YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/348
KARAR NO : 2021/1367
KARAR TARİHİ : 09.11.2021
MAHKEMESİ : İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tecavüzün men’i, ref’i ile maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul (Kapatılan) 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili; Yahya Kemal Beyatlı’nın varisleri ile düzenlenen sözleşme ve devir uyarınca şairin/yazarın eserleri üzerinde müvekkilinin çoğaltma, yayma, satma hakkına sahip olduğunu, ayrıca müvekkilinin eseri işleyen ve meydana getiren olarak işlenme eser sahibi sıfatına haiz bulunduğunu, davalının hukuka aykırı bir surette şairin “Eğil Dağlar” isimli kitabını basarak yayınladığını, yazar Yahya Kemal Beyatlı adına basılan kitaplarda müvekkilinin telif hakkı sahibi olduğunu, anılan yazara ait eserlerin müvekkilince kurulan enstitü vasıtasıyla bir araya getirilip kitaplaştırıldığını ileri sürerek davalı tarafından yapılan tecavüzün men’ine, ref’ine, yazara ait eserlerin çoğaltılmasının, yayılmasının, satılmasının önlenmesine, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) 68 ve 70. maddeleri uyarınca şimdilik 1.000TL maddi tazminatın ve 25.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, kararın ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili; müvekkilinin 2008 yılında mirasçılarla yaptığı sözleşme ile şairin/yazarın bütün eserlerinin mali haklarını devraldığını, müvekkilinin yayınladığı işleme eser niteliğindeki “Eğil Dağlar” isimli eserin davacının aynı adlı eserinden farklı olduğunu, davacının dilekçesinde bahsettiği sözleşmenin gerekleri yerine getirilmediği için yazarın mirasçıları tarafından feshedildiğini, davacının telif hakkına sahip olmadığını, bu hususta davacı ile mirasçılar arasındaki davaların derdest olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul (Kapatılan) 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 27.12.2011 tarihli ve 2010/131 E., 2011/288 K. sayılı kararı ile; davacı ile eser sahibinin mirasçıları arasında akdedilen sözleşmede tüm eserler denmek suretiyle eserler ayrı ayrı belirtilmediğinden sözleşmenin 52. maddeye uygun olarak düzenlenmediği, davacı tarafça basılarak yayınlanan eserin derleme eser niteliğinde olduğu, “Eğil Dağlar” isminin 1897 harbinde gönüllü bir Türk askeri tarafından konulduğu, Yahya Kemal Beyatlı’nın milli mücadeleye bilgi ve fikir yoluyla yapılan vatan hizmeti niteliği ile kitabın adını bu askerden de esinlenerek koyduğu, dolayısıyla derlenilen eserin şairin oluşturduğu başlık ile sunulmasının her ne kadar kitap daha önce yayınlansa dahi başlığının birebir alınması nedeniyle davacı tarafça oluşturulmadığı, sonuç olarak da kitabın adının davacı tarafça haksız şekilde üstlenildiği, eserler arasındaki yazım farklılıkları, ifade, içerik ve içindekilerin sıralanması bakımından farklı olması sebebiyle davalının yayınladığı eserin davacı eserine tecavüz teşkil etmediği, mirasçıların davalı ile FSEK’in 52. maddesi kapsamında yapmış oldukları sözleşmeye dayalı olarak eserin basılması nedeniyle davacı iddialarının sabit olmadığı, yasal zeminde kullanım ve mali hakka dayalı tecavüz oluşmadığı gibi davacının doğrudan eser sahibi olmaması ve derlenmiş esere de tecavüzün oluşmamış olması sebebiyle manevi hak da talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.05.2013 tarihli ve 2012/9374 E., 2013/9120 K. sayılı kararı ile “…1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davaya konu eserlerin şair ve yazar Yahya Kemal Beyatlı’ya ait yazıların bir araya getirildiği, birbirinden farklı bir düşünce ürünü derleme eserler niteliğinde bulunmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Ancak, 5846 sayılı FSEK’nin 83/1 maddesine göre “Bir eserin ad ve alametleri ile çoğaltılmış nüshaların şekilleri, iltibasa meydan verebilecek surette diğer bir eserde veya çoğaltılmış nüshalarında kullanılamaz.” Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafça piyasaya sunulan eserin adı “Eğil Dağlar” olarak belirtilmiştir. Bu durumda aynı şaire ait yazıların bir başka derleme eserde davalı tarafça piyasaya sunulması nedeniyle derleme eserin üzerinde aynı adın kullanılması anılan maddede düzenlenen haksız rekabet tehlikesini oluşturur. Ayrıca, uyuşmazlık konusu “Eğil Dağlar” eser adı, aynı maddenin 2’nci fıkrasında sayılan umumen kullanılan veya ayırdedici bir vasfı bulunmayan isim olarak da nitelendirilemez. O halde, davacının eser adına yönelik talebinin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekirken anılan adın derleme eserde yer alan yazılardan birinin ismi olması sebebiyle davacıya bir üstün hak bahşetmeyeceğinden bahisle davanın reddi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
