YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/6487
KARAR NO : 2012/10240
KARAR TARİHİ : 27.09.2012
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL VEYA TENKİS
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil veya tenkis davası sonunda, yerel mahkemece aslı ve birleşen davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava ve birleşen dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan … …’in maliki olduğu çekişme konusu 1458 ada 40 parsel sayılı taşınmazdaki 1 nolu depo bağlantılı iş yerini 29.03.2005 tarihli akitle davalı Ordu Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneğine, onun da 21.03.2006 tarihli akitle davalı …’a satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, miras bırakanın anılan taşınmazı temlik tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığını, devrin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Somut olayda, miras bırakan … … “majör depressif” hastası olup, müteaddit kez intihara teşebbüslerinden sonra, yine intihar ederek hayatına son vermiş olmasına karşın, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporunda, 16.06.2005 tarihinde ölümünden üç ay önce 29.03.2005 tarihinde gerçekleştirdiği temlik sırasında murisin fiil ehliyetine haiz olduğu bildirilmiştir.
O halde, ehliyetsizlik iddiası açısından davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ne var ki, yukarıda açıklandığı şekilde davacılar ikinci hukuki sebep olarak muris muvazaası hukuksal nedenine dayanmışlardır. Gerçekten de, miras bırakan ölümünden kısa bir süre önce, gerçek değerinden çok düşük bir bedelle satış göstermek suretiyle davalı derneğe dava konusu taşınmazı temlik etmiş, buna karşın terekesinde para çıkmadığı gibi özellikle, tanık beyanlarında ruh hali itibariyle mirasçılarının kendisi ile az ilgilenmelerine kızdığı ve bu nedenle onlara mal bırakmak istemediği, satış ihtiyacının bulunmadığı, satış için makul bir nedeninin de olmadığı, bunun sonucu olarak devrin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, tanıklarca ifade edilmediği halde mahkemenin miras bırakanın inançları gereği ilk temlikin yapıldığı yönündeki yorumu varsayıma dayalı olup her hangi bir somut delile dayanmamaktadır.
Diğer taraftan, son kayıt maliki …’nun Türk Medeni Kanunun 1023. maddesi uyarınca ediniminde iyi niyetli olduğu taktirde yasal koruma altında olacağı kuşkusuzdur. Ancak, mahkemece, bu yönde hiçbir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır.
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca; yukarıdaki ilke ve olgular doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Davacıların bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesi aracılığıyla) 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.