YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/10511
KARAR NO : 2021/6446
KARAR TARİHİ : 18.05.2021
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak ilamda belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyizin kapsam ve nedenlerine göre; tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
Dosya kapsamından davacının 2011 yılında açtığı kısmi dava niteliğindeki asıl davası ile davalıdan 10.000,00 TL maddi, 70.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini talep ettiği, Kurum tarafından olayın iş kazası olarak kabul edildiği, mahkemece iki adet bilirkişi kusur raporu alındığı 11.06.2013 tarihli ilk kusur raporunda davacının %20, davalının %80 oranında kusurlu oldukları yönünde, 14.04.2014 tarihli ikinci raporda ise davacının %15, davalının %85 oranında kusurlu oldukları yönünde görüş bildirildiği, mahkemece alınan 31.01.2015 tarihli bilirkişi hesap raporunda davacının %15, davalının %85 kusurlu oldukları kabul edilerek hesaplama yapıldığı ve maddi zararın 215.408,09 TL olarak tespit edildiği, davacının 10.03.2015 tarihinde maddi tazminat istemini ıslah ederek 215.408,09 TL’ye arttırdığı, davalı yanın bu ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı defi ileri sürdüğü, mahkemenin 09.04.2015 tarihli ilk kararında maddi tazminat isteminin ıslah edilen bölümünün zamanaşımına uğradığı kabulünden hareketle davacı lehine 10.000,00 TL maddi, 40.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, hükmün taraflarca temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesi’nce tarafların sair temyiz itirazları incelenmeksizin davacı tarafın 11.06.2013 tarihli ilk kusur raporuna itiraz etmemesi nedeniyle davalının lehine olan bu kusur raporuna göre sonuca gidilmesi gerekirken 14.04.2014 tarihli kusur raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğundan bahisle bozulduğu, mahkemece bozmaya uyulmasından sonra yeni bir hesap raporu alındığı, yeni hesap raporunda davacının hesaplanan maddi zararında artış meydana gelmesi nedeniyle davacının 2018 yılında birleşen davayı açarak 179.463,17 TL daha maddi tazminat isteminde bulunduğu, mahkemenin 10.01.2019 tarihli ikinci kararında bozma ilamında zamanaşımına uğrayan kısım yönünden bozma nedeni bulunmadığından ıslah ve birleşen davanın zamanaşımına uğradığı kabulü ile davacı lehine 10.000,00 TL maddi, 40.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, bu ikinci kararın da taraflarca temyiz edildiği, Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi’nce hükmün onanmasına karar verildiği, bu aşamadan sonra davacı tarafça onama ilamında maddi hata bulunduğu iddiası ile başvuruda bulunulması üzerine yapılan inceleme sonucunda Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesi’nce davacının sürekli iş göremezlik durumunda değişen gelişen durum bulunduğu, zamanaşımının söz konusu olmadığı gerekçeleri ile onama kararının kaldırılmasına, tarafların sair temyiz itirazları incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verildiği, davalı yanın da bu karara karşı bozma ilamında maddi hata bulunduğu yönünde dilekçe verdiği ancak bu istemin reddine karar verildiği, mahkemenin temyiz incelemesine konu son kararında asıl ve birleşen dava dosyasındaki maddi tazminat istemlerinin kabulüne, asıl dava dosyasında davacı lehine 40.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, mahkemece alınan 10.07.2014 tarihli hesap raporumda bir hesaplama yapılmadığı, dosyadaki eksiklikler nedeniyle rapor düzenlenemeyeceği konusunda görüş bildirildiği, mahkemenin bundan sonra aynı bilirkişiden aldığı 30.01.2015 tarihli ek bilirkişi hesap raporunda davacının maddi zararının %15 davacı kusuruna göre 215.408,09 TL olarak belirlendiği, bu ek hesap raporunun taraf vekillerine 03.02.2015 tarihli celsede elden tebliğ edildiği, davacı vekilinin raporu inceleyip yazılı beyanda bulunmak üzere süre verilmesini talep ettiği, ancak sonrasında davacı vekilince bu hesap raporuna itiraz edilmediği, davacı vekilinin bu hesap raporu doğrultusunda asıl dava dosyasındaki maddi tazminat istemini ıslah ettiği, ıslah dilekçesinde de 30.01.2015 tarihli hesap raporuna karşı bir itiraz ileri sürülmediği, davalı vekilinin bu 30.01.2015 tarihli ek bilirkişi hesap raporuna karşı süresinde itiraz dilekçesi verdiği, takip eden 09.04.2015 tarihli celsede davacı vekilinin davalı tarafın ek hesap raporuna itiraz dilekçesine karşı “talebimiz gibi karar verilsin, itirazları kabul etmiyoruz” şeklinde beyanda bulunduğu, mahkemenin az önce açıklanan ilk bozma ilamından sonra aynı bilirkişiden 22.01.2018 tarihli hesap raporunu aldığı, bu kez davacı kusur oranının bozma ilamı doğrultusunda %5 oranında artarak %20 olarak kabul edilmesine karşın maddi zararın artış göstererek 394.871,26 TL olarak belirlendiği, esasen az önce açıklanan birleşen dava dosyasının da hesaplanan bu maddi tazminat farkı nedeniyle açıldığı, dosya içerisinde yer alan Ümraniye Sosyal Güvenlik Merkezi’nin 22.08.2012 tarihli yazısından davacıya iş kazası nedeniyle toplam 39 gün karşılığı 1.114,38 TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiği bildirilmişken, 07.03.2014 tarihli sağlık ödemeleri sistem çıktısında toplam 641,87 TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiği, yine Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi’nin 14.06.2011 ve 17.02.2012 tarihli iki farklı yazısında ise 455,84 TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiğinin bildirildiği, dosyada yeralan bilirkişi hesap raporlarında ise davacıya toplam 641,87 TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiği kabulüne göre hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır.
Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Öte yandan maddi tazminatın saptanmasında, zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş göremezlik oranı, kusur dağılımı, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri ve ödenen geçici iş göremezlik ödeneği gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır.
Ayrıca 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”. hükmüne yer verilmiştir. Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici işgöremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.
Somut olayda, davacı tarafın 30.01.2015 tarihli bilirkişi hesap raporuna itiraz etmemesi nedeniyle davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunun, davacıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneklerinin miktarları konusunda çelişki bulunduğunun, 2004-2009 yılları arasında yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesi dosya kapsamında bulunmadığı halde kaza tarihinden 01.07.2009 tarihine kadar geçerli olan davacı ücretinin tespitinde farazi bir hesaplama yapılmak suretiyle 01.07.2009 tarihinden sonra yürürlüğe giren toplu iş sözleşmesindeki verilerin kullanıldığının, manevi tazminatın reddedilen kısmı üzerinden tespit edilen red vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesi gerektiğinin gözden kaçırılması isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş, dosyaya bildirilen geçici iş göremezlik ödeneklerinin miktarları arasında çelişki bulunduğunu da belirtmek suretiyle Kurum’dan bu çelişkinin giderilmesini istedikten ve geçici iş göremezlik ödeneği tutarını tereddütsüz olarak belirledikten, kaza tarihinden 01.07.2009 tarihine kadar yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmelerini davalı işverenden ve toplu iş sözleşmesinin diğer tarafı olan sendikadan sorarak dosyaya celp ettikten sonra davacı tarafın 30.01.2015 tarihli bilirkişi hesap raporuna karşı bir itiraz ileri sürmediğini ve bu nedenle davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunu gözeterek, bilinen(iskontosuz) ve bilinmeyen(iskontolu) dönem başlangıç ve bitişlerini bu 30.01.2015 tarihli rapordaki gibi belirleyen, davacının %20, davalının ise %80 kusurlu olduklarını dikkate alan, kaza tarihi ile 01.07.2009 tarihi arasındaki davacı ücretini dosyaya celp edilen ve bu tarihlerde geçerli olan toplu iş sözleşmelerine göre tespit eden bir hesap raporu alarak davacının maddi zararını belirlemek, manevi tazminat red vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesi gerektiğini de dikkate alarak oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan … ile Üyeler …, … ve …’ün oyları ve oyçokluğuyla, 18/05/2021 gününde karar verildi.
KARŞI OY
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “bozma öncesi verilen ilk kararın yalnızca davalı tarafından temyiz edildiği, mahkemece bozma kararına uyularak verilen karardan sonra güncellenen ücrete göre yeniden maddi tazminat hesaplanması üzerine ilk karardakinden daha fazla (ek dava ile talep olunan maddi tazminat kısmı eklendikten sonra) maddi tazminata hükmedilmesinin davalı yararına usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde bulunup bulunmadığı” noktasında toplanmaktadır.
2. Somut uyuşmazlıkta ilk karar kusur oranı yönünden davalı lehine bozulmuştur. Bozmadan sonra mahkemece bozmaya uyulmuş, ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca hüküm tarihine yakın hesabın unsuru ücrete göre tazminatın miktarı hesaplanmış ve davacı lehine fark çıkması üzerine, davacı birleşen ek dava ile bu fark tazminat alacağını talep etmiş ve mahkemece ek dava ile talep edilen tazminatın kabulüne karar verilmiştir.