8. İstanbul (Kapatılan) 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 27.05.2014 tarihli ve 2014/39 E., 2014/129 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; davacı “Eğil Dağlar” isimli eserin sahibi olmayıp bu adı taşıyan şiirin sahibi olan Yahya Kemal Beyatlı’nın eserlerinden derleme olarak hazırlanan seriye bu adı koyduğu, “Eğil Dağlar” ibaresi üzerinde eser sahibi sıfatı bulunmayıp kitaptan kaynaklanan mali hakların sahibi sıfatını haiz olduğu, davalı ise “Eğil Dağlar” isimli eserin sahibi olan Yahya Kemal Beyatlı varislerinden aldıkları mali hakka dayalı olarak oluşturdukları kitaba “Eğil Dağlar” adını hukuka uygun bir ilişkiye dayalı olarak verdiği, haksız rekabet kapsamında değerlendirme yapılabilmesi için davalı yanın fiilinin yasal hakka dayalı olmayan, yani hukuka uygun olmayan bir fiilden kaynaklanması gerektiği, davacı, şair Yahya Kemal Beyatlı’nın bir eserin başlığından esinlenerek kitabına “Eğil Dağlar” adını koyduğu, davalının da aldığı geçerli ve FSEK’in 52. maddesi kapsamında düzenlenen yetkiye dayalı olarak ve 1897 harbinde bir Türk askeri tarafından oluşturulan “Eğil Dağlar” ismini, eser sahibi Yahya Kemal Beyatlı şiirinde başlık olarak kullanmasının ve bu ibareyi kitabında kullanmış olmasının haksız rekabet olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı ve davalı tarafından basılan ve her iki kitapta da kullanılan “Eğil Dağlar” ismi üzerinde davacının davalıya nazaran üstün hak sahibi olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre dava konusu kitapta “Eğil Dağlar” adının kullanımının 5846 sayılı FSEK’in 83. maddesi kapsamında değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
11. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
12. Fikir ve sanat eserleri hukukunun en önemli kavramı eserdir. Bir fikri ürünün eser olarak korunabilmesi için, onun FSEK kapsamında eser vasfına sahip olması gerekir. Hangi fikrî ürünün eser olarak kabul edileceği ise FSEK’e göre belirlenecektir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 1/B-a. maddesinde eser; sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri olarak tanımlanmış olup aynı maddenin (b) bendinde ise eser sahibi, “eseri meydana getiren kişi” şeklinde ifade edilmiştir (FSEK m. 8/1). Buna göre, bir fikri ürünün FSEK kapsamında eser olarak vasıflandırılabilmesi için, iki unsurun bir arada bulunması gerekir. Bunlar bir fikri ürünün sahibinin hususiyetini taşıması ve Kanun’da sınırlı sayıda belirtilmiş olan eser türlerinden birine dâhil olmasıdır.
13. Eser niteliği haiz fikrî bir çalışma, ancak dış dünyaya aksettirildiği ve üçüncü kişilerin duyularına hitap edecek niteliğe büründüğü takdirde eser niteliğini kazanabilir. Başka bir deyişle insanın düşünceleri değil, bunların dış âleme yansıdığı biçim eser olarak koruma altındadır. Ayrıca eser bir bütün olarak himaye görür; yoksa eserde yer alan veya eserde ifadesini bulan her türlü münferit fikir veya düşünce ayrı ayrı korumaya konu olamayacağı gibi, kural olarak bütünlük arz etmeyen fikir ürünleri de eser olarak nitelendirilemezler.
14. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 1/B-c. maddesinde de işlenme eser “…Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsulleri…” şeklinde, derleme eser ise “…Özgün eser üzerindeki haklar saklı kalmak kaydıyla, ansiklopediler ve antolojiler gibi muhtevası seçme ve düzenlemelerden oluşan ve bir düşünce yaratıcılığı sonucu olan eser…” olarak tanımlanmıştır. İşlenme eser ile derleme eseri meydana getiren kişiler de FSEK’in 8/2. maddesi uyarınca eser sahibidirler.
