Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2021/2321 E. 2021/6661 K. 10.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2321
KARAR NO : 2021/6661
KARAR TARİHİ : 10.11.2021

MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL – BEDEL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil ile tazminat istekli dava sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen kararın davalılar tarafından istinafı üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

-KARAR-

Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil ile tazminat isteklerine ilişkindir.
Davacı, davalılar ile baba bir kardeş olduklarını, mirasbırakan babası …’nun, mirastan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak dava konusu 332 ada 16 ve 35 parsel sayılı taşınmazlardaki ½’şer payını 29.05.1992 tarihinde dava dışı … …’a, adı geçenin de 27.08.1992 tarihinde mirasbırakanın oğulları olan davalılar … ile …’a, davalıların da 01.10.2012 tarihinde dava dışı … …’na satış yoluyla temlik ettiğini, mirasbırakanın 194 ada 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan 13 no’lu bağımsız bölümdeki payını da yine muvazaalı olarak 19.12.2012 tarihinde ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle davalı oğlu …’a devrettiğini ileri sürerek, dava konusu 332 ada 16 ve 35 parsel sayılı taşınmazlar yönünden miras payına karşılık belirsiz alacak davası şeklinde şimdilik 5.000 TL’nin faiziyle birlikte davalılardan tahsilini, dava konusu 194 ada 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan 13 no’lu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tescilini istemiştir.
Davalılar, iddiaların asılsız olup, davacının dışlanmadığını, tüm satışların geçerli olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesince, dava konusu 332 ada 16 ve 35 parsel sayılı taşınmazlar yönünden temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle tazminat isteğinin kabulüne, ölünceye kadar bakma sözleşmesine konu edilen ve iptal tescili talep edilen dava konusu 13 no’lu bağımsız bölüm yönünden ise iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; kararın davalılar tarafından istinafı üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, dava konusu 13 no’lu bağımsız bölümle ilgili ret kararının davacı tarafından istinaf edilmemesi nedeniyle bu yönden inceleme yapılmadığı, kabul kapsamındaki dava konusu 332 ada 16 ve 35 parsel sayılı taşınmazların mirasbırakan tarafından bağış yoluyla davalılara devredilmesi nedeniyle muris muvazaası koşullarının oluşmadığı, tenkis isteğinin bulunmadığı da gözetildiğinde bu iki parça taşınmazla ilgili tazminat isteğinin reddi gerekirken kabulünün doğru olmadığı gerekçesiyle davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddi yönünde yeniden hüküm kurulmuştur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1933 doğumlu mirasbırakan …’nun 01.05.2017 tarihinde ölümü üzerine, …’ten olma davacı kızı …, dava dışı son eşi … ve bu eşten olma dava dışı kızı … ile önceki eşi …’den olma çocukları davalılar …, … ve dava dışı …’in mirasçı kaldıkları; dava konusu 194 ada 1 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 13 no’lu bağımsız bölümün ½ payı mirasbırakan adına kayıtlı iken, bu payını 19.12.2012 tarihinde ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle davalı oğlu …’a temlik ettiği, dava konusu 332 ada 16 parsel sayılı taşınmazın ½ payı mirasbırakan adına kayıtlı iken, bu payını 29.05.1992 tarihinde dava dışı … …’a satış yoluyla temlik ettiği, adı geçenin de mirasbırakandan edindiği bu ½ payı 27.08.1992 tarihinde eşit şekilde mirasbırakanın oğulları olan davalılar … ve …’a satış yoluyla temlik ettiği, bu taşınmazın dava dışı ½ payının ise dava dışı … … adına kayıtlı iken, 12.08.1983 tarihli bağış işlemiyle eşit şekilde davalılar … ve …’a devrettiği, davalıların bu suretle taşınmazın tamamına malik oldukları ve taşınmazın tamamını 01.10.2012 tarihinde satış yoluyla dava dışı 3. kişi … …’na devrettikleri; dava konusu 332 ada 35 parsel sayılı taşınmazın da 2/4 (½) payı mirasbırakan … adına kayıtlı iken, bu payını 29.05.1992 tarihinde dava dışı … …’a satış yoluyla temlik ettiği, adı geçenin de mirasbırakandan edindiği bu ½ payı 27.08.1992 tarihinde eşit şekilde mirasbırakanın oğulları olan davalılar … ve …’a satış yoluyla temlik ettiği, bu taşınmazın dava dışı ½ payının ise dava dışı … … adına kayıtlı iken, 12.08.1983 tarihli bağış işlemiyle eşit şekilde davalılar … ve …’a devrettiği, davalıların bu suretle taşınmazın tamamına malik oldukları ve taşınmazın tamamını 01.10.2012 tarihinde satış yoluyla dava dışı 3. kişi … …’na devrettikleri anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; dava konusu 13 no’lu bağımsız bölümle ilgili olarak İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın davacı tarafından istinaf edilmediği, istinaf edilmeyen bir hususun temyizde ileri sürülemeyeceği nazara alındığında, davacının dava konusu 13 no’lu bağımsız bölüme yönelik temyiz itirazlarının reddine.
Ancak, dava konusu 16 ve 35 parsel sayılı taşınmazların çekişmeye konu 1/2’şer payının mirasbırakandan dava dışı … …’a, ondan da davalılara ve davalılardan da 3. kişiye satış yoluyla temlik edildiği, bu taşınmazların çekişmeye konu edilmeyen 1/2’şer payının ise 12.08.1983 tarihinde bağış yoluyla dava dışı … …’ndan davalılara geçtiği anlaşıldığı halde, Bölge Adliye Mahkemesince bu hususun gözardı edilerek sanki çekişmeli paylar mirasbırakandan davalılara bağış yoluyla geçmiş gibi değerlendirme yapılarak tazminat isteği yönünden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Hal böyle olunca, dava konusu 16 ve 35 parsel sayılı taşınmazların çekişmeye konu 1/2’şer payları yönünden davacının tazminat isteğiyle ilgili olarak işin esasının incelenmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacının değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371/1-a maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK’nin 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.11.2021 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.