YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/16268
KARAR NO : 2021/6959
KARAR TARİHİ : 18.10.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki muvazaa davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R –
Mahkemece hükmüne uyulan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 18/10/2016 tarih, 2014/17449 Esas ve 2016/9073 Karar sayılı bozma ilamında; “Somut olayda mahkemece dava İİK’nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali davası olarak nitelendirilmiş ise de mahkemenin bu nitelendirmesine katılma olanağı bulunmadığından taraf delilleri toplanarak delillerin TBK’nun 19 maddesi gereğince değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre; davalı … tarafından davaya konu taşınmazda bulunan hissenin davalı …’e satışının yapıldığı tarihte henüz davacının bahse konu ettiği tazminat davasının açılmadığı anlaşıldığından, taşınmazdaki hisse satım tarihinde henüz davacının davalı …’ten bir alacağının doğmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava; TBK’nun 19.maddesi gereğince muvazaa hukusal nedenine dayalı iptal istemine ilişkindir.
Bu tür davalarda, davalı olarak borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan kişiler arasında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Buna göre davalı olarak borçlu ile birlikte lehine tasarrufta bulunulan üçüncü kişi ve bunlar tarafından devir halinde diğer üçüncü kişilerin yasal hasım olmaları gereği açıktır. Taraf ehliyeti dava koşullarından olup mahkemece öncelikle ve resen incelenmesi gereken hususlardandır.
Somut olayda, davalı borçlu …’nın eldeki dava açıldıktan sonra 03/01/2016 tarihinde vefat ettiği, mirasçıların Bodrum 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2016/161 Esas 2016/306 Karar sayılı mahkeme kararı ile murisin mirasını reddettiği anlaşılmaktadır. M.K.’nun 605 ve devamı maddeleri uyarınca zorunlu hasım olan borçlunun en yakın mirasçıları mirası reddettiğinden terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi gereklidir. Bu durumda, anılan mirasın reddi kararının kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak
kesinleşmesi halinde mahallin Sulh Hukuk Hakimine durum bildirilerek mirasın iflas kurallarına göre tasfiyesi sağlanmalı, anılan mahkemece atanacak ve yetkilendirilecek tereke temsilcisinin huzuru ile davaya devam olunmalıdır. Açıklanan nedenlerle taraf teşkili sağlanmadan kurulan hüküm isabetli görülmemiştir. Zira mirasın tasfiyesi işlemleri talebe bağlı işlemler olmayıp mirasın reddedildiğinin anlaşılması ile res’en yapılması gereken işlemlerdendir. Talep üzerine yapılabilirliği bu özelliğini ortadan kaldırmaz.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 27.1.1995 gün ve 1995/13145,1995/947; HGK’nun 29.1.1975 gün 1682-100 ve 3.7.2002 gün 15/572-577 sayılı kararları aynı doğrultudadır)
2-Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır.
Somut olayda; davacının alacağı 16/12/1995 tarihli trafik kazasından (Haksız fiilden) doğduğundan mahkemece borcun doğum tarihi olarak kaza tarihi olan 16/12/1995 tarihli kaza tarihinin esas alınması gerekirken bu kaza nedeniyle davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine trafik kazasından kaynaklanan tazminat davasının açıldığı tarihin esas alınması doğru görülmemiştir. O halde borcun doğumu 16/12/1995 tarihli trafik kazası olduğundan dava konusu iptali istenen 30/01/1996 tarihli taşınmaz devrine ilişkin tasarruflar borçtan sonra yapılmış olması nedeniyle bu yöndeki dava şartının gerçekleştiğinin kabulü gereklidir. Aksi düşünce dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 18/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.