Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/10030 E. 2021/11456 K. 18.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/10030
KARAR NO : 2021/11456
KARAR TARİHİ : 18.11.2021

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, … İlçesi … Mahallesi çalışma alanında bulunan 374 ada 18; 377 ada 33 ve 369 ada 21 parsel sayılı 14.721.06, 9.798,21 ve 8.799,11 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup kimsenin milkiyet iddasında bulunmadığı belirtilerek, ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacılar … ve arkadaşları, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, 369 ada 21 parselin komşu aynı ada 15 parsel sayılı taşınmazın, davaya konu 377 ada 18 parselin komşu aynı ada 12 parsel sayılı taşınmazın devamı olduğu; 377 ada 33 parselin ise müstakil olarak kendi zilyetlik ve tasarruflarında bulunduğu iddiasıyla, dava açmışlardır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne, çekişmeli 369 ada 21, 374 ada 18 ve 377 ada 33 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitinin iptali ile taşınmazların tamamı 3 pay kabul edilerek davacılar (… ve … Evlatları) …, … ve … adlarına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacı tarafın, dava konusu taşınmazların 100 yılı aşkın süredir kendisi ve ataları tarafından tarım amaçlı kullanıldığını, taşınmazın tarım arazisi olduğunu ham toprakla ilgisi olmadığını, üstelik taşınmazların tapu kayıtlarının olduğunu beyan ettiği, yapılan keşif sonucu davacı tarafın zilyetliğini ispat ettiği, ziraatçi bilirkişinin raporunda taşınmazların tarım arazisi vasfında olduğunun belirtildiği ve davacı taraf lehine zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Çekişmeli taşınmazlar başında 30.04.2014 tarihinde yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler ve davacı tanığı, davaya konu taşınmazların, eklemeli olarak 100 yılı aşkın süredir murislerinden ırsen intikalen ve taksimen davacılara ait olduğunu, eskiden nohut ekildiğini, ancak 1990’lı yılların başlarında bölgede terör olayları artınca köyden göçler yaşandığını, ancak davacıların yazları da olsa gelip taşınmazlarıyla ilgilendiğini, çekişmeli taşınmazlarda 1980’li yıllarda tarım yapıldığını beyan etmişlerdir. Davacı taraf, keşif sırasında murisleri … ile Hazine ve Köy Tüzelkişiliği’nin taraf olduğu tescil ilamı ile oluşan tapu kayıtlarına da dayanmış olup Mahkemece yapılan keşifte bu tapu kayıtları uygulanmasına rağmen, bu hususta alınan beyanlar soyut beyandan öteye geçemediği gibi, hükmün gerekçesinde tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazlara aidiyeti yönüyle bir değerlendirme de yapılmamıştır. Ayrıca, çekişmeli taşınmazlar üzerinde varsa sürdürülen zilyetliğin şekli ve taşınmazların vasfı ile kadastro tespit tarihine kadar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla iktisap koşullarının davacı taraf yararına oluşup oluşmadığı hususlarında yapılan araştırma ve inceleme de yeterli değildir. Şöyle ki, çekişmeli 377 ada 33 parselin paftasına göre kuzeyinde, 374 ada 18 parselin ise batısında dere olmasına rağmen, keşifte jeolog bilirkişi refakate alınmamış; keşif sonucu düzenlenen 30.06.2014 tarihli zirai bilirkişi raporunda, çekişmeli taşınmazların geçmişte uzun süre tarla tarımında kullanıldığı, ancak yörede meydana gelen terör olayları nedeniyle yerleşik insanların buradan göç ettikleri ve bu nedenle 25-30 yıldan fazla zamandır taşınmazların ekilmediği belirtildiği halde, Mahkemece, dava konusu köyün boşaltılan köylerden olup olmadığı, boşaltılmış ise ne zaman boşaltıldığı, bundan sonra köye dönüşlere ne zaman izin verildiği ilgili birimlerden sorulup saptanmamış; böylelikle son 25-30 yıldır (keşif tarihine göre 1984-1989 yıllarından bu yana) kullanılmamanın zilyetliğin iradi terki nedenine mi yoksa zorunlu terk nedenine mi dayandığı belirlenmemiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulamaz.