15. Eser sahipleri ortaya çıkardıkları eserlere ad koyma, iç ve dış şeklini belirleme ve esere eklenecek herhangi bir alameti seçme hakkına da sahiptir. Bu kapsamda işlenme eser sahibi, işleme suretiyle meydana getirmiş olduğu esere, asıl esere ait ad dışında başka bir isim de verebilir (Yavuz, Levent/Alıca, Türkay/ Merdivan, Fethi: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, Cilt II, 2. Baskı, Ankara 2014, s. 2892, 2893). Bu durum derleme eser için de geçerlidir.
16. Bu doğrultuda FSEK, eser yanında eserin ad, alamet ve şekillerini de 83. maddesinde koruma altına almış olup anılan hüküm; “Bir eserin ad ve alametleri ile çoğaltılmış nüshaların şekilleri, iltibasa meydan verebilecek surette diğer bir eserde veya çoğaltılmış nüshalarında kullanılamaz.
1 inci fıkra hükmü umumen kullanılan ve ayırt edici bir vasfı bulunmıyan ad, alamet ve dış şekiller hakkında uygulanmaz.
Bu maddenin uygulanması kanunun 1 inci, 2 nci ve 3 üncü bölümlerindeki şartların tahakkukuna bağlı değildir.
Basın Kanununun 14 üncü maddesinin mevkute adları hakkındaki hükmü mahfuzdur.
Tecavüz eden tacir olmasa bile, birinci fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında haksız rekabete mütaallik hükümler uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.
17. Ad, eseri diğer eserlerden ayırt etmeye yarar. Eser adı ile kamuya sunulur ve toplumda bu ad ile tanınır. Esere konulan adın ayırt edici niteliği ve özgünlüğü, eserin tanınmışlığını, toplumun esere olan ilgisini, piyasadaki rekabet gücünü ve bu şekilde eserin sürümünü etkileyen önemli bir unsur olup eserin fikir ve sanat alanında diğer sanat eserlerinden ayırt edilmesine olanak sağlar. Bununla birlikte eser adının anılan nitelikleri haiz olması da zorunlu olmayıp genel ahlâka, kamu düzenine ve emredici hukuk kurallarına aykırı olmayacak şekilde esere sahibi tarafından belirlenecek herhangi bir ad konulabilir. Eser, belirlenen ad ile kamuya sunulmakla ad, eserin ayrılmaz bir parçası hâline gelir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 13/2. maddesinin “Eser sahibine tanınan hak ve salahiyetler eserin bütününe ve parçalarına şamildir” hükmü uyarınca da eserin adı, eser vasfını haiz olmasa dahi eserin parçası olarak korunur (Öztan, Fırat: Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, Ankara 2008, s. 752, 753; Yavuz/Alıca/Merdivan, s. 2893, 2894).
18. Eserin tanıtılması ve diğer eserlerden ayırt edilmesi fonksiyonunu haiz olması nedeniyle başka eserlerde kullanılmasına karşı korunması gereken adın, ayırt edici nitelikte olması gerekir. Ayırt edicilik, bir eser adının diğer eser adlarından farklı olmasını sağlayan unsurlara sahip olması şeklinde tanımlanabilir. Adın ayırt edici unsuruna ilişkin olarak düzenlenen FSEK’in 83/2. maddesi gereğince umumen kullanılan ve ayırt edici bir vasfı bulunmayan adlar, aynı maddedeki korumadan yararlanamazlar. Bu bağlamda belirli bir alanda cins belirten isimler, ayırt edici nitelikte olmamaları nedeniyle FSEK’in 83. maddesi kapsamında korunmazlar. Bununla birlikte korumanın kapsamı, belirlenen adın ayırt edici gücü veya konulan adın özgünlüğü ölçüsünde belirlenir. Başka bir anlatımla; ayırt edici niteliği düşük olan bir eser adının, başka eserlerde küçük ilaveler veya değişikliklerle kullanımı, karıştırılmayı engelleme amacıyla yaratılması gereken farklılık için yeterli olabilecektir. Ancak ayırt edici niteliği yüksek bir eser adının başka bir eserde küçük ilave yahut değişikliklerle kullanımı, karıştırılmanın ve yanılmanın önüne geçemeyeceğinden engellenebilir (Yavuz/Alıca/Merdivan, s. 2897, 2898; Öztan, s. 757, 758).
