YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/6416
KARAR NO : 2021/9478
KARAR TARİHİ : 04.10.2021
MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; … mahallesi 1862 ada 19 parselde bulunan ve davalı müteahhitler tarafından yapılan binadan daire satın aldıklarını, binanın kolonlarından su gelmesi, alt kattaki dairenin her yağmurda 15-20 cm su alması gibi ciddi sorunlar ortaya çıkmaya başladığını, durumun davalı …’a bildirilmesine rağmen ağır kusurundan kaynaklandığı açık olan sorunların giderilmediğini, Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/93 D. İş dosyasında eksiklerin saptandığını ileri sürerek; davalıların kast ya da ağır kusurları ile ayıplı iş meydana getirmiş olması nedeniyle yapılması zorunlu onarım bedellerinin tespiti ile şimdilik 500TL’nin davalılardan tahsilini talep etmişler, 04/04/2014 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 54.280TL’ ye artırmışlardır.
Davalılar; en alt katta oturan davacı dışında diğer davacıların husumet ehliyeti bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Davanın açıldığı asliye hukuk mahkemesince; davalı …’a yönelik açılan davanın reddine, diğer davalılara yönelik açılan davanın kısmen kabulü ile 46.000TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline dair verilen karar, taraflarca temyizi üzerine, Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 15/12/2015 tarihli ve 2014/43856 E. – 2015/36813 K. sayılı kararıyla davaya bakma görevinin tüketici mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma sonrasında verilen görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine dava dosyasının gönderildiği tüketici mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde; davalılardan … ve …’un yüklenici sıfatıyla davalı …’un ise satıcı sıfatıyla davacılara karşı sorumlu oldukları, davaya konu taşınmazın davalı yüklenici tarafından davacılara 2005,2006, 2007 tarihlerinde teslim edildiği, en son teslimin 10/09/2007 tarihinde yapılmış olduğu, davanın 23/10/2012 tarihinde açıldığı ve uyuşmazlığın 4077 sayılı kanun kapsamında olduğu, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinde düzenlenmiş; ayıbın gizli ya da açık olması halleri için ayrı ihbar süreleri getirildiği hatta ayıbın ağır kusur veya hile ile gizlenmesi halinde zamanaşımı süresinden yararlanılamayacağının açıkça ifade edildiği, TKHK’nin 4. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre; tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde açık ayıpları satıcıya bildirmekle yükümlü olduğu ve seçimlik haklarını bu halde kullanabileceğini, gizli ayıplarda ise açık düzenleme olmaması sebebi ile genel hükümlere başvurulduğunda alıcı, teslim aldığı malı işlerin olağan akışına göre, imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya uygun süre içinde ihbar etmekle yükümlü olduğunu, bunu ihmal ettiği takdirde satılanı kabul etmiş sayılacağı, gizli ayıpların dava zamanaşımı süresi içinde ve ayıp ortaya çıktıktan sonra hemen (dürüstlük kuralına uygun olan en kısa sürede) ihbar edilmesi; ayıbın açık mı, yoksa gizli mi olduğunun tayininde ise, ortalama (vasat) bir tüketicinin bilgisinin dikkate alınacağı, eldeki uyuşmazlıkta 4077 sayılı Kanun’un 4. ve 6502 sayılı Kanun’un 12. maddesine göre davalının sorumluğunun beş yıl olduğu, dolayısıyla sorumluluk süresinin dolduğu, bilirkişi raporunda ve dava dosyasındaki diğer tüm delillerin incelenmesinde belirtilen ayıpların gizli ayıp niteliğinde olmadığı, bilirkişi kök raporuna ek olarak sunulan fotoğraflarda açıkça çatlakların, su nedeniyle oluşan kabarmaların görüldüğü, dolayısıyla ayıpların açık ayıp niteliğinde olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Mahkemece davacıların giderilmesini istediği ayıpların açık ayıp niteliğinde olduğu ve dava zamanaşımı ve 30 günlük ihbar süresinde ileri sürülmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında davacı alıcılar tarafından gerek teslimden önce gerekse teslimden sonra belirttiği ayıpların, açık yada gizli ayıp olup olmadığı, bu ayıpların giderilmiş olup olmadığı, dava dilekçesinde belirtilen ayıpların niteliğinin ne olduğu hususlarına yeterince yer verilmediği, sadece tespit dosyasına dayalı olarak davacılar tarafından istenen kalemlere ilişkin olarak masraf tespiti yaptığı raporların davalılar tarafından itiraza uğradığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacıların taleplerinin içerisinde TKHK’ nin 4/4 maddesi kapsamında, ayıplar tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden zaten yararlanamayacağı hükmünün de gözetilmesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca mahkemece, az yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen hususlarda alanında uzman kişilerden oluşturulacak yeni bilirkişi heyeti marifetiyle rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, değinilen bu hususlar göz ardı edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
2- Kabule göre ise; davanın tüm davacılar yönünden reddine karar verilmekle birlikte davalılar cevap dilekçelerinde davayı davacılardan en alt katta oturan malik açısından “sadece en alt katta oturan malikin husumet ehliyeti olduğu ve zararının doğduğu beyanı ile” açıkça kabul etmişlerdir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Davayı kabul” başlıklı 308/1. Maddesine göre “Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir.” “Feragat ve Kabulün Şekli” başlıklı 309. maddesine göre ise kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir olup karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir. Dolayısıyla davacılar … ve …’nın dava konusu taşınmazda zemin 1 ve 2 nolu dairelerde ikamet ettiği göz önüne alındığında bu kişiler açısından doğan tüm zararlarının tazminine karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince davacılar yararına BOZULMASINA, hükmü temyiz eden taraf harçtan muaf olduğundan peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.