Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2020/4334 E. 2021/5444 K. 15.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4334
KARAR NO : 2021/5444
KARAR TARİHİ : 15.04.2021

Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
No : 2018/757-2019/2359

Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum avukatı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince verilen kararın davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili; davacıya Kurum tarafından … Öğretim İşletmeleri A.Ş.’nin borcundan dolayı 2016/109707, 109708, 109709, 109710, 109711, 109718, 109719, 109720, 109721, 109722, 109723 takip numaralı ödeme emirlerinin tebliğ edildiğini, davacının borçlu şirketin temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığını, yasal düzenlemelere göre kanuni temsilcinin sorumluluğu için borcun asıl borçlu şirket tüzel kişiliğinden tahsil olanağının kalmaması gerektiğini, borçlu şirketin gerekli şekilde takip edilmediğini, menkul ve gayrimenkullerinin maddi değer içeren haklarının paraya çevrilmediğini, alacağın kısmen veya tamamen tahsil edilemeyeceğine ilişkin kesin bir bulguya ulaşılamadığını, ayrıca borcun zamanaşımına uğradığını belirterek müvekkili aleyhine yapılan ödeme emirlerinin iptaline, tesis edilmiş varsa hacizlerinin terkinine bu ödemelerine dayanak amme alacaklarından davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II-CEVAP
Davalı Kurum vekili; davanın süresinde açılmadığını, davacının yönetim kurulu üyesi olduğunu, şirkete ait borçlarını ödemeyerek Kurumu zarara uğrattığını, 5510 sayılı Yasanın 88. maddesine göre davacının borçtan sorumlu olduğunu, zaman aşımı itirazlarının yasal dayanağı bulunmadığını, zaman aşımı süresinin 10 yıl olduğunu belirterek davanın reddini, %10 inkar tazminatının davacıdan tahsilini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince; “…davanın ödeme emrinin davacıya tebliği sonrası yasal sürede açıldığı, zaman aşımı itirazlarının yerinde olmadığı ancak davacının aleyhine yapılan takiplerin asıl borçlu şirket olan … Öğretim İşlemleri A.Ş.’nin borçlarına dayandığı, davacının bu şirketin yönetim kurulu üyesi olduğu, ancak bu şirkete 20/06/2016 tarihinde kayyum atandığı, takibe konu alacakların da bu tarihten sonra muaccel hale geldiği, dava konusu ödeme emirleri yönünden kusur ve sorumluluğunun olmadığı, bu takiplerdeki ödeme emirlerinin de davacı açısından iptalinin gerektiği,….” gerekçesine dayalı olarak; “davanın kabulüne dair” karar verilmiştir.
İSTİNAF BAŞVURUSU;
Davalı Kurum vekili; davacının zamanaşımı itirazının yasal dayanağının bulunmadığını, Kurum işleminin yerinde olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.
B-BAM KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince “…Ticaret sicil kayıtlarına göre … Öğretim İşletmeleri A.Ş’ye 20.06.2016 tarihinde yönetim organının tüm yetkilerini kullanmak ve yeni yeni yönetim kurulunu oluşturmak üzere kayyum atandığı, davacının bu tarihten sonra yetki ve görevinin sona erdiği, kayyum atandıktan sonra davacının sorumlu olmadığı, mahkeme kararının yerinde olduğu anlaşıldığından,..” davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı Kurum vekili; kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Davanın yasal dayanağı 6183 sayılı Yasanın 58. maddesidir; Davalı Kurum tarafından davaya konu ödeme emirleri ile dava dışı … Öğretim İşletmeleri A.Ş.’nin prim, damga vergisi, işsizlik sigortası primi olmak üzere 2016 yılı 5 ve 6. aylara ilişkin borcunun tahsili anılan şirkette Yönetim Kurulu Üyeliği ve sonrasında Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunan davacıdan talep edilmiş olup, dava ile bahse konu ödeme emirlerinin iptali talep edilmektedir.
Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu, 6183 sayılı Kanunun 35, mükerrer 35, mülga 506 sayılı Kanunun 80. ve 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinde düzenlenmiş olup, sigorta primlerinin tahakkuk ve ödenmesi gereken zamanda yürürlükte olan mevzuat uygulanır.