19. Eser adının başka bir eserde iltibasa sebebiyet verecek şekilde kullanımına karşı koruma, eserin bu isim ile umuma arzını müteakip başlar. Bu anlamda hukuka uygun şekilde kamuya arz edilmemiş bir eser adının başka bir eserde kullanımı, iki eser arasında iltibas ihtimali söz konusu olmadığından, ihlal oluşturmaz. Bunun yanında eserin adının korunmasına ilişkin talep hakkı, eser adını daha önceki tarihte kamuya sunmuş olan eser sahibine aittir. Bu kural “öncelik prensibi” olarak tanımlanır. Umuma arz koşulu, önceki eser adını kullanan sonraki eser adı için de geçerli olup kamuya sunulmayan sonraki eser adı için FSEK’in 83. maddesi uygulama alanı bulmaz (Yavuz/Alıca/Merdivan, s. 2899, 2900; Öztan, s. 757).
20. Önemle belirtilmelidir ki; FSEK’in 83. maddesi kapsamındaki korumanın talep edilmesi, koruma talep edilen fikrî ürünün Kanun’un belirlediği unsurları taşıyan bir “eser” niteliğini haiz olması koşuluna bağlı olup, adının korunması istenen fikrî ürünün eser niteliği re’sen araştırılmalıdır. Bu anlamda FSEK’in 83. maddesinin uygulanmasında, eserin niteliğinin ve türünün herhangi bir önemi olmadığı gibi koruma süresinin sona erip ermemesi de önem arz etmez (Tekinalp, Ünal: Fikrî Mülkiyet Hukuku, İstanbul 1999, s. 272; Yavuz/Alıca/Merdivan, s. 2893, 2894; Öztan, s.760). Bu hususa ek olarak FSEK’in 83. maddesi, eserin adının başka bir eserde kullanılması hâlinde uygulama alanı bulacak olup korunan eserin adının başka bir eser yerine ürün, işletme yahut benzeri ortam ve biçimlerde kullanımı hâlinde FSEK’in 83. maddesinden ziyade genel hükümler uygulama alanı bulur. Bu bağlamda bir eserin adının kullanıldığı diğer ürünün de eser niteliğini haiz olup olmadığı da re’sen gözetilmelidir (Yavuz/Alıca/Merdivan, s. 2894). Öte yandan FSEK’in 83/3. maddesi uyarınca eserin adının anılan madde kapsamında korunması için eser niteliğini haiz olması gerekmez.
21. İşlenme eser niteliğindeki fikrî ürünlerde de eser sahipleri, esere özgün bir ad koyarak umuma arz etmişlerse bu adın başka eserlerde kullanımını, FSEK’in 83. maddesi kapsamında engelleyebilirler. İşlenme eserin dayanağı olan asıl eseri işleyen diğer eser sahipleri ise eseri ilk olarak işleyen kimsenin işlenme eserinde kullanmış olduğu özgün adı kendi eserlerinde kullanıp kamuya sunamazlar. Zira asıl eserden yararlanma serbestîsi bulunmasına karşın işlenme eserin, ilk olarak onu işleyen eser sahibi tarafından konulan ayırt edici nitelikteki adı, FSEK’in 83. maddesi kapsamında korunur. Ancak işledikleri eserdeki özgün adı ortaya çıkardıkları esere vermişlerse işlenme eser sahiplerinden hiçbiri FSEK’in 83. maddesi kapsamında ortaya çıkardıkları eserlerinin bu nitelikteki adlarının korunmasını talep edemezler (Yavuz/Alıca/Merdivan, s. 2894, 2895). İşlenme eser kapsamında belirtilen tüm bu hususlar, derleme eserler için de geçerli olup sahibinin hususiyetini haiz bir derleme esere konulan ayırt edici nitelikte özgün bir adın, başka eserlerde iltibas oluşturacak şekilde kullanımı da yine FSEK’in 83. maddesi kapsamında engellenebilir.
22. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 83. maddesinde tesis edilen eserin adına ilişkin koruma, “haksız rekabet” hükümleri çerçevesinde olup eser adına ilişkin yukarıda anılan hüküm anlamında bir iltibasın söz konusu olduğu durumda, müeyyidelere ilişkin olarak dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 56 ve devamındaki maddeleri uygulama alanı bulacaktır. Maddedeki “iltibas” kavramı ise TTK’nın 57/5. maddesinde de bahsi geçen bir husustur. Bu doğrultuda FSEK’in 83. maddesi kapsamında iltibasın mevcudiyetine dair incelemede, TTK’nın haksız rekabete ilişkin ilkeleri nazara alınır. Ayrıca FSEK’in 83/5. maddesi gereğince önceden kamuya arz olunmuş bir eserin adını, sonradan kamuya arz olunan eserde veya çoğaltılmış nüshalarında, iltibasa meydan verecek surette kullanan kimseler hakkında haksız rekabete müteallik hükümlerin uygulanması için bu kimselerin tacir olmaları gerekmez (Tekinalp, s. 271,; Öztan, s. 755, 756; Yavuz/Alıca/Merdivan, s. 2902).
