Görüntülediğiniz mahkeme kararı kesinleşmiş bir karardır.
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2018/24
KARAR NO : 2019/21
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
(DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TARİHİ : 11/09/2017
NUMARASI : 2014/981 Esas 2017/259 Karar
DAVA : İtirazın İptali(Taşıma Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/01/2019
Davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.
DAVA:Davacı vekili, müvekkili ile dava dışı … Ltd. Şti. arasında Nakliyat Emtia Abonman Sigorta Poliçesi akdedildiğini, sigortalının Nijerya’da yerleşik bir firmaya satmış olduğu statik regülatör ve yedek parçaları emtiasının taşıma işinin davalı tarafından gerçekleştirildiğini, emtianın davalı sorumluluğunda 23/05/2013 tarihinde konteyner içerisinde gemiye yüklendiğini ve İstanbul Ambarlı limanından Nijerya’ya yola çıktığını, ancak 26/06/2013 tarihinde alıcıya ulaşan emtianın yapılan kontrolünde iki adet regülatörün hasarlı olduğunun tespit edildiğini ve sigortalıya hasar resimleri gönderilerek onarım bedeli olarak 7.500-usd talep edildiğini, sigortalı tarafından da durumun müvekkiline bildirildiğini, eksper raporu uyarınca tespit edilen 7.500-usd karşılığı 13.695-TL hasar tazminatının sigortalıya ödendiğini ve sigortalının haklarına yasal ve akdi halef olunduğunu, ödenen tutarın tazmini talebiyle başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu, davalının hasar bedelinden sorumlu olduğunu, zira taşıma esnasında emtianın ara liman olan Antwerp limanında konişmentoda kayıtlı olan konteynerden boşaltılarak başka bir konteynere aktarıldığını,ekspertiz incelemesi sonucu hasar sebebinin ezilme, kırılma, bağlantı kısımlarından kopma, deforme olma şeklinde tespit edildiğini, dolayısıyla TTK’nun 1150. ve 1178.maddeleri uyarınca hasardan sorumlu olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :Davalı vekili, TTK’nun 1262/son maddesi uyarınca davanın zamanaşımına uğradığını, emtianın İstanbul Ambarlı limanından Nijerya’ya yola çıktığı yönündeki iddianın doğru olmadığını, zira konişmentoda “shipped on board” kaydı bulunduğunu, taşımanın bir parsiyel taşıma olduğunu, kaptan emtiayı ve/veya ambalajını dış görünüşü itibariyle kontrol ederken, konteyner taşımacısının sadece konteyneri dış görünüşü itibariyle kontrol ettiğini, bu nedenle konişmentoya “clean on board” yerine “shipped on board” kaydının konulduğunu, yine konişmentoda bulunan “LCL “ kaydının konteyner yükünden daha az yük olması anlamına gelmekle parça eşya-yük taşındığına ilişkin olduğunu, faturada ve konişmentoda belirtildiği üzere boşaltma limanının AntWerp limanı olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun emtiayı Antwerp limanına götürmek olduğunu, ayrıca nakliyecinin de imzasını içeren hasar tutanağının mevcut olmadığını, yasal sürede bir hasar ihbarı yapılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın TTK ‘nun 1188/1.maddesi uyarınca hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, öte yandan satışın CIF teslim şartlı olarak yapılmış olması nedeniyle davacının menfaati bulunmayan sigortalıya ödemede bulunduğu , aktif husumet ehliyetinin varlığı kabul edilse dahi TTK ‘nun 1185.maddesinde belirtilen usulüne uygun olarak yapılan bir ihbarın ve tutanağın bulunmadığı, bu durumda zararın taşıyanın mesul olmayacağı bir sebepten ileri geldiğinin kabul edileceği, bu karinenin aksinin ispat olunabileceği, davalının lehine oluşan karinenin aksinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde özetle;
1-Mahkeme tarafından yeni bilirkişi heyeti için takdir edilen ücretin çok yüksek olduğunu, bu ücretin yasal sınıra çekilmesi taleplerinin reddedildiğini, bilirkişi raporundaki deniz hukukuna ilişkin aykırılıkların görmezden gelindiğini, rapora itiraz dilekçelerinin haksız olarak ilgisiz bulunduğunu, bilirkişi raporunun olayı aydınlatamayacağı mahkemece de kabul edilmişken yeni rapor alınması yönündeki ara karardan dönülmeden, son celsede kendilerinin bulunmadığı duruşmada son sözleri sorulmaksızın davanın reddine karar verilerek savunma haklarının kısıtlandığını,