Hal böyle olunca; sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için Mahkemece öncelikle, dava konusu köyün boşaltılan köylerden olup olmadığı, boşaltılmış ise ne zaman boşaltıldığı, bundan sonra köye dönüşlere ne zaman izin verildiği hususları ilgili birimlerden sorulup saptanmalı; davacı tarafn dayandığı tapu kayıtlarının kadastro sırasında dava dışı başka parsellere revizyon görüp görmediği tapu ve kadastro müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak saptanmalı ve varsa revziyon gördüğü parseller ile çekişme konusu taşınmazları bir arada gösteririr kadastro paftası dosya arasına alınmalı ve tespit tarihi olan 2009 yılından geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ait stereoskopik hava fotoğrafları celp edilerek dosya keşfe hazır hale getirilmeli ve bundan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişilerle, aynı yönteme göre tespit edilecek taraf tanıkları ile kadastro tutanak bilirkişiler; jeolog bilirkişi, 3 kişilik ziraat mühendisleri kurulu ile teknik fen bilirkişisi hazır olduğu halde keşif icra edilmeli ve bu keşif sırasında dinlenilecek mahalli bilirkişi ve tanıklardan, çekişmeli taşınmazların kim tarafından, hangi tarihten beri ne şekilde kullanıldığı, kullanıma ara verilip verilmediği, verilmiş ise bunun tarihinin, nedeninin ne olduğu, köye dönüşlerin ne zaman başladığı, davacı tarafın köye dönüp dönmediği, taşınmazlar üzerinde zilyetlikleri var ise bunu hangi tasarruflarla sürdürdükleri sorulup saptanmalı; davacı tarafın dayandığı tapu kayıtlarının hudutları tek tek okunup sorulmalı ve gösterilen sınırların fen bilirkişisinden krokisine işaretlenmesi istenerek keşfi takibe imkan sağlanmalı; bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmeli; yargılama boyunca dinlenen bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişki giderilmeye çalışılmalı; davacı tarafın dayandığı tapu kayıtlarının hudutlarında “davar yolu”, “bayır”, “dere” gibi hudutlar tarif edildiği dikkate alınarak, bu hudutların değişebilir ve genişletmeye elverişli sınırlar olduğu gözetilerek, tapu kayıtlarının miktarı ile geçerli olacağı düşünülmeli, şayet çekişmeli taşınmazlar dayanılan kayıtların tamamen veya kısmen kapsamında kalmıyor ise, kayıt kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümleri yönünden usulünce yukarıda anlatıldığı şekilde zilyetlik araştırması yapılmalı; 3 kişilik uzman ziraat mühendislerinden oluşan bilirkişi kurulundan, taşınmazların değişik yönlerden çekilmiş fotoğraflarının da yer aldığı, taşınmazları komşu parsellerle birlikte ele alan ve taşınmazın öncesini ve mevcut niteliğini açıklayan ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeolog bilirkişiden, dava konusu 377 ada 33 ve 374 ada 18 parsel sayılı taşınmazların dere yatağından kazanılıp kazanılmadığı ve komşu derenin etki alanında kalıp kalmadığı hususlarında ayrıntılı rapor alınmalı; dosyanın jeodezi ve fotogrametri uzmanına tevdii ile, hava fotoğrafları üzerinde inceleme yaptırılarak, taşınmazların geçmişteki niteliği, sınırları, hava fotoğraflarındaki görünümlerinin ne olduğu, tarımsal faaliyete konu edilip edilmediği hususlarında rapor düzenlemesi istenilmeli ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek, 3402 sayılı Kanun’un 14/son maddesindeki miktar kısıtlamaları da dikkate alınmak suretiyle sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece, belirtilen ilkelere aykırı şekilde yetersiz araştırma ve inceleme ile karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de; dava konusu olmayan 369 ada 15, 374 ada 12 ve 377 ada 18 parsel sayılı taşınmazların tutanak asıllarının olağan usullere kesinleştirilmek üzere Tapu Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, bu hususun düşünülmemesi ve yine 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 13/J bendi uyarınca Hazine harçtan muaf olduğu halde hüküm fıkrasında Hazine aleyhine (diğer yargılama giderleri ile birlikte) başvurma ve keşif harcı yükletilmesi de usul ve yasaya uygun olmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 18.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.