23. Ayrıca eserin adına ilişkin haksız rekabet hükümleri kapsamında FSEK’in 83. maddesi kapsamında sağlanan koruma, aynı eser adının aynı zamanda fikir ve sanat eserleri hukuku, marka veya tasarım hukukuna göre korunmasına engel teşkil etmez. Eş söyleyişle eser adı, FSEK’in 83. maddesi yanında ilgili mevzuatlarda öngörülen koşulları mevcut olmak şartıyla fikir ve sanat eserleri hukuku, marka veya tasarım hukukuna göre de korunabilir (Yavuz/Alıca/Merdivan, s. 2902; Tekinalp, s. 271; Öztan, s. 756).
24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yazar ve şair Yahya Kemal Beyatlı’ya ait yayınlanmış yahut yayınlanmamış bir kısım eserlerin davacı tarafından derlenip işlenerek kitap hâline getirilip oluşturulan kitaba yine davacı tarafından “Eğil Dağlar” isminin konulduğu, aynı adın davalı tarafından yine yazar ve şair Yahya Kemal Beyatlı’ya ait bir kısım eserlerin işlenip derlenerek oluşturulan kitapta kullanıldığı, “Eğil Dağlar” adının ise Yahya Kemal Beyatlı’ya ait bir yazıda başlık olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
25. Hem davacı hem de davalıya ait aynı adı taşıyan eserlerin Yahya Kemal Beyatlı’ya ait şiir ve nesirlerin bir araya getirildiği, birbirinden farklı düşünce ürünü derleme eserler niteliğinde olduğu, anılan eserlerdeki Yahya Kemal Beyatlı’ya ait Osmanlıca olarak kaleme alınan yazıların da Latin harfleriyle işlenmesinin de söz konusu olduğu, davacı tarafın sahibi olduğu “Eğil Dağlar” adlı derleme eserin, bu adla davalının eserinden önce kamuya sunulduğu sabittir.
26. Her ne kadar “Eğil Dağlar” adı, Yahya Kemal Beyatlı’ya ait bir yazının başlığı ise de; bu başlığın davacı tarafından oluşturulan ve onun hususiyetini taşıyan derleme eserin adı olarak, kitaptaki diğer yazıların başlıkları içerisinden seçilmiş ve bu isimle kamuya arzı sonrasında davacıya ait eser, anılan isimle tanınmıştır. Bu doğrultuda davacının, Yahya Kemal Beyatlı’nın varislerinden devraldığı hak kapsamında meydana getirmiş olduğu derleme eserin hususiyeti kapsamına, ayırt edici niteliği haiz olan “Eğil Dağlar” şeklindeki eser adı da dâhil olup davacı eserindeki bu isim, FSEK’in 83/2. maddesi anlamında umumen kullanılan veya ayırt edici bir vasfı bulunmayan bir ad olarak da nitelendirilemez. Bu sebeple davacı, eserinin ismi ve bu suretle eserinin bir parçası hâline gelen “Eğil Dağlar” adı üzerinde davalıya nazaran üstün nitelikte hak sahibi olduğundan anılan eser adına ilişkin tüm korumalardan yararlanır (FSEK m. 13/2).
27. Neticeten davacının, derleme eserinin adı olarak belirleyip kamuya sunmuş olduğu “Eğil Dağlar” şeklindeki eser adının, yazar Yahya Kemal Beyatlı’ya ait yazılardaki diğer başlıkların yahut ayırt edici niteliği bulunan diğer bir ibarenin eser adı olarak konulması imkânının mevcudiyetine rağmen davalı tarafından seçilerek sonradan ortaya çıkardığı derleme eserde iltibasa neden olacak şekilde ad olarak kullanımı, FSEK’in 83. maddesi çerçevesinde haksız rekabet tehlikesine vücut verecektir. Bu sebeple davacının eser adına yönelik talebinin FSEK’in 83. maddesi çerçevesinde değerlendirilerek hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
28. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
29. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.