YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9946
KARAR NO : 2021/16585
KARAR TARİHİ : 23.12.2021
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Dava, iş kazası maluliyetinden doğan maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin bozma kararına uyularak ilâmında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı … ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Mahkemece, (kapatılan) 21.Hukuk Dairesi’nin bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama sonucunda davacı …’ün davasının kısmen kabulüne, 111.532,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi tazminat bedelinin olay tarihi olan 14/10/2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı …’ün davasının reddine,” karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, davacının 14.10.2008 tarihli iş kazası sonucu %36,2 oranında sürekli iş göremezliğinin bulunduğu ve iş kazasının meydana gelmesinde, davalının %70, davacının %30 oranında kusurlu olduğu, Mahkemece verilen 26/12/2016 tarihli kararda, bilirkişi raporu doğrultusunda; davacı … yönünden 111.532,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi tazminat isteminin kabulüne karar verildiği, davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince “istinaf başvurusunun esastan reddine” karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine ise Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin (Kapatılan ) 04/04/2019 tarih ve 2018/4365 Esas 2019/2611 Karar sayılı ilamı ile “maddi tazminat alacağının tespitinde davacıya Kurumca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin araştırılarak rücuya kabil kısmının tazminat alacağından tenzil edilmesi gerekirken; davacıya sürekli iş göremezlik oranı ( %36,2 ) üzerinden bağlanan gelir araştırılmadan ve rücuya kabil kısmı tenzil edilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Öte yandan, somut olayda davacının maddi zarar talebi yönünden tüm dönem için bir defada yasal faize hükmedilmesi gerekirken hükme esas alınan bilirkişi raporu hesap tablosunda işlemiş dönem yönünden dönem içi her bir aya ayrı ayrı yasal faiz uygulandığı, maddi zararın faiz alacağı ile birlikte hesaplanarak belirlendiği anlaşılmakla Mahkemece faize faiz yürütülmesi sonucunu doğuracak şekilde tespit edilen faiz alacağı (işlemiş dönem maddi zarar) tutarı için kaza tarihinden itibaren yeniden yasal faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir” denilmek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırıldığı ve yerel Mahkeme kararının bozulduğu, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, hesap bilirkişisinden alınan 19.04.2021 tarihli raporda davacıya Kurumca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin araştırılarak rücuya kabil kısmının tazminat alacağından tenzil edilmesi suretiyle ve güncel veriler esas alınarak hesaplanması sonunda 185.074,37-TL olarak, davalı itirazları değerlendirildiğinde bozma ilamı öncesi hükme esas alınan 14.09.2015 tarihli bilirkişi rapor tarihi itibariyle mevcut veriler esas alınarak hesaplanması sonunda ise 88.129,17-TL olarak maddi tazminat miktarının tespit edildiği, Mahkemece hesap bilirkişisinin güncel veriler esas alınarak yapılan hesaplamasına itibar edilerek ve davacının ıslah dilekçesindeki talebi de dikkate alınarak 111.532,00-TL şeklinde maddi tazminat miktarına hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı Kararı).
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. A. Recai Seçkin’e Armağan, … Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 …, 1974, sayfa 395 vd.)
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Somut olayda; bozma öncesi aldırılan hesap raporu tarihindeki veriler davacı yönünden kesinleşmiştir. Mahkemece her ne kadar bozma gereği yerine getirilmiş ise de güncel veriler dikkate alınarak gelirin ileriye çekilmesi suretiyle hesaplanan rapor doğrultusunda karar verilmiş olması, davalı yararına oluşan kazanılmış hakkı ihlal edeceğinden doğru bulunmamıştır.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra; Mahkemece yapılması gereken iş, bozma ilamından önce alınan 14.09.2015 tarihli hesap bilirkişi raporundaki veriler dikkate alınarak, kesinleşen %36,2 sürekli iş göremezlik oranı ve bu oran üzerinden bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin tenzil edilmesiyle birlikte maddi zarar belirlenmeli, davacının Mahkemece verilen ilk hükmü temyiz etmediğinin anlaşılması karşısında davalı yararına oluşan usulü kazanılmış hak gözetilmeli ve varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
O halde, davalı şirketin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz eden taraf vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan … ile Üyeler …, … ve …’nın oyları ve oy çokluğuyla, 23.12.2021 gününde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “bozma öncesi verilen ilk kararın yalnızca davalı tarafından temyiz edildiği, mahkemece bozma kararına uyularak verilen karardan sonra güncellenen ücrete göre yeniden maddi tazminat hesaplanması üzerine ilk karardakinden daha fazla bulunması üzerine talep gibi maddi tazminata hükmedilmesinin davalı yararına usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde bulunup bulunmadığı” noktasında toplanmaktadır.
