YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2790
KARAR NO : 2021/11858
KARAR TARİHİ : 21.10.2021
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 39. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine ilişkin olarak verilen karara karşı, davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 39. Hukuk Dairesince HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine dair hükmün duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, duruşma için belirlenen 21/10/2021 günü temyiz eden davacı vekilinin yüzüne karşı; usulüne göre çağrı kağıdı gönderilmesine rağmen gelmediğinden aleyhine temyiz olunan davalı idare vekilinin yokluğunda duruşmaya başlanarak davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki kağıtlar okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
– K A R A R –
Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın yargı yolu yönünden usulden reddine ilişkin olarak verilen karara karşı, davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 39. Hukuk Dairesince esastan reddine karar verilmiş olup; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Aşağıda açıklanan gerekçelerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 39. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan ret kararı kaldırıldıktan sonra Çorlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/150 E.- 2018/158 K. sayılı kararının incelenmesinde;
1-Davacının zilyetliğe dayalı olarak açtığı dava sonucu kayıt dışı yerlerin tescili hükmü ile taşınmazı hükmen edindiği ve taşınmazın davacı adına 25/07/2012 tarihinde tescil edildiği, bu yer üzerindeki dava konusu yapıların daha önceden 09.12.2005 tarihinde yıkılmak suretiyle idarece kamulaştırmasız el atıldığı fiilen yapılan kamulaştırmasız el atmalarda adli yargının görevli olduğu gözetilerek davacının dava konusu taşınmazın edinimine ilişkin hükmen tescile ilişkin dosya getirtilip, gerekirse tanık da dinlenerek yapıların yıkıldığı tarihte davacının zilyetliğinin devam ettiğinin anlaşılması halinde, yapıların ne zaman yapıldıkları, yapı sınıfları, yüzölçümü, yıpranma durumları tespit edilip bedellerine hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
2-Dava konusu Çorlu ilçesi Şeyhsinan Mahallesi 1524 ada 11 parsel sayılı taşınmazın Çorlu Belediyesinin 01/04/2016 tarihli yazısında 2002 yılı öncesi imar planlarında kadastro kayıtlarında çatak olarak gözüktüğünden park alanı olarak ayrıldığı ve taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı belirtilmiştir.
Bu itibarla; 17/03/2016 tarihinde açılan davada mahkemece taşınmaz zeminine fiili el atmanın bulunmaması nedeniyle idari yargı görevli olduğundan, davanın usulden reddine karar verilmiş ise de;
Anayasa Mahkemesinin 05/04/2019 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 20/12/2018 gün 2016/181 Esas, 2018/111 Karar sayılı kararı ile ”Kamulaştırma Kanununun EK 1. maddesinin ”Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin yapılmaması halinde taşınmazların malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesindeki uzlaşma sürecini ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemleri tamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabilir.” kısmı iptal edilmiştir.
Bu durumda; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı kararı ile HGK’nun 15.12.2010 gün ve 2010/5-662/651 sayılı kararı da gözetildiğinde, uzun yıllar programa alınmayan imar planının hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen davalı İdarece, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiği; bu haliyle İdarenin eyleminin, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip olduğu bu şekilde kamulaştırmasız el koyma olgusunun gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığının doğal sonucu, İdarenin hukuka aykırı eylemiyle mülkiyet hakkı engellenen taşınmaz mal sahibi davacının, dava yoluyla kamulaştırmasız el koyma hükümleri doğrultusunda mülkiyetin bedele çevrilmesini, eş söyleyişle idareden değer karşılığının verilmesini isteyebileceği açıktır. Bu itibarla taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı kabul edilse dahi makul süre içinde imar planına uygun herhangi bir işlem tesis edilmediğinden kamulaştırmasız el atma olgusu gerçekleşmiş olup, taşınmazın aynına ilişkin bu davaya bakmak Adli Yargının görevidir.
Bu itibarla, yukarıda açıklanan nedenlerle, işin esasına girilerek Kamulaştırma Kanununun EK 1. maddesinin ”Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkanları dahilinde bu taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her halde mülkiyet hakkını kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılır/yaptırılır” hükmü gözetildiğinde, dava konusu taşınmazın kamuya özgülenmesine ilişkin uygulama imar planının onaylanma tarihi belediye başkanlığından sorularak, imar planının tasdik tarihinden itibaren 5 yılın geçtiğinin tespiti halinde kamulaştırmasız el atma olgusunun gerçekleştiğinin kabulüyle davanın kabulüne, 5 yılın geçmediğinin tespiti halinde ise davanın esastan reddine,
Karar verilmesi gerektiği düşünülmeden yargı yolu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Hükmün açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları doğrultusunda BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, temyiz eden davacı yararına yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 3.050,00-TL. vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, 21/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.