Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/1322 E. 2021/3359 K. 30.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1322
KARAR NO : 2021/3359
KARAR TARİHİ : 30.11.2021

7. Hukuk Dairesi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 31.12.2013 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 15.01.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

1.DAVA
1.1.Davacı vekili; davacının dava konusu taşınmazı davalılar … ve …’dan adi yazılı sözleşme ile satın aldığını, eksikliklerini kendi cebinden karşılayıp daireye taşındığını, sözleşmeye göre 2013 yılında tapunun devredileceği hususunda anlaşıldığını, ancak davalıların müvekkilini oyalayarak devir yapmadığını, daha sonra diğer davalı …’ın diğer davalılar ile danışıklı olarak taşınmazı tapuda devraldığını, bu nedenle tapunun iptali ile müvekkili adına tescili, mümkün olmazsa ödediği bedel ile yaptığı masraflar toplamı olan 40.267,00 TL’nin 01.08.2010 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
2.CEVAP
2.1. Davalı … vekili; dava konusu taşınmazın davacıya haricen satışından haberinin olmadığını, müvekkilinin iyi niyetle tapuya güvenerek taşınmaz satın aldığını, bu nedenle müvekkili yönünden davanın reddini talep etmiştir.
2.2. Davalı … vekili; duruşmada alınan beyanında davanın reddini savunmuştur.
3. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
3.1. İlk Derece Mahkemesince; davanın kabulü ile,Tekirdağ ili, Çerkezköy ilçesi, Kızılpınar Köyü, 260 ada, 9 parsel 5 numaralı bağımsız bölümün tapusunun iptali ile, davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
4. TEMYİZ
4.1 Hükmü, davalı … vekili temyiz etmiştir.
4.2 Temyiz Nedenleri
4.2.1. Davalı … vekili temyiz dilekçesinde; davacı ile diğer davalıların danışıklı olarak davaya konu belgeyi tanzim ettiklerini ve tapunun iptali için kötü niyetli olarak dava açtıklarını, bu hususun gerek davalılar Hediye ve Hidayet’in davaya cevap vermemesi, gerekse de davalı tanığı olarak bildirilen tanıkların davacının iddiasını destekler şekilde beyanda bulunması ile sabit olduğunu beyan etmiştir.
4.2.2. Davacı … ile davalı … arasında gayrimenkul devri için bir sözleşme yapıldığı iddia edilmişse de bu sözleşmenin adi yazılı şekilde yapıldığını, üzerinde tarih dahi bulunmadığını, sözleşmede taraflar arasında bir ödeme yapıldığının belirtilmediğini, sözde sözleşmeye konu meblağların ödendiğine dair dosyaya bir delil sunulmadığı gibi söz konusu belgede diğer davalı …’nin ismi ve imzası da bulunmadığını açıklamıştır.
4.2.3.Sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereğince sözleşmeler taraflarını bağlayacağını, davalı …’ın taraf olmadığı, herhangi bir şekli veya içerik olarak geçerliliği de bulunmayan adi yazılı sözleşmenin, tapuda yapılan resmi senede ilişkin sözleşmeye tercih edilmesi ve buna üstünlüğünün kabul edilemez olduğundan bahisle mahkeme kararına itiraz etmiştir.
4.2.4. Davalı …’ın, söz konusu gayrimenkulü diğer davalı … ve Hidayet’ten 22.12.2011 tarihinde iyi niyetli olarak ve tapu kaydına güvenerek devraldığını savunmuştur.
4.2.5. Banka kayıtlarından da görüleceği üzere davalı …’ın hesabına ipotek karşılığı olarak banka tarafından yatırılan para, kesintiler yapıldıktan sonra, diğer davalı …’e (Hediye’ye vekaleten, kendi adına asaleten) ödendiğini, bu hususun gayrimenkul satışında sıklıkla karşılaşılan doğal bir durum olduğunu, tapudan devralınan ve üzerine ipotek tesis edilip kredi çekilen gayrimenkul bedelinin banka kanalıyla satışı yapan kişilere ödenmesinin çok doğal bir durum olduğunu, bu işlemlerin muvazaa olarak nitelendirilmesi ve tapu kayıtları-tanık beyanlarının muvazaanın delili olarak değerlendirilmesinin kabul edilebilir bir yanı bulunmadığını beyanla ilk derece mahkemesi kararını temyiz etmiştir.
5.YARGITAY KARARI
5.1. Dava; tapu iptal ve tescil, ikinci kademede tazminat talebine ilişkindir.
5.2. Bilindiği üzere hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alışverişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ileride kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda aynı kanunun 988. ve 989. maddesi, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri mevcuttur. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan öteki unsur topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke Medeni Kanun’un 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin birinci fıkrasında, “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
5.3. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re’sen) nazara alınacağı ilkeleri 08.11.1991 tarihli, l990/4 Esas 1991/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
5.4. Hukuki sebep
5.5. Somut olaya gelince; dava konusu taşınmaz 260 ada 9 parselde bulunan 5 numaralı bağımsız bölüm olarak tapuya kayıtlıdır. Tapulu taşınmazların satışının geçerli olması için resmi yazılı sözleşme geçerlilik şartıdır. Son kayıt maliki olan davalı …, davacı … ile adi yazılı satış sözleşmesi yapan kişi konumunda değildir.
5.6. Davanın tapu iptal ve tescil talebi yönünden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
5.7. Ancak davacı ikinci kademede tazminat talebinde bulunduğundan, bu konudaki taraf delilleri değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/11/2021 tarih