar sayılı kararı)
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 08.05.1987 tarihli ve 6/3 Esas, 987/4 Karar sayılı ilâmı da, 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun hak düşürücü süre ve kamu malına ilişkin 31 ve 35. maddeleriyle ilgili olup, içtihadı birleştirme kararı ile kamu mallarında hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı kabul edilmiştir. 766 sayılı Kanun’un 31 ve 35. maddelerine koşut düzenlemeler 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12 ve 16. maddelerinde de yer aldığına göre, sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı 3402 sayılı Kanun’un yürürlüğü döneminde de uygulama olanağı bulacaktır.
Gerek 766 sayılı Kanun’un 31/2. maddesi ve gerekse 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesinde, özel mülkiyete konu olamayacak, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler hakkında Hazine tarafından açılacak davaların 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı konusunda açık bir hüküm bulunmamakta ve özel şahıslar ile Hazine arasında bir ayrım da içermemekte ise de, “Kamu Malı” savıyla açılacak davalarda 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı konusundaki Yargıtay kararları yerleşik içtihat halini almıştır
Açıklanan hususlar gözetilerek, Mahkemece yargılamaya devam edilip, orman idaresinin iddiası ve davalı tarafın savunması ve her iki tarafın delilleri sorulup, toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
06.10.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.