2-02.12.2015 tarihli rapora itiraz dilekçelerinin “ilgisiz evrak” olarak kabul edilmesinin HMK’nun 32/2 maddesinin, AİHS nin 10.maddesi ile koruma altında bulunan “ifade özgürlüğü”, Anayasa’nın 26.maddesi ile koruma altında bulunan “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”ne aykırı olduğunu, somut olayda söz konusu dilekçede bilirkişilerin somut olayda mevcut olmayan, davalı tarafça dile getirilmeyen bir CIF satış gerekçesi ile davanın haksız olduğunu bildirdiklerini, bilirkişilerin CIF Satış ve CIF Teslim arasındaki farkı bilmediklerinin tespit edildiğini, davanın yanlış açıldığı yönündeki raporun eleştirildiğini, bu dilekçenin ilgisiz evrak olarak kabul edilmesinin AİHS 10-b.2’ye açıkça aykırı olduğunu, ilgisiz evrak olarak kabul edilen dilekçenin iade de edilmediğini, Anayasaya aykırılık iddiaları ve iptal talepleri dikkate alınarak Anayasa Mahkemesinin vereceği karara kadar davanın geri bırakılması taleplerinin reddedildiğini, bu şekilde savunma haklarının kısıtlandığını,
3-Mahkeme gerekçesinde TTK’nun 1150.maddesi şartlarının oluşmadığının belirtildiğini, zararın istifleme kusuru nedeniyle meydana geldiği hususunun ilk kez raporda ileri sürüldüğünü, mahkemenin de bu raporu yetereli görmeyerek yeni heyetten rapor alınmasına karar verdiğini, ekspertiz raporunda hasarın Antwerp limanında meydana geldiğinin belirtildiğini, konişmentoda taşıma yapılacak olan konteyner açıkça belirtilmiş olup taşıtanın izni olmaksızın ara limanda emtianın başka konteynere aktarıldığını, konişmentoda belirtilen konteynerin hasarlı olduğuna ilişkin ihtirazi kayıt bulunmadığı gibi, emtianın başka bir kontenyere yükleneceğinin de belirtilmediğini, boşaltma limanın Antwerp değil Lagos olduğunu, ancak davalının hasarsız aldığı emtiayı hasarlı olarak teslim ettiğini,
4-Konişmetodaki LCL kaydının taşıyanın konteyneri dilediği gibi taşıyabileceği, aktarma yapabileceği anlamına gelmediği, TTK’nun 1150.maddesi uyarınca aktarma için sigorta ettirenin muvafakati alınmadığından davalının 1150 ve 1178 maddeleri uyarınca sorumlu olduğunu,
5- Varma yerinde inceleme ve bildirim yapılmamış ve hasar tespit tutanağı düzenlenmemiş olsa dahi bu yönde bildirim ve tespite gerek olmadığını, bu tespitin yapılmamış olmasının davalının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, sadece ispat külfetinin yer değiştirdiğini, emtianın hasarlı olduğunun fotoğraflarla ispat olunduğunu, ayrıca hasarın Antwerp limanında iken davalı tarafından bildirilmiş olmasının zaten tutanak mahiyetinde olduğunu, bu tutanağın mahkemece dikkate alınmadığını belirterek kararın kaldırılmasına davanın kabulune karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: Dava, Nakliyat Emtia Sigorta Poliçesi uyarınca ödenen hasar bedelinin rücuen tazmini amacıyla başlatılan icra takibine vâki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı sigorta şirketi, dava dışı sigortalı satıcı … Ltd. Şti.’nin yurt dışına ihraç ettiği emtiayı taşıma rizikolarına karşı güvence altına almış, taşıma sırasında sigortalı emtianın hasar görmesi üzerine hasara uğrayan emtia ile ilgili olarak sigortalısına ödenen bedelin davalı taşıyandan rücuen tahsilini istemiştir.
Aktif husumet(taraf sıfatı) taraflarca ileri sürülmese de mahkemece re’sen gözönünde bulundurulması gerekir. Dolayısıyla öncelikle davacı sigortacının geçerli bir sigorta sözleşmesine dayanarak ve hukuken ödemesi gereken bir tazminatı ödeyip ödemediği ve diğer şartlar da gözönünde bulundurularak sigortacının kanuni halefiyetinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti gerekir.
