YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/2736
KARAR NO : 2021/17541
KARAR TARİHİ : 08.11.2021
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli Yağma
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
TEMYİZ EDENLER : Sanıklar müdafiileri
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36/1 ve İHAS’ın 6. maddeleriyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli alt başlıklarından birisi de “savunma hakkı”dır. Savunma hakkının kâmilen kullanılabilmesini sağlamak amacıyla vâzedilen 5271 sayılı CMK’nın “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesinin 1. fıkrasının h bendi uyarınca; “Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.” temyiz başvurusunda ileri sürülmese dahi, re’sen dikkate alınması gereken bir bozma sebebidir.
Sözü edilen hükümler uyarınca, sanığın yetkili ve görevli mahkeme huzurunda usulüne uygun savunması alınmadan mahkûmiyet hükmü verilemez.
Yargıtay’ın istikrar bulmuş içtihatları uyarınca da, aleyhe olan bozma kararı sonrasında sanığın savunması alınmadan direnme ya da uyma kararı verilemez. Dairemize göre, CMK’nın 223. maddesinin 9. fıkrasına giren hâllerde, verilen beraat kararı bu içtihadın istisnasını oluşturmaktadır.
Öte yandan; aleyhe olmayan bir bozma kararı üzerine meşruhatlı davetiye tebliğine rağmen gelmeyen sanık hakkında ek savunması alınmaksızın da karar verilebilir.
5237 sayılı TCK’nın “Dava zamanaşımın durması veya kesilmesi” başlıklı 67. maddesinin 2. fıkrasının a bendi uyarınca; “Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi” dava zamanaşımını keser.
Buna karşılık Yargıtay’ın istikrar bulmuş içtihatları uyarınca, ek savunma dava zamanaşımını kesmez.
CMK’nın “Duruşmada hazır bulunacaklar” başlıklı 188. maddesinin, 15.08.2017 gün ve 694 sayılı KHK ile ve bu düzenlemeyi aynen kabul eden 08.03.2018 günlü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 7070 sayılı Kanunla değişik 1. fıkrası uyarınca; “Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet Savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır. (Ek cümle) Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edilebilir.”
Aynı Kanun’un “Delillerin tartışılması” başlıklı 216. maddesinin, 15.08.2017 gün ve 694 sayılı KHK ile ve bu düzenlemeyi aynen kabul eden 08.03.2018 günlü Resmi Gazete’de yayınlarakak yürürlüğe giren 7070 sayılı Kanunla değişik 3. fıkrası uyarınca; “Hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir. (Ek cümle) Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez.” Nihayet CMK’nın 150. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, yağma suçunun temel şeklinin cezası dahi,
Altı yıldan on yıla kadar hapis cezası olduğundan basit ve daha ağır ceza verilmesini gerektiren nitelikli yağma suçlarında zorunlu müdafii bulunması şarttır. Diğer bir ifadeyle yağma ve nitelikli yağma suçlarında, sanığın vekaletnameli avukatı yoksa mahkemesince barodan zorunlu müdafii görevlendirmesini talep etmek gerekir.
Konuyla ilgili mevzuat hükümleri ve Yargıtay kararları açıklandıktan sonra somut olay değerlendirildiğinde;
Suç tarihi 14.09.2006 olup, katılan …’a karşı işlenen nitelikli yağma suçuna ilişkin olarak, sanıklar … (Adı geçen sanığın temyizden feragati nedeniyle, hakkındaki mahkûmiyet hükmü 06.05.2019 tarihinde kesinleşmiştir.), … ve … hakkında TCK’nın 149/1-c ve 62. maddeleri uyarınca verilen 8 yıl 4’er ay hapis cezasının sanıklar ve katılan ile sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edildiği, Dairemiz tarafından verilen 07.10.2013 tarihli kararla, bu hükmün, sanıklar hakkında TCK’nın 149/1. fıkrasının c bendi yanında, a, d ve f bentlerinin de uygulanması gerekçesiyle, sanıklar aleyhine bozulduğu, bozmaya uyan ilk derece Mahkemesinin, 15.10.2014 günü verdiği ikinci kararla sanıklar … ve … hakkında, TCK’nın 149/1-a-c-d ve f ile 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10’ar ay hapis cezasına hükmettiği, bu hükmün de sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edildiği, Dairemizin 25.06.2018 günlü ikinci kararıyla, duruşma gününün katılana bildirilmemesi gerekçesiyle bozulduğu, ilk derece Mahkemesince katılana, sanıklar ve müdafiilerine bozma ilamı da gönderilmek suretiyle duruşma gününün bildirildiği, sanıklara ve hazır bulunan … müdafiine bozma ilamına diyecekleri sorulmak suretiyle ek savunmalarının alındığı, sanık …’nın vekaletnameli vekiline usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen mazeret bildirmeksizin duruşmaya gelmediği, dolayısıyla her iki sanık ve sanık … müdaafiinin yüzüne karşı, sanık … müdafiinin ise yokluğunda, her iki sanığın TCK’nın 37/1 maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 149/1-a-c-d ve f ile 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10’ar ay hapis cezası ile cezalandırıldıkları dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Usûlüne uygun olarak haberdâr edilmesine rağmen mazeretsiz olarak duruşmaya gelmeyen sanık … müdafiinin yokluğunda karar verilmiş ise de, sanık …’nın esasa ilişkin savunması ile aleyhe olan önceki bozmaya karşı ek savunmasının vekille birlikte yapıldığı, Dairemizin 25.06.2018 günlü ikinci bozmasının ise usule ilişkin olduğu ve herşeyden önemlisi sanığın ikinci bozma kararına karşı da diyeceklerinin sorulduğu dosya kapsamından anlaşıldığından, 19.03.2019 tarihinde müdafiinin yokluğunda sanık … hakkında mahkûmiyet kararı verilmesinin, 5271 sayılı CMK’nın 289/1-h, 188/1. ve 216/3. maddeleri başta olmak üzere, usul ve kanuna uygun bulunduğu, diğer bir anlatımla, yargılama esnasında hüküm için önemli olan hususlarda savunma hakkının kısıtlanması olarak kabul edilebilecek her hangi bir işlem ya da uygulamanın yapılmadığı, esasen adil yargılama hakkının mâkul süreyi de kapsadığı, suç tarihinden yaklaşık 15 yıl gibi bir süre geçtikten sonra, kendi sebep olduğu bir olguya dayanarak kararın bozulmasını istemenin kabul edilemeyeceği değerlendirilerek, tebliğnamede sanık … yönünden bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanıklar … ve … müdafiilerinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye kısmen uygun, kısmen de aykırı olarak ONANMASINA, 08.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.