Anonim şirketlerde, yönetim kurulu üyelerinin Kuruma karşı prim borçlarından sorumluluğu hususunu 5510 sayılı Yasanın Yürürlüğe girmesinden önceki ve sonraki dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirmek gerekecektir.
01.10.2008 tarihinden önce tahakkuk eden prim borçları nedeniyle davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 80. maddesinde; “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar” hükmü öngörülmüştür. Anılan madde hükmüne göre, tüzel kişiliği haiz bir özel kuruluşta görev yapan bir kişinin primlerin ödenmesinden işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olabilmesi için, primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili, üst düzey yöneticisi olması zorunludur.
Türk Ticaret Kanunu’nun 317. maddesi uyarınca; bir anonim şirketin idare ve yönetimi aynı zamanda karar organı olarak, yetkili idare meclisince yerine getirilmektedir. Her iki hükmün birlikte değerlendirilmesi durumunda; anonim şirket yönünden primlerin ödenmesinde, sorumlu üst düzey yöneticiden söz edebilmek için bu kimsenin yönetim kurulunda başkan veya başkan yardımcısı gibi ünvan taşıması veya imza yetkisine sahip üye olması veya şirketin yönetiminde parasal konularda yetkili genel müdür, finansman veya muhasebe müdürü gibi üst düzeyde sorumluluk taşıyan görevli olması gerekir. Bunun dışında kalan ve şirketin idare veya mali işlerinde doğrudan söz sahibi veya yetkili olmayan, karar organında yer almayan kişilerin işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluluğu düşünülemez. Şirkette görevli bir kimsenin belli konularda imza sahibi olması da bu zorunluluğu ortadan kaldırmaz.
506 sayılı Kanun, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olup, 01.10.2008 tarihinden sonra tahakkuk eden prim borçları hakkında 5510 sayılı Kanunun 88. maddesi ile, “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur” şeklinde düzenlenme getirilmiştir. Yapılan bu düzenleme ile şirket yönetim kurulu üyelerinin primlerin ödenmesinden işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları açıkça belirtilmiştir.
Öte yandan, 506 sayılı Kanununun 80. maddesi primlerin zamanında ve düzenli olarak tahsilini sağlamaya yönelik olup, anılan maddenin 1. fıkrası hükmüne göre, işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur. 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder, hükmü yer almakta olup, önce prime esas kazançlara ilişkin Kurum Tebliği, ardından bu tebliği yürürlükten kaldıran İşveren Uygulama Tebliği, bu süreyi takip eden ayın sonu olarak belirlemiştir. Primlerin ödenmesi gereken son gün itibariyle de olsa, kişiler yukarıda açıklanan statüde oldukları dönemlerde ödenmesi gereken ve tahakkuk eden primlerden sorumlu tutulmalıdırlar.
Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde somut olayda, 14 Ocak 2016 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde daha evvel 23.12.2015 tarihinde tescil edilen ve 29.12.2015 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayınlanan Olağan Genel Kurul toplantısında Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen davacının Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görevlendirilmesine, davacı ile birlikte şirketin Yönetim Kurulu Başkanının, kararda belirtilen Yönetim Kurulu Üyesinin, Şirketin Genel Müdürünün ya da Muhasebe Müdürünün herhangi birisinin ya da davacı dışındaki herhangi ikisinin atacakları müşterek imzanın şirketi her konuda en geniş şekilde temsil ve ilzama yetkili kılınmasına karar verilmiştir. 22 Haziran 2016 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ise, Sulh Ceza Hâkimliği’nin 17.6.2016 tarihli kararı ile yönetim organının tüm yetkilerini kullanmak ve yeni yönetim kurulu oluşturmak üzere şirkete kayyım atanmasına karar verilmiş, 20.6.2016 tarihinde resen tescilin gerçekleştiği ilan olunmuştur. Takip konusu borcun 2016 yılı 5 ve 6. aylara ilişkin olması dikkate alındığında, her ne kadar davacı, 20.6.2016 tarihinden sonrasına ilişkin sorumlu olmasa da 2016/5. ayındaki borca ilişkin müteselsilen sorumlu olduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
Mahkemenin, bu maddi ve hukuki olguları gözetmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar vermiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, temyiz olunan … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi kararı kaldırılarak, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın kararı veren … 3. İş Mahkemesine, kararın bir örneğinin de … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.4.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.