YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/1658
KARAR NO : 2012/1899
KARAR TARİHİ : 20.02.2012
Zorla kaçırıp alıkoyma, ırza ve namusa tasaddide bulunma suçlarından sanık …’in yapılan yargılaması sonunda; atılı suçlardan mahkûmiyetine dair Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 21.03.2006 gün ve 2005/341 Esas, 2006/296 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle 06.02.2008 Çarşamba saat 14:00’e duruşma günü tayin olunarak sanık müdafiine çağrı kağıdı gönderilmişti.
Belli günde Hakimler Kurulu duruşma salonunda toplanarak Yargıtay Cumhuriyet Savcılarından … hazır olduğu halde oturum açıldı.
Yapılan tebligat üzerine sanık müdafiin gelmediği ve ayrıca bir talepte de bulunulmadığı anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Savcısının uygun görülen talep ve mütalaası dairesinde DURUŞMASIZ inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek, vaktin darlığına binaen dosyanın incelenmesi başka güne bırakılmıştı.
Bugün dava evrakı incelenerek aşağıda yazılı karar ittihaz olundu:
Sanık hakkında zorla kaçırıp alıkoyma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Delillerle iddia ve savunma, duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, yerinde görülmeyen sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanık hakkında ırz ve namusa tasaddide bulunma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz istemine gelince;
Sanığın oluşa uygun olarak işlediği kabul edilen ırz ve namusa tasaddide bulunma suçunun 765 sayılı TCK.nın 415/2. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırına göre aynı Kanunun 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirlenen 7 yıl 6 aylık asli ve ilave zamanaşımının, suç tarihi olan 06.07.2003’ten inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından, 5237 sayılı TCK.nın 7/2 ile 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilmek suretiyle hükmün 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanunun 322 ve 5271 sayılı CMK.nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 20.02.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Sanık … oğlu … ‘in müşteki …’in kendisini arkadan kullandığını anlatması üzerine eşinden bunu duyan sanığın, on üç yaşındaki müşteki …’i arazide arkadaşlarıyla oynarken alarak diğer arkadaşlarından uzaklaştırdığı “sen benim oğluma nasıl yaptıysan bende seni öyle yapacam” diyerek, pantalonunu indirterek cinsel organına kalçasına ve makat bölgesine sürttüğü, “seni köy içerisinde çıplak gezdireceğim” diyerek, alt bölgesi soyunuk, atletli şekilde mağduru araziden köyün içerisindeki evinin ahırına götürdüğü orada da aynı şeyi yapmak istediği, ancak sanığın eşi … ve tanık … ‘ın gelmesi ile “ben buna yapacağımı yaptım siz ne yaparsanız yapın ben onu üç defa yaptım altından nasıl kalkarsanız kalkın, bildiğiniz yere şikâyet edin” dediği, müşteki …’in bu eylemlerin kendisine yapılması esnasında sanığın cinsel organının sertleşmediğini beyan ettiği görülmekle tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde;
Sanığın oğlu …’ye yönelik müşteki … tarafından tasaddide bulunduğuna ilişkin yoğun bir şüphe bulunduğu, sanığın oğluna karşı samimi olarak yapıldığını düşündüğü haksız bir hareketin meydana getirdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında isnat edilen eylemi müştekinin de belirttiği şekilde şehevi bir tatmin duygusu olmaksızın gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Sanığın eylemini haksız bir fiilin şiddetli etkisi altında gerçekleştirmesi ve şehevi bir duygu taşımaması nedeniyle TCK 29 daki haksız tahrik hükümlerinin uygulanması şartları oluşmuştur. Her ne kadar Yüksek 5. Ceza Dairesinin 12.06.2007 gün ve 2007/4022-4722 Ek sayılı nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarıyla ilgili bir kararında sanıkların işledikleri suçların niteliği dikkate alınarak haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması mümkün olmadığına işaret etmiş olup bu karar haklı olarak haksız tahrik ile şehvet duygularının birbiriyle bağdaşmadığı kabulüne dayandırılmış ise de; somut olayımızdaki suçun işleniş biçimi itibarıyla haksız bir fiil ve bunun etkisiyle anılan eylemin gerçekleştiği, fakat müştekinin ifadesinde de belirttiği şekilde sanığın cinsel organının sertleşmediği, sanık babanın oğluna yapılan eylemden dolayı duyduğu kızgınlıkla bu eylemi yaptığı, haksız tahrik sonucu yapılan eylem esnasında şehvet hissinin bulunmadığı, şehvet hissinin bulunmaması nedeniyle gerçekleştirilen cinsel davranış görünümündeki eylemde haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına bir engel bulunmadığı anlaşılmaktadir. Esasen Ceza Kanunun genel hükümler bölümünde düzenlenen kusurluluğu azaltan TCK.nın 29. maddesi, şartların oluşması halinde herhangi bir ayrım yapılmadan bütün suçlar bakımından geçerli bir maddedir. Bu nedenle şehevi bir nitelik taşımaması şartıyla, cinsel suçlar kapsamına giren eylemlerin gerçekleştirilmesi halinde haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını engelleyen bir durum bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle sanık hakkında suç tarihine göre zorla kaçırıp alıkoyma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş olup ırza tasaddi eyleminde şehvet hissi bulunmaması sebebiyle 765 sayılı TCK.nın 179. maddesindeki suçun uygulama şartlarının tartışılması gerektiği gibi, TCK.nın 430. maddesindeki zorla kaçırıp alıkoyma suçunun doğrudan cinsel bir suç olmadığı da gözetilerek haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına da engel bulunmadığından, sayın çoğunluğun zorla kaçırıp alıkoyma suçundan verilen kararın onanmasına ilişkin görüşüne katılmıyorum.