YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5337
KARAR NO : 2021/13402
KARAR TARİHİ : 03.11.2021
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davacı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine,… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili dava dilekçesinde özet olarak; sigortalılardan Recep Buran’ın davalı işverende şoför olarak çalıştığını, 18/06/2012 tarihinde işverenin 07ABF 46 plakalı kamyonu ile … istikametinden Serik istikametine seyir halindeyken kamyonun frenlerinin tutmaması nedeniyle iş kazası geçirdiğini, kaza sonucu kurumlarınca kendisine 46.410,025-TL peşin sermaye değerli gelir, 76.894,85-TL tedavi masrafları, 2.774,78-TL geçici iş göremezlik ödeneği olmak üzere toplam 126.079,88-TL masraf yapıldığını, açıklanan nedenlerle davalarının kabulü ile, 46.410,25-TL peşin sermaye değerli gelir, 76.894,85-TL tedavi masrafları, 2.774,78-TL geçici iş göremezlik ödeneği olmak üzere toplam 126.079,88-TL nin şimdilik 31.519,97-TL’sinin peşin sermaye değerli gelir için gelir bağlama kararının onay tarihinden itibaren, geçici iş göremezlik ödeneği ve tedavi giderleri için ise sarf ve ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece yapılan yargılama sonunda “Dava konusu olay aynı zaman bir adli vakıa olması sebebiyle olayla ilgili savcılık tarafından soruşturma yürütüldüğü ve Serik Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 11/07/2012 tarih ve 2012/2543 Soruşturma No, 2012/1537 K. No ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, kararın kesinleştiği, sigortalı tarafından açılmış bir maddi manevi tazminat davasının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Celp edilen deliller neticesinde dosya kusur yönündne iş güvenliği uzmanlarından müteşekkil bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, 21/01/2020 tarihli heyet raporunda yapılan tespit ve belirlemelerin Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı’nın 17/11/2015 tarihli İnceleme Raporu’nda yapılan tespit ve değerlendirmelerle ile olaya ilişkin kolluk görevlileri tarafından tutulan kaza tespit tutanağı ile uyumlu olduğu, bu haliyle davalı işverenin iş kazasının meydana gelmesinde % 80 oranında kusurlu olduğu anlaşılmıştır.
Davacı tarafça rücu talebinde bulunurken 2.774,78 – TL geçici iş göremezlik ödemesinin 5510 sayılı yasanın 21/2 hükmü gereğince kusur oranına bakılmaksızın tamamının tahsilinin talep edildiği, söz konusu bu miktarın talep etilen toplam 31.519,97-TL’den mahsubu ile bakiye 28.745,19-TL’nin peşin sermaya değerli gelir ile tedavi masrafları için toplam miktar olduğu, davacının söz konusu bu miktarlar bakımından kurumca yapılan toplam 123.305,10-TL’nin %80’ine tekabül eden 98.644,08 -TL talep edebilecekken toplam miktarın %23,31 oranına tekabül eden miktarının tahsilini talep ettiği, bu nedenle 46.410,25-TL peşin sermaya değerli gelir miktarının %23,31’ine tekabül eden miktarın 10.818,22-TL olduğu, 76.894,85-TL tedavi masrafının %23,31’ine tekabül eden miktarın 17.924,18 -TL olduğu anlaşılmış ve taleple bağlılık ilkesi gereğince bu miktar üzerinden talebin kabulüne karar verilmesi gerektiği görülmüştür.
