YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/13894
KARAR NO : 2012/15498
KARAR TARİHİ : 02.07.2012
Hırsızlık suçundan sanık …’un 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 493/2, 522/1, 523/1, 59/2, 81/2-3, 493/2, 522/1, 59/2 ve 71. maddeleri gereğince 4 yıl 22 ay 1 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair … Asliye Ceza Mahkemesinin 14.07.2000 tarihli ve 1999/169 esas, 2000/108 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın 4616 sayılı Kanun’dan yararlandırılmasına ilişkin aynı Mahkemenin 05.03.2003 tarihli ve 2003/24 değişik iş sayılı kararından sonra, sanığın zamanaşımı süresi içinde yeniden suç işlemediği gerekçesiyle hakkındaki kamu davasının 765 sayılı Kanun’un 102 ve 104/2. maddeleri nazara alınarak, 4616 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 4. bendi gereğince ortadan kaldırılmasına dair aynı Mahkemenin 11.10.2010 tarihli ve 2003/11-133 sayılı ek kararına karşı Adalet Bakanlığının 16.05.2012 tarih ve 2012/8475-28633 sayılı kanun yararına bozma isteminde bulunduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.06.2012 tarih ve 2012/141392 sayılı ihbarnamesiyle dairemize gönderilmekle incelendi.
MEZKUR İHBARNAMEDE:
… Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında açılan kamu davasının 4616 sayılı Kanun’un 1/4. maddesi gereğince ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ise de, anılan maddenin 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış veya verilen hüküm kesinleşmemiş suçlar bakımından uygulanabileceği, ancak adı geçen sanık hakkında aynı Mahkemenin 16.07.2000 tarihli ve 1999/169 esas, 2000/108 sayılı kararı ile mahkumiyete karar verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş bulunduğu, bu haliyle 4616 sayılı Kanunun 1/4. maddesinin somut olayda uygulanmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı ve incelenen dosya içeriğine göre;
Sanık … hakkında, … Asliye Ceza Mahkemesinin 14.07.2000 tarih ve 1999/169 -2000/108 sayılı kararıyla, 765 sayılı TCK’nın 493/2, 522,523,59,81 ve 493/2, 522, 59.71.maddeleri uyarınca toplam 4 yıl 22 ay 1 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği, sanığın yokluğunda verilen hüküm kesinleşmeden tebligat aşamasında bulunduğu 22.12.2000 tarihinde 23 Nisan 1999 tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava Ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği, anılan Yasanın 1/4. maddesinde yer alan; “23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsî hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı verilen hüküm kesinleşmemiş ise, kesin hükme
bağlanmasının erteleneceği ve bu suçla ilgili dosya ve delillerin dava zamanaşımı süresinin sonuna kadar muhafaza edileceği, bu süre içerisinde, erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlenmeksizin geçirildiğinde, açılmış olan davanın ortadan kaldırılmasına karar verileceği” şeklindeki amir hükmü gözetildiğinde; mahkemenin bu aşamada sanık hakkında henüz kesinleşmemiş olan davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar vermesi gerektiği halde, zuhulen 02.06.2001 tarihinde ilanen tebligat yaparak adı geçen sanık hakkındaki 14.07.2000 günlü kararı kesinleştirdiği, daha sonra da aynı mahkemenin dosyayı resen ele alarak 05.03.2003 tarih ve 2003/24 Değişik iş sayılı karar ile sanığın 4616 sayılı Yasa hükümlerinden yararlandırılmasına karar verdiği, 11.10.2010 günlü, 2003/11-133 sayılı ek kararla da sanık hakkındaki kamu davasının 15 yıllık zamanaşımı süresinin suç tarihinden itibaren dolması nedeniyle, 4616 sayılı Yasanın ¼, TCK’nın 102 ve 104. maddeleri uyarınca ortadan kaldırılmasına karar verdiğinin anlaşılması karşısında; sonuç itibarıyla mahkemenin 11.10.2010 günlü, 2003/11-133 sayılı ek kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 02.07.2012 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.