YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/20623
KARAR NO : 2021/14460
KARAR TARİHİ : 28.09.2021
… Ağır Ceza Mahkemesinin 10/09/2019 gün ve 2019/207 E. 2019/270 K. sayılı dosyası ile sanıklar …, … ve … hakkında yağma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün sanıklar müdafileri tarafından temyizi üzerine Dairemizce verilen 22/06/2021 gün ve 2020/2923 Esas, 2021/12043 Karar sayılı bozma ilamına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 02/07/2021 tarih ve 6-2019/101562 sayılı yazısı ile özetle; “İtiraza konu uyuşmazlık sanık …’un temyiz isteminin süresinde olup olmadığı ve anılan sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı ile buna bağlı olarak diğer sanıklar hakkında esastan inceleme yapılması gerekip gerekmediğine ilişkindir.
1) İtiraza konu olayla ilgili olarak dosya üzerinde yapılan incelemede; sanıklar …, … ve … hakkında yağma suçundan dolayı daha önce kurulan mahkumiyet hükümlerinin bozulmasından sonra yeniden yapılan yargılama sırasında her üç sanık müdafiinin huzurda bulunduğu 10/09/2019 tarihli celsede mahkumiyete dair hüküm tefhim edilerek karar verilmiş ve tefhim edilen kararda da, “Katılan … ve vekili Av. …, sanık … müdafii Av. …, sanık … müdafii Av. …, sanık … müdafii Av. … geldi. Sanık …’nın yüzlerine karşı, iddia makamının mütalaasına uygun olarak verilen kararın hazır olanlar yönünden tefhimden, hazır bulunmayanlar yönünden tebliğden itibaren 7 gün içerisinde mahkememize verilecek veya başka yer Ağır Ceza Mahkemesi’ne (bulunmadığı takdirde Asliye Ceza Mahkemesi’ne) verilerek mahkememize gönderilecek bir dilekçe ile veya aynı yerlere başvurularak tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle, Yargıtay’a temyiz ile yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.” açıklaması yapılarak temyiz süresi ve yasa yolu ile başvuru şekli ve süresi usul ve yasaya uygun olarak anlatılmıştır. Kararı sanıklardan … ve … müdafiileri yasal süresi içinde temyiz etmiş, ancak, sanık … müdafii tefhim edilen hükmü temyiz etmemiş, sanığa 23/09/2019 tarihinde bulunduğu ceza infaz kurumunda tebligat yapılmış ve 24/09/2019 tarihinde de sanık tarafından karar temyiz edilmiş, Yüksek Daire de temyizi yasal süresinde saymak suretiyle usul yönünden hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Bilindiği gibi, 7035 sayılı Kanun ile CMK’nun 291. maddesinde değişiklik yapılarak 05/08/2017 tarihinden sonra verilen kararlar yönünden temyiz süresi 15 güne çıkarılmış ise de, 26/09/2014 tarihli ve 5235 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca “Resmi gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağına” dair hüküm ve 1412 sayılı CMUK’nun 310 maddesindeki “temyiz süresinin bir hafta olduğuna” dair hüküm gözetildiğinde, sanık müdafii tarafından 7 günlük süre içinde temyiz edilmeyen hükme yönelik daha sonra 14. günde sanık tarafından yapılan temyiz itirazının reddine karar verilmesi yasal zorunluluktur. Zira, inceleme konusu dosya daha önce temyiz denetiminden geçmiştir ve dolayısıyla tekrar temyiz edildiğinde 1412 sayılı CMUK’na göre inceleme yapılacağından, temyiz süresinin 15 güne çıkarılmasına dair yasal değişikliğe tabi değildir. Ayrıca, tefhim edilen kararda sanık müdafiinin temyiz süresinde, başvuru yeri ve şekli konusunda yanıltılması da söz konusu değildir.
2) Yine dosya üzerinde yapılan incelemede, sanığın 03/09/2019 tarihli duruşmada sanıklardan …’un vareste talebinde bulunduğu ve mahkemece sanığın duruşmalardan vareste tutulmasına karar verildiği görülmüştür.