5510 sayılı yasanın 21/2 hükmü gereğince geçici iş göremezlik ödemelerinden kusur oranı düşülmesi mümkün olmadığından bu alacak yönünden de talebin kabulüne karar verilmiştir…” gerekçesine dayalı olarak, “davanın kabulü ile peşin sermaye değerinin, tedavi masrafı ve geçici iş göremezlik ödeneğinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İstinaf kanun yoluna başvuran davacı Kurum vekili; Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre Kurum sigortalısının kazanın meydana gelmesinde % 20 oranında kusurlu olduğu tespit edildiğini, ancak kazanın meydana gelmesinde sigortalıya kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığını bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak Kurum sigortalısının kusursuz olduğuna karar verilmesini ve davanın kabulüne karar verilmesini karar verilmesini talep etmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen hükmün hukuka ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince davacı taraf istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı Kurum vekili, işçiye iş sağlığı ve güvenliği eğitimi vermeyen ve gerekli iş güvenliği tedbirlerini almayan işverenin tam kusurlu olduğunu, sigortalının kusurunun bulunmadığını beyanla İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Dava, 18.06.2012 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremez durumuna giren sigortalıya bağlanan peşin değerli gelir, tedavi gideri ile geçici iş göremezlik ödemesi nedeniyle oluşan kurum zararının davalı işverenden tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı olay tarihinde yürürlükte olan 5510 sayılı Kanunun 21. ve 76. maddeleridir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 21.maddesinde ise, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile tazmin sorumlularının Kurum karşısındaki sorumluluğu bir tavanla sınırlandırılmış olup, bu sorumluluk “…sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı…” bulunmaktadır. Maddenin açık hükmü karşısında; ilk peşin sermaye değerli gelirin, Kurum yararına tazmini mümkün kısmının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.
Gerçek zarar hesabı tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler doğrultusunda yapılmalı, sigortalı sürekli iş göremezlik durumuna girmiş ise bedensel zarar hesabı, ölümü halinde destekten yoksun kalma tazminatı (Borçlar Kanununun 45–46, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 54–55. maddeleri) hesabı dikkate alınmalıdır.
Gerçek zarar hesaplanmasında ise; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları, destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları, eşin evlenme olasılığı, gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerekir. Anlaşılacağı üzere rücu alacağından sorumluk belirlenirken gelirlerin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerleri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutarın hükme esas alınması gerekir.
Gerçek zarar miktarı; işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşmaktadır. Sigortalı veya hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda Fransa’dan alınan 1931 tarihli “PMF” cetvelleri ile saptanmakta ise de; Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup, …’nın 2012/32 sayılı Genelgesiyle de ilk peşin sermaye değerlerinin hesabında anılan tablolarının uygulanmasına geçilmiştir. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH2010 tablosunun bakiye ömrün belirlenmesinde esas alınması gerekecektir.
İşçinin 60 yaşına kadar aktif dönemde günlük net geliri üzerinden, 60 yaşından sonra bakiye ömrü kadar pasif dönemde asgari ücret üzerinden, her yıl için ayrı ayrı hesaplama yapılacağı Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. İşçinin günlük net geliri tespit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanmakta, bilinmeyen dönemdeki kazancı ise; önceki uygulamalarda yıllık olarak %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulmakta idi. Tazminatların peşin olarak hesaplanması, buna karşılık gelirin taksit taksit elde edilmesi, bu nedenle peşin belirlenen tazminatın her taksitte ödenen kısmın bakiyesinden faiz geliri elde edileceğinden sermayeye ekleneceği nazara alınarak, tazminata esas gelire artırım ve iskonto uygulanmaktadır. Peşin sermayeden elde edilecek yarar reel faiz kadardır. Buna göre önceki uygulamalardaki gibi %10 artırım ve iskonto oranı yerine, enflasyon dışlanarak, değişen ekonomik koşullar ve reel faiz oranları nazara alınıp, Sosyal Güvenlik Kurumu ilk peşin sermaye değeri hesaplamalarına paralel olarak %5 oranının uygulanması hakkaniyete uygun olacaktır.
Eldeki davada ise, her ne kadar kesinleşen tazminat davasında alınan hesap raporu esas alınarak Kurum zararı belirlenmiş ise de, 5510 sayılı Yasanın 21. madde kapsamında sorumlular bakımından, gerçek zararın yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde belirlenmesi gereği ile yeniden Kurumun alacağı belirlenmelidir.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde yöntemince sigortalının gerçek zararı hesaplanmalı, bu miktar, gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile karşılaştırılıp davalının kusur oranına göre sorumluluğu belirlendikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.11.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.