YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/10438
KARAR NO : 2012/13447
KARAR TARİHİ : 06.06.2012
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Müdafi atandığından haberi olmayan hükümlü …’in, daha önceden kendisine yapılan tebligat parçasından ceza infaz kurumunda olduğunun anlaşılması karşısında, gerekçeli kararın Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre hükümlüye tebliğinin geçersiz olduğu, hükümlünün ceza infaz kurumu aracılığıyla göndermiş olduğu 28.07.2008 tarihli temyiz dilekçesinin süresinde olduğu kabul edilerek ve daha önce kurulan 08.04.2005 gün ve 2002/433E-2003/216 sayılı hükmün aynı dosyada sanık … tarafından yasal süresi içerisinde temyizi üzerine, Yargıtay …. Ceza Dairesi’nin 27.06.2005 günlü kararı ile, 5237 sayılı Yasa hükümleri uyarınca değerlendirme yapılması için diğer yönleri incelenmeden hükmün bozulmasına karar verildiği, hükmün bozulmasından hükmü temyiz etmeyen hükümlünün yararlanma olanağı bulunmadığı ancak; mahkemece re’sen yargılama sürecine dahil edilen ve 5237 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi üzerine yeniden yürütülen yargılamanın hükümlü … açısından uyarlama yargılaması olduğu kabul edilerek ve diğer sanık … tarafından kararın temyiz edilmemesi nedeniyle ek tebliğnamedeki red ve iade isteyen düşünce benimsenmemiş, yine 05.12.2005 tarihli baro görevlendirmesiyle hükümlü müdafiliğine atanan Avukatın ilk celseye hükümlü müdafii olarak katıldığı, daha sonraki karar celsesine katılamaması nedeniyle tek celseliğine diğer sanık müdafiinin hükümlü müdafii olarak görevlendirilmesi ile yokluğunda verilen gerekçeli kararın daha önce görevlendirilen hükümlü müdafiine tebliği üzerine, yasal sürede hükümlü lehine temyiz talebinde bulunması karşısında, temyiz talebinin süresinde olduğu kabul edilerek tebliğnamedeki süreden red isteyen düşünce benimsenmemiştir.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun hükümlü tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- 5237 sayılı TCK’nın 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCK.nun 493/1. maddesindeki suçun öğelerinin farklı olduğu, somut olaya göre, hükümlünün eyleminin, 5237 sayılı Yasanın 142/1-b, 143 maddelerindeki gece vakti hırsızlık suçunun yanı sıra aynı Yasanın 151/1 maddesindeki mala zarar verme suçunu da oluşturduğu, suç tarihi itibarıyle mala zarar verme suçunun şikayete bağlı ve uzlaşma kapsamında olması nedeniyle uzlaşma imkanı sağlandıktan sonra, hükümlünün eylemine uyan 765 sayılı TCK.’nın 493/1, 522 maddeleriyle, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.’nın aynı suça uyan 142/1-b, 143, 53; 151/1 maddelerinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın türü, alt ve üst sınırları bakımından anılan Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri ışığında uygulama yapılıp sonucuna göre lehe olan yasanın belirlenmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
2- Hırsızlık eyleminin gece vakti işlendiğinin anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 143. maddesiyle arttırım yapılması gerektiğinin düşünülmemesi,
3- Suça konu çalınan oto teybinin tespit edilen değerinin az olmamasına ve öngördüğü koşullar gerçekleşmemesine karşın, TCK’nın 145/1. maddesi uyarınca hükümlünün cezasından indirim yapılması,
4-Özgürlüğü bağlayıcı ceza ile mahkumiyetine karar verilen hükümlünün 5237 sayılı TCK’nın 53/1 maddesinde sayılan haklardan hangilerini, ne kadar süreyle kullanmaktan yoksun bırakıldığının karar yerinde belirtilmemesi,
5-Yargılama giderlerinin her bir sanığın sebep olduğu tutar kadar ayrı ayrı yükletilmesi gerektiği gözetilmeden, 5271 sayılı CMK’nın 326/2. maddesine aykırı olarak “müteselsilen” alınmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, hükümlü … ve müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, infaz aşamasındaki lehe uygulamaların kazanılmış hak teşkil etmeyeceğinin gözetilmesine, 06.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.