Bilindiği gibi, 5271 sayılı CMK’nun 193. maddesi uyarınca, Kanunun ayrık tuttuğu haller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı, yine aynı Kanunun 196. maddesi uyarınca mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hallerde müdafii isterse mahkemenin sanığı duruşmadan hazır bulunmaktan bağışık tutulabileceğine ilişkin düzenlemeler karşısında;
Yağma suçundan yargılanan sanığın yargılama sırasında başka bir suç nedeniyle farklı yer cezaevinde hükümlü bulunduğu ve duruşmalardan bağışık tutulması konusunda talebinin olduğu gibi, bu hususta da bir karar verildiği, ayrıca yoklukta duruşma yapılmasına ilişkin CMK’nun 195. maddesinin uygulanma koşullarının da bulunmaması karşısında, 10/09/2019 tarihli son duruşma oturumunda hazır bulundurulmamasının, savunma hakkının kısıtlanması kapsamında değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, Yüksek Dairenizin 22/06/2021 gün ve 2020/2923 Esas, 2021/12043 Karar sayılı ilamına karşı, sanıklar …, … ve … aleyhine itiraz yoluna gitme zorunluluğu doğmuştur” denilmek suretiyle itiraz kanun yoluna başvurulması üzerine, dosya Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
TÜRK MİLLETİ ADINA
5271 sayılı CMK’nın 6352 sayılı Yasanın 99. maddesi ile değişik 308. maddesi gereğince yapılan incelemede;
Sanık …’un 03/09/2019 tarihli duruşmada duruşmalardan vareste tutulma talebinde bulunduğu ve mahkemece duruşmalardan vareste tutulmasına karar verildiği görülmekle,
1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İTİRAZININ KABULÜNE,
2-) Dairemizin 22/06/2021 gün ve 2020/2923 Esas, 2021/12043 Karar sayılı, bozma ilamının KALDIRILMASINA,
Her ne kadar 6723 sayılı Kanun ile değişik 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden önce ilk derece mahkemelerinden verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’un 305 ile 326. maddelerindeki temyiz hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan Kanunun 310. maddesi uyarınca bir haftalık temyiz süresinin geçerli olduğu anlaşılmakta ise de, 05.08.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanunun 21. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 291. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen ve bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı yedi (7) gün olarak öngörülen temyiz süresinin on beş (15) gün olarak değiştirildiği, 5271 sayılı CMK’ya eklenen geçici 1. madde hükmüne göre de, 05.08.2017 ve sonrasında verilen (ilk derece ve istinaf ayırımı yapılmaksızın bütün) kararlar hakkında yeni temyiz sürelerinin uygulanması gerektiğinin belirtildiği, ceza muhakemesinde “Derhal Yürürlük İlkesi” nin geçerli olduğu, bu ilke uyarınca değişiklik aleyhe olsa bile yürürlüğe girdiği günden itibaren bütün vakıalarda uygulanması gerektiği, kaldı ki değişikliğin sanık lehine bir değişiklik olduğu, esasen yürürlükten kaldırılmakla birlikte 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi dolayısıyla bir kısım kararlar yönünden yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 310. maddesi hükmünün bu değişiklikler karşısında “Zımnen ilga” edildiğinin kabul edilmesi gerektiği düşüncelerinden hareketle temyiz süresinin on beş (15) gün olduğunun belirlendiği,
Nihayet, tereddütleri ortadan kaldırmak amacıyla 7035 sayılı Kanunla eklenen geçici birinci maddesiyle; 5271 sayılı CMK’nın 291. maddesinde yapılan değişiklikler “bu Kanunun (7035) yürürlüğe girdiği tarihte ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanır” denilmek suretiyle doğrudan ya da istinaf sonrası ayrımı yapmaksızın bütün kararların yeni temyiz süresine, yani on beş (15) günlük temyiz süresine tabi olduğunun açıkça vurgulanması sebebiyle, tebliğnamedeki sanık … yönünden red istemli görüşe iştirak edilmeyerek yapılan incelemede;
Müştekinin bozma öncesi beyanlarında ısrarla kasasının anahtarı, nüfus cüzdanı ve 60 TL parasının iade edilmediğini söylediği, bozma kararından sonra 60 TL paranın müşteki hesabına yatırıldığına dair makbuz ibraz edilmesi üzerine zararın giderildiğinden bahisle koşulları oluşmadığı halde TCK’nın 168 maddesiyle uygulama yapılmak suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimler kurulunun takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanıkların neden oldukları yargılama giderinden ayrı ayrı sorumlu tutulmaları gerekirken 5271 sayılı CMK’nin 326/2. maddesine aykırı olarak “Eşit olarak tahsiline” şeklinde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …, sanık … ve müdafi ile sanık … müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hükmün yargılama gideri kısmından ‘eşit olarak tahsiline” ilişkin ibare çıkarılarak “sanıkların sebebiyet verdikleri yargılama giderlerinden ayrı ayrı; ortak yargılama giderlerinden de eşit olarak sorumlu tutulmalarına” tümcesinin eklenmesi suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 28/09/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.