2. Somut uyuşmazlıkta ilk karar “Mahkemece faize faiz yürütülmesi sonucunu doğuracak şekilde tespit edilen faiz alacağı (işlemiş dönem maddi zarar) tutarı için kaza tarihinden itibaren yeniden yasal faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile davalı lehine bozulmuştur. Bozmadan sonra mahkemece bozmaya uyulmuş, ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca hüküm tarihine yakın hesabın unsuru ücrete göre tazminatın miktarı hesaplanmış ve davacı lehine fark çıkması üzerine, talep gibi tazminatın kabulüne karar verilmiştir.
3. Kararın taraflarca temyizi üzerine bozma öncesi tazminata esas ücret yönünden davacının temyizi bulunmadığından, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluştuğu, bu nedenle faizsiz olan miktarın hüküm altına alınması gerektiği” gerekçesi ile karar davacı aleyhine bozulmuştur.
4. Çoğunluk görüşünün, aşağıda açıklanan gerekçe ve özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile isabetli olmadığı kanaatindeyim. Zira;
4.1. Usulü kazanılmış hak: Görülmekte olan bir davada taraflardan birinin ya da mahkemenin yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka usule ilişkin kazanılmış hak denilmektedir. Bozmaya uyulmakla bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur. Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur(04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Ne var ki; kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağı uygulanamaz. Yargıtay, kamu düzenine aykırı bir husustan dolayı hükmü temyiz edenin aleyhine (temyiz etmemiş olan tarafın lehine) olarak da bozabilir. Çünkü kamu düzenine ilişkin hususları hâkim (ve Yargıtay) kendiliğinden gözetme ile yükümlüdür(Bkz. Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 baskı, Cilt V., s.4727-4736). Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu’nun kararlarında da benimsenmiştir(HGK. 21.01.2004 gün ve 2004/1-46 E.-6 K.; 6.10.2004 gün ve 2004/ 1-433 E. – 483 K).
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nun 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 19 K.; 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulü kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6. b … 2001, s 4738 vd).
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.
4.2. Bir hakkın usulü kazanılmış hak oluşturması için bu hakkın doğması ve yargılama sırasında oluşması gerekir. Kısaca taraf bu durum ve olgu gerçekleştiği halde itiraz etmemiş olmalıdır. Nasıl doğmamış bir hak için vazgeçilmeyeceğine göre doğmayan bir hak da usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır.
4.2. İş kazası sonucu, tazminat oranının belirlenmesine esas malûliyet oranının tespiti, kısaca zararın tam olarak bilinmesi bir süreç alabilir. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış(veya tam olarak belirlenmemiş), zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysaki zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. O halde böyle bir süreç nedeni ile malûliyet oranı tam kesinleşmeden tazminata karar verilmesi halinde, bu tazminat miktarı zarar gören tarafından temyiz edilmese bile gelişen durum nedeni ile maluliyet oranı daha sonra tam olarak belirlenmiş ve farklı bir oran ise önceki tazminat miktarı karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
Gelişen durum kavramı salt zarar doğuran işlem ya da eylemin sonuçlarının gelişmesini ve bu nedenle zarar görenin bu konularda bilgi sahibi olabilmesinin zorunlu olarak bu gelişmenin tamamlanacağı ana kadar gecikmesini ifade eder (Hukuk Genel Kurulunun 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 E., 2002/874 K.; 10.06.2015 tarihli ve 2014/21-282 E.,2015/1548 K.; 01.03.2017 tarihli ve 2014/21-2372 E., 2017/379 K. sayılı kararları). Diğer taraftan, iş kazası nedeniyle maddi tazminat davalarında aktüerya bilirkişi raporlarında işçinin ücreti ile birlikte karar tarihine yakın son asgari ücrette dikkate alınır.
Kısaca gelişen durum devam ediyor ise önceki malûliyet oranı, iş kazasına uğrayan işçi yönünden bağlayıcı olmayacağı gibi bu malûliyet oranına göre verilen tazminat davası kesin hüküm de teşkil etmeyecektir. Zira dava konusu tazminatın miktarı, malûliyet oranı ve tazminata esas ücretin miktarının değişmesi ile artmaktadır. Dolayısı ile dava konusu değişmektedir. Bu durumda da karar davacı tarafından temyiz edilmemiş olsa bile bozmadan sonra maluliyet ve ücrete göre dava konusu miktar değişmiş ise önceki karardaki miktar usulü kazanılmış hak oluşturmaz.
4.3. Diğer taraftan maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden ek rapor alınması zorunludur.
4.4. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşmaz.
5. Somut uyuşmazlıkta bozmadan sonra asgari ücrette artış meydana gelmesi nedeni ile karar tarihine en yakın bilinen ücret üzerinden hesaplama ile maddi tazminat bozma doğrultusundaki kusur oranına göre saptanmış ve davacının talep ettiği miktardan fazla hesaplanmıştır. Bilinen ücret bozmadan sonra değişmiştir. Davacı taraf bozmadan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişmiştir. Bir taraf ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar onanmış olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra bilinen ücret değişmiştir. Değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma nedenine katılınmamıştır.