Somut olayda, Gümrük Beyannamesinde satış şekli “CIF Satış” olarak belirlenmiştir. Her ne kadar proforma faturada satış şekli FOB Satış olarak belirtilmiş ise de davacı tarafça satışa konu esas fatura sunulmadığı gibi, satış şeklinin ne olduğu da açıkça belirtilmemiştir. Bu durumda Gümrük Beyannamesindeki beyana itibar edilmesi ve satışın taraflarca “CIF satış” diğer bir ifadeyle “CIF teslim” olarak belirlendiğinin kabulü gerekmiştir.
CIF satışta malların gemiye yüklenmesi, malların satıcı tarafından alıcı hesabına sigortalanması, satış bedelinin mal bedeli yanında sigorta ücreti ve navlunu da kapsaması gerekir. Malların geminin küpeştesini aştığı andan itibaren yarar ve hasar alıcıya aittir, bu aşamadan sonra satıcının mal üzerinde sigortalanabilir bir menfaati kalmamaktadır. Bu nedenle CIF satış sözleşmesi gereğince satıcının yaptırmakla yükümlü olduğu sigorta esas itibariyle alıcının menfaatini korumayı amaçlamaktadır.Satıcının bu aşamadan sonra sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklanan bir sorumluluğu olmadığından alıcıya karşı bizzat sigortacı vazifesi de göremeyecektir. Alıcı bu durumda dahi satış konusu malların bedelini satıcıya ödemekle yükümlüdür.
Somut olayda, hasar alıcının sorumluluğunda olduğu bir aşamada meydana geldiğine göre sigortalı satıcının teminat altına alınabilecek bir menfaati söz konusu değildir. Bu durumda satıcının kendi hesabına yaptırdığı sigorta CIF satış sözleşmesi gereği yapılmış bir sigorta olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacı sigorta tarafında satıcıya yapılan ödeme geçerli bir sigorta sözleşmesine dayanılarak yapılan bir sigorta tazminatı ödemesi değildir.
Öte yandan Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre karşı tarafça satışın CIF satış şeklinde yapılmadığının ve mal bedelinin satıcı tarafından alınmadığının ileri sürülmesi halinde bu hususun tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekli ise de, somut olayda davacı tarafça mal bedelinin satıcı tarafından alınmadığı yönünde bir iddia ileri sürülmediği gibi proforma faturada da ödeme şekli %50 peşin, %50 exwork yani teslim öncesi olarak belirlendiğinden bu yönde bir araştırma gerekli görülmemiştir.
Bu durumda davacının sigorta sözleşmesine dayalı halefiyet hakkının dolayısıyla aktif husumetinin(taraf sıfatının) bulunmadığı, sigortalı satıcının sigortalanabilir bir menfaati bulunmadığından davacının alacağın temliki suretiyle dahi taraf sıfatını kazanamayacağı aktif husumet ehliyetinin bulunmaması taraflarca ileri sürülmesede re’sen incelenerek bir karar verilmesi gerekmektedir.İlk derece mahkemesinin hem davacının aktif husumetinin bulunmadığı tespitini içeren hem de işin esasına girilerek davanın sübuta ermediği yönünde tespit içeren gerekçesi yerinde görülmemiş ise de, bu eksikliğin giderilmesi için yeniden yargılama yapılması gerekli görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK 353(1)b-2 gereğince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın aktif husumet yokluğundan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle:
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE; İstanbul 17.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 11/09/2017 Tarih 2014/981 Esas 2017/259 Karar sayılı hükmün HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA;
“Davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,”
İlk Derece Yargılamasına ilişkin olarak ;
“Alınması gereken 44,40-TL harcın, toplam 233,90- TL harçtan mahsubu ile 189,50- TL fazla harcın talep halinde davacıya iadesine,
Davacı tarafından aşamalarda yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
Davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davalı vekili için AAÜT uyarınca takdir olunan 1.980-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,
Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine”
İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan 31,40- TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, istinaf başvuru harcı olarak yatırılan 85,70- TL’nin hazineye irad kaydına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile HMK’nun 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere karar verildi. 10/01/2019