YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/8787
KARAR NO : 2021/12798
KARAR TARİHİ : 09.11.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca uğranılan zararın tazmini davasının reddine dair verilen yukarıda tarih ve numaraları yazılı hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince verilen dilekçelerle istenilmiş; davacılar vekili de temyiz dilekçesinde duruşma isteminde bulunmuş olmakla, duruşma için belirlenen 09/11/2021 günü temyiz eden taraf vekillerinin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, sözlü açıklamaları da dinlendikten ve dosyadaki kağıtlar okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
– K A R A R –
Dava ve birleştirilen ek dava, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak bozma ile kesinleştiğinden asıl dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına, birleştirilen ek dava yönünden davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre yapılan incelemede;
Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen ilk kararın davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22/12/2009 gün ve 2009/9795 E. – 13638 K. sayılı kararı ile bozulmuştur.
Bozma kararında özetle “…Davacıların miras bırakanı bakımından kesin hüküm bulunduğu belirlenmek suretiyle tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, ancak davacılar yararına makul bir tazminata hükmedilmesi gerektiği…” belirtilmiştir. Bozma sonrasında davacılar dava dilekçesini nisbi harcı yatırılmak suretiyle, bilirkişi kurulunca dava tarihine göre belirlenen 9.892.613,79 TL üzerinden ıslah ederek tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece; bozma sonrası ıslah olmayacağı gerekçesiyle dava dilekçesinde belirtilen 10.500TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş, hükmün davacılar ve davalı Hazine vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 27/03/2012 gün ve 2011/13897-2012/3483 sayılı kararı ile bozulmuştur. Uyulan bozma kararında özetle “…Mahkemece, bozma kararına uyulmak suretiyle davacılar yararına tazminata hükmedilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik bulunmadığı, ne var ki; davanın tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğiyle açıldığı, dava dilekçesinde 10.500.00.-TL’nin dava değeri olarak gösterildiği, mahkemece de bu rakam üzerinden tazminata hükmedilmiş ise de; davanın kademeli olması sebebiyle dilekçede gösterilen değerin tapu iptal ve tescil isteğine münhasır bulunduğu, mahkemece, iptal- tescil isteğinin reddine dair karar Dairece benimsenerek tazminat isteği bakımından keyfiyetin değerlendirilmesi öngörüldüğüne göre; ıslah yoluna gerek bulunmaksızın tazminat isteğinin kendiliğinden gözetilmesi gerekeceği, keşfen belirlenen değer üzerinden harç ikmal edilmekle beraber mahkemece, değer tespiti bakımından yapılan araştırma, inceleme ve uygulamanın hükme elverişli nitelikte olmadığı,mülkiyetin kaybedildiği tarih itibariyle taşınmazın nitelik ve değerinin saptanması ….” gerektiği belirtilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra, davanın kısmen kabulüne;
… Belediye Başkanlığı aleyhindeki davanın husumet yönünden reddine,
4.679.493,66 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiş, hükmün davacılar ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 20 Hukuk Dairesinin 20.12.2016 gün 2016/7004E-2016/12383K sayılı ilâmıyla düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, süresi içinde davacılar vekili ve davalılardan Hazine vekili tarafından kararın düzeltilme isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesin 15.06.2017 gün ve 2017/5738 E. 2017/5454 K. sayılı ilamı ile özetle; “Bozmadan sonra ıslahın olanaklı olduğuna dair açık ya da örtülü bir hüküm de yasada yer almamaktadır. Dolayısıyla bozmadan sonra ıslah olmayacağından koşullarının varlığı halinde ancak ek dava açılabilir. Her ne kadar yerel mahkemece Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 27/03/2012 gün ve 2011/13897-2012/3483 sayılı kararına uyularak hüküm kurulmuş ise de yukarıda açıklanan hususlar, 04.02.1948 tarih ve 10/3 sayılı ve 06.05.2016 gün 2015/1E-2016/1K sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları karşısında 1. Hukuk Dairesinin bozma kararı maddi yanılgıya dayalı olup davacılar yararına usuli kazanılmış hak oluşturmaz.Hal böyle olunca, bozma kararından sonra ileri sürülen ıslah isteğinin reddedilmesi ve dava dilekçesindeki istekle bağlı kalınarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi gerekcesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararı üzerine yapılan inceleme sonucunda asıl dava yönünden