Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/2820 E. 2021/4181 K. 22.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2820
KARAR NO : 2021/4181
KARAR TARİHİ : 22.12.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 20/02/2012 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil veya tazminat istenmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davacının tazminat isteminin kısmen kabulüne, tapu iptali ve tescil talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 14/01/2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve katılma yolu ile davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı, davalılar miras bırakanı … ile dava dışı yüklenici arasında yapılan 28/07/2006 tarihli sözleşmede Adana 10. Noterliğinin 27/07/2006 tarihli ve 16108 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesinin uygulanması esaslarının belirtildiğini, yüklenici tarafından davalılar miras bırakanına ait taşınmaz üzerine yapılacak inşaat esnasında mali müşavir olarak …’nın ve hukuk müşaviri olarak ise Avukat …’ün görev alacağını ve aylık olarak verilecek maaşın haricinde arsa sahibi de olan davalılar miras bırakanınca … ve Avukat …’e birer daire verileceğini, Adana 7. Noterliğinin 30/09/2010 tarihli ve 15052 yevmiye sayılı düzenleme şeklindeki vekaletname ile mirasbırakan tarafından …’ya 1964 ada 318 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı B Blok 2. Kat 9 No’lu bağımsız bölüm ve B Blok 9. Kat 37 No’lu bağımsız bölümün satılması, satış parasının alınması, tapu memuru huzurunda ferağ takrirlerini vermek, tescil talebinde bulunmak ve satış vaadi sözleşmesi yapmak üzere vekil kılındığını, …’ya verilen dairenin ise 20/12/2010 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile bedelinin ödenerek kendisi tarafından satın alındığını, tapuda devrin hala yapılmadığını ileri sürerek 9 No’lu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile adına tescilini, ikinci kademede ise satış bedeli olarak ödediği 75.000,00TL’nin yasal faiziyle davalılardan alınarak tarafına verilmesini istemiştir.
Davalı …, davalılar murisi … ile yüklenici arasında noterde yapılmış 27/07/2006 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin sonrasında harici olarak feshedildiğini, davalılar murisi … ile aralarında yapılan 28/07/2006 tarihli sözleşme uyarınca kendisine hizmetlerinin karşılığı 1 adet dairenin verilmesinin kararlaştırıldığını, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin haricen feshedilmiş olmasına rağmen 28/07/2006 tarihli sözleşme hükümlerinin … vefat edinceye kadar sürdüğünü, 05/06/2007 tarihinde arsa sahibi …’ın başka bir yüklenici ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladığını, kendisi ve hukuk müşaviri Avukat …’ün hizmet vermeye devam ettiğini, davacıya haricen sattığı dairenin dava konusu daire olduğunu, bir takım kısıtlamalar nedeniyle verilen vekaletname ile kendisine devir yapılamadığını, açılan davayı kabul ettiğini belirtmiştir.
Davalı …, yapılan sözleşme doğrultusunda dava konusu dairenin … tarafından satıldığının, davaya bir itirazının olmadığını belirterek yargılama giderlerinden muaf tutulmayı talep etmiştir.
Diğer davalılar vekilleri, hukuk müşari ve mali müşaviri yapacakları hizmet karşılığı birer adet dairenin miras bırakanları … tarafından verilmesinin kararlaştırıldığı 28/07/2006 tarihli adi sözleşmenin Adana 10. Noterliğinin 27/07/2006 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin uygulanmasına yönelik olarak düzenlendiğini ve bu sözleşmenin 27/11/2006 tarihinde taraflarca karşılıklı olarak feshedildiğinden davaya konu satış vaadi sözleşmesinin geçerliliği kalmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ilk hükümde davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı vekilince temyizi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 30/10/2019 tarih, 2018/5160 esas, 2019/7190 karar sayılı ilamıyla; ”…somut olaya gelince, dava konusu 9 No’lu bağımsız bölümün satışının vaad edildiği 20/12/2010 tarihli satış vaadi sözleşmesinin adi nitelikli olup yukarıda belirtildiği üzere resmi şekil koşuluna uygun olarak yapılmadığı anlaşıldığından mahkemece, tapu iptali ve tescil talebi yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmüştür. Ne var ki, satış vaadi sözleşmesine konu bağımsız bölüm maliki adına vekaleten belirtilen sözleşme akdedildiğinden, satış vaadi sözleşmesinde satış bedeli olarak ödendiği belirtilen miktar kadar vekil eden ile vekil sıfatı ile sözleşmede yer alan ve davayı kabul eden davalı …’nın sorumlu tutulmaları gerektiği düşünülmeksizin tazminat isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmiştir.” şeklindeki gerekçe ile hüküm bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; dava konusu Adana ili, Seyhan ilçesi, Döşeme Mahallesi, 1964 ada, 318 parsel (yeni 10489 ada, 9 parsel ) sayılı taşınmaz yönünden açmış olduğu tapu iptal ve tescil davası hakkında mahkemenin 07/11/2013 tarih, 2012/345 esas, 2013/820 karar sayılı ilamı ile davanın reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı vekilinin temyiz isteminin Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 30/10/2019 tarih, 2018/5160 esas, 2019/7190 karar sayılı ilamı ile reddine karar verildiği anlaşıldığından; bu talep yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacının tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 75.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar … ile …’dan alınarak davacıya verilmesine, muris … mirasçıları hakkında açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili ve katılma yoluyla davalı … temyiz etmişlerdir.
Hükmün hangi hususları kapsayacağı 6100 sayılı HMK’nın 297. maddesinde belirtilmiştir. Ayrıca hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır, hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini ve ifa kabiliyetini yitirir. Bozma kararından sonra bozmaya uyularak verilen hüküm yeni bir hükümdür ve hüküm bir bütündür.
Bilindiği üzere, mahkemenin bozma kararına uymasıyla, bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış bir hak doğar. Yani; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için, o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yapmak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluştuğundan, bu mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı olması usule uygun sayılmaz. Mahkemenin bozma kararına uyması ile oluşan, bozma uyarınca işlem yapma ve hüküm verme durumu, yanlardan birisi lehine, diğeri aleyhine hüküm kurma sonucunu doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir. Bu kurum usul yasasının dayandığı ana esaslardan olduğu gibi, kamu düzeni ile ilgili bulunması nedeniyle de re’sen gözetilmesi gerekir. Somut olayda; Mahkemece, Yargıtay bozma ilamına uyulduğu halde bozma ilamının gereği yerine getirilmemiştir. Bozma ilamında da vurgulandığı üzere, satış vaadi sözleşmesine konu bağımsız bölüm maliki adına vekaleten belirtilen sözleşme akdedildiğinden, satış vaadi sözleşmesinde satış bedeli olarak ödendiği belirtilen miktar kadar vekil eden … (mirasçıları) ile vekil sıfatı ile sözleşmede yer alan ve davayı kabul eden davalı …’nın sorumlu tutulmaları gerekirken bozma ilamına aykırı olarak yazılı olduğu üzere, davalılar … ile …’nın sorumlu tutularak hüküm kurulması doğru değildir.
Bunun yanında; mahkeme gerekçesinde tazminattan vekil eden ile birlikte vekil sıfatı ile sözleşmede yer alan ve davayı kabul eden davalı …’nın sorumlu tutuldukları belirtilerek gerekçe ve hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması, ayrıca tapu iptali ve tescil istemi yönünden de; hükmün kesinleşmiş olması sebebiyle yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek söz konusu talep açısından bozma ilamından sonra hüküm tekrarı ile yeniden bir hüküm kurulmaması da doğru görülmemiş, bu sebeplerle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.