3. Kararın taraflarca temyizi üzerine bozma öncesi tazminata esas ücret yönünden davacının temyizi bulunmadığından, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluştuğu gerekçesi ile karar davacı aleyhine bozulmuştur.
4. Çoğunluk görüşünün, aşağıda açıklanan gerekçe ve özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile isabetli olmadığı kanaatindeyim. Zira;
4.1. Usulü kazanılmış hak: Görülmekte olan bir davada taraflardan birinin ya da mahkemenin yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka usule ilişkin kazanılmış hak denilmektedir. Bozmaya uyulmakla bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur. Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur(04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Ne var ki; kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağı uygulanamaz. Yargıtay, kamu düzenine aykırı bir husustan dolayı hükmü temyiz edenin aleyhine (temyiz etmemiş olan tarafın lehine) olarak da bozabilir. Çünkü kamu düzenine ilişkin hususları hâkim (ve Yargıtay) kendiliğinden gözetme ile yükümlüdür (Bkz. Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 baskı, Cilt V., s.4727-4736). Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu’nun kararlarında da benimsenmiştir (HGK. 21.01.2004 gün ve 2004/1-46 E.-6 K.; 6.10.2004 gün ve 2004/ 1-433 E. – 483 K).
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nun 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 19 K.; 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulü kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6. b … 2001, s 4738 vd).
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.
4.2. Bir hakkın usulü kazanılmış hak oluşturması için bu hakkın doğması ve yargılama sırasında oluşması gerekir. Kısaca taraf bu durum ve olgu gerçekleştiği halde itiraz etmemiş olmalıdır. Nasıl doğmamış bir hak için vazgeçilmeyeceğine göre doğmayan bir hak da usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır.
4.2. İş kazası sonucu, tazminat oranının belirlenmesine esas malûliyet oranının tespiti, kısaca zararın tam olarak bilinmesi bir süreç alabilir. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış(veya tam olarak belirlenmemiş), zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysaki zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. O halde böyle bir süreç nedeni ile malûliyet oranı tam kesinleşmeden tazminata karar verilmesi halinde, bu tazminat miktarı zarar gören tarafından temyiz edilmese bile gelişen durum nedeni ile maluliyet oranı daha sonra tam olarak belirlenmiş ve farklı bir oran ise önceki tazminat miktarı karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
Gelişen durum kavramı salt zarar doğuran işlem ya da eylemin sonuçlarının gelişmesini ve bu nedenle zarar görenin bu konularda bilgi sahibi olabilmesinin zorunlu olarak bu gelişmenin tamamlanacağı ana kadar gecikmesini ifade eder (Hukuk Genel Kurulunun 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 E., 2002/874 K.; 10.06.2015 tarihli ve 2014/21-282 E., 2015/1548 K.; 01.03.2017 tarihli ve 2014/21-2372 E., 2017/379 K. sayılı kararları). Diğer taraftan, iş kazası nedeniyle maddi tazminat davalarında aktüerya bilirkişi raporlarında işçinin ücreti ile birlikte karar tarihine yakın son asgari ücrette dikkate alınır.
Kısaca gelişen durum devam ediyor ise önceki malûliyet oranı, iş kazasına uğrayan işçi yönünden bağlayıcı olmayacağı gibi bu malûliyet oranına göre verilen tazminat davası kesin hüküm de teşkil etmeyecektir. Zira dava konusu tazminatın miktarı, malûliyet oranı ve tazminata esas ücretin miktarının değişmesi ile artmaktadır. Dolayısı ile dava konusu değişmektedir. Bu durumda da karar davacı tarafından temyiz edilmemiş olsa bile bozmadan sonra maluliyet ve ücrete göre dava konusu miktar değişmiş ise önceki karardaki miktar usulü kazanılmış hak oluşturmaz.
4.3. Diğer taraftan maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden ek rapor alınması zorunludur.
4.4. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşmaz.
5. Somut uyuşmazlıkta bozmadan sonra asgari ücrette artışl meydana gelmesi nedeni ile karar tarihine en yakın bilinen ücret üzerinden hesaplama ile maddi tazminat bozma doğrultusundaki kusur oranına göre saptanmış ve davacı bunun üzerine ek dava ile fark tazminatı talep etmiştir. Bilinen ücret bozmadan sonra değişmiştir. Davacı taraf bozmadan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişmiştir. Bir taraf ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar onanmış olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra bilinen ücret değişmiştir. Değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma nedenine katılınmamıştır.