davalı … Belediye Başkanlığı yönünden davanın reddine, 10.500,00 TL tazminatın davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine ve bu aşamada açılarak işbu dava ile birleştirilen ek davanın istem gibi 4.668.993,61 TL olarak kabulüne karar verilmiş; işbu kararın davacılar ve davalı Hazine vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince14.03.2019 gün ve 2018/4322 E. 2019/1770 K. sayılı kararı ile özetle; asıl dava yönünden, arazi niteliğindeki taşınmaza net gelir metoduna göre değer biçilmesi doğru görülerek hüküm onanmış, birleştirilen dava yönünden ise; “davacılar, tapusu iptal edilen taşınmazlarının değerini talep etmiştir. Davacıların dava açıldığı tarihte taşınmazının değerini belirlemesi objektif olarak mümkün olduğundan davanın belirsiz alacak davası olarak kabulü mümkün değildir. Birleşen dava tarihi itibarıyla zamanaşımı gerçekleştiğinden birleşen davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması gerekcesiyle hüküm bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak asıl davanın bozma ile kesinleşmiş olması nedeniyle karar verilmesine yerolmadığına, birleştirilen ek davanın ise reddine karar verilmiş, işbu hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava konusu kök 45 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davacılar murisi adına kayıtlı iken … Köyü tüzel kişiliği tarafından açılan dava sonucunda … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1977/526 Esas, 1986/697 Karar sayılı 21.10.1988 kesinleşme tarihli kararı ile köy merası olarak tespitine karar verildiği ve ilgili tapu müdürlüğünce de kamu orta malları siciline tescil edilerek tapu sayfasının kapatıldığı anlaşılmış olup, dava tarihi 26.02.2009 olup yukarıda belirtilen mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıllık genel zamanaşımı süresi sona ermiş ise de; Türk Medeni Kanununun 1007. maddesine ilişkin davalarda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18/11/2009 tarihli 2009/4-383 E-2009/517 K sayılı kararı da nazara alındığında; 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolduğu hallerde 18.11.2009 tarihinden itibaren dairemizce makul süre içerisinde dava açılması halinde dava zamanaşımının dolmayacağı değerlendirildiğinden, asıl davanın açılış tarihi gözetildiğinde davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla davalı idare vekilinin tüm, davacılar vekilinin ise sair temyiz itirazları yerinde değildir. Şöyle ki;
Mahkemenin ikinci kararı öncesinde bilirkişi kurulunca dava tarihine göre belirlenen bedel olan 9.892.613,79 TL üzerinden nisbi harcı yatırılmak suretiyle dava ıslah edilmiş olup, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 15.06.2017 tarih 2017/5738 E. 2017/5454 K. sayılı ilamında yukarıda belirtildiği gibi ıslah ile ilgili olarak bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı ve ancak koşulları varsa ek dava açılabileceği gerekcesiyle ıslah isteğinin ret edilmesi ve dava dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak hüküm kurulması gerekcesiyle mahkemenin üçüncü kararı bozulmuş ve mahkemenin dördüncü kararının da asıl dava yönünden onanarak, ek davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığından dolayı reddine karar verilmesi gerekcesiyle bozulması üzerine, mahkemece bozma ile kesinleştiğinden asıl dava yönünden karar verilmesine yerolmadığına dair hüküm kurularak, ek dava yönünden bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiş ise de, 28.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nun 177/2. maddesi ile Yargıtay’ın bozma kararından sonra tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde, tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceğine dair açık düzenleme yapıldığı ve bu itibarla bozmadan sonra ıslah yapılabileceği anlaşıldığından, değerlendirme tarihi olan 21.10.1988 tarihine göre arazi niteliğindeki taşınmaza net gelir metoduna göre 3,42 TL/m2 birim bedeli üzerinden 4.679.493,66 TL değer biçen 10.08.2015 havale tarihli bilirkişi kurulu raporu esas alınmak suretiyle ıslah da gözetilerek asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Doğru görülmemiştir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenle HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, davalı Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmamasına, davacılardan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, temyiz eden davacılar yararına yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 3.050,00-TL. vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